İmralı’dan Türkiye’yi yönetmek

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Son zamanlarda Türkiye, Referandumun verdiği mesaja kilitlenmiş durumdadır. Her yanda halk oylamasının siyasi partiler yönünden analizi yapılıyor. Referandum, halkın anayasa değişikliğine verdiği cevap olarak değil siyasi partilere ve liderlerine verdiği mesajlar olarak irdeleniyor. Referandumda “Evet”lerin sahibi belli de tartışma “Hayır”lar konusunda sürüyor.
Referandumda etkili olan esas gücün cemaat ve İmralı olduğunu hep söyledik ve yazdık. Her iki odağın da olağan dışı örgütlülüğü ve doğal yapısı etkin gücünün görülmesini engelliyor.


Cemaat ve İmralı etkisi!
Hanefi Avcı’nın yazdıklarının %10’u bile doğru olsa; bu durum cemaatin devlet içerisindeki etkinliği konusunda yeterli bilgiyi verir. Ayrıca Deniz Baykal’ın istifası sırasında  “Pensilvanya’ya” atıfta bulunma ihtiyacı duyması, Başbakan Erdoğan’ın da referandumun sonuçlarını değerlendirirken “Okyanus ötesine teşekkür” etmesi cemaatin siyaset üzerindeki etkisini özetlemeye yeter. Ancak bizim üzerinde duracağımız husus bu değildir.
Asıl üzerinde durmamız gereken husus İmralı’nın referandum ve Türkiye siyaseti üzerinde sanılandan çok daha fazla olan etkisidir.
İmralı, “DTK’nın başına Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk geçsin” diyor ve onlar da geçiyorlar. “Eylemsizlik kararı alınmalı” diyor ve PKK “20 Eylül’e kadar bu kararı alıyor”. “Boykot, şartlara göre esnetilebilir”  diyor, derhal DTP, “Başbakanın 3 Eylül Diyarbakır Mitingindeki konuşmasına kadar bekleyeceğiz” diyor. “Boykot fikrini sadece benimsemek ve buna destek yetmez, boykot daha da aktifleştirilmeli ve derinleştirilmeli” diyor ve öyle de yapılıyor.
Referandum sonrası 15 Eylül tarihli Akşam Gazetesi “Boykot mesajdı diyalog sürmeli” diye İmralı’daki mahkûmun sözlerini manşet yapıyor. Öcalan İmralı’dan röportaj yapıyor ve bu röportajında şu mesajı veriyor: “Biz isteseydik referandumu kaybederlerdi. Erdoğan’a son bir şans verdik. Bunu iyi görmesi gerekir” .
Öcalan, “ulus-devlet” ile ilgili görüşünü de şöyle açıklıyor: “Türkiye’de ulus-devlet anlayışı halklara dar geliyor. Ulus-devlet anlayışını her kesim bir köşeden yontmaya çalışıyor, böyle bir süreç başladı. Demokratik özerklik, bu anlayış karşısında en doğru seçenektir”.
BDP Genel Başkanı, “Demokratik özerkliğe kadar mücadeleye devam”  sözlerini ediyor. Ardından da Güneydoğu’da “çocukları ilk hafta okula göndermeme” kararı alıyor ve bunu sivil itaatsizlik bağlamında kamuoyuna duyuruyorlar.


Türkiye’yi kim yönetiyor?
Bu arada DTK’nın eş başkanı Ahmet Türk, yalnız Öcalan’ın talimatlarıyla yetinmiyor, konuyu Talabani ve Barzani ile de görüşüyor. Türkiye’ye dönüşü sonrasında da Kamuoyunda “Akil Adamlar’ olarak da bilinen Bağımsız Türkiye Komisyonu üyeleriyle bir araya geliyor. Ahmet Türk, PKK’nın verdiği sürenin dolduğuna işaret ederek bir kez daha silahların susması için Ankara’yı masaya davet ediyor. Ahmet Türk, resmen şunu söylüyor, ya PKK’ya 20 Eylül’e kadar ilan ettirdiğimiz eylemsizlik tarihine kadar Başbakan ve Cumhurbaşkanı bizi kabul eder ve gerekli tavizleri verir ya da PKK’ya söyleriz, cinayet ve terörist faaliyetlerine başlar!
Her şey yeterince açık değil mi?

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları