İnanç açlığını anlamak

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Açlık, yalnız mideye özgü bir süreç değildir. Bu yüzden bireyin yalnızca fiziki  “alışveriş”lerle açlığını gidermesi söz konusu olamaz. Kişiler sevgiye, aşka, arkadaşlığa da aç olabilirler. Demek ki açlık hem fiziksel hem de ruhsal bir sorundur. Ayrıca açlık somut olduğu kadar soyut unsurlar da içerir.
Fiziki açlık somuttur. Güdülerin amansız baskısı sonucu sorun olarak ortaya çıkar ve tatmin edilince de belirli bir süre varlığını gizler. Psikolojik, manevi ya da zihinsel açlık ise soyuttur, dışarıdan fark edilmesi güç, hatta imkânsızdır. Fiziki açlığı giderecek tatmin vasıtaları bol ve belli iken, manevi açlığı giderecek vasıtalar belirsiz ve kıttır. Yani ekmeği, elbiseyi, konutu her zaman bulma imkânına sahip olabilirsiniz, ancak imanınızı güçlendirecek, kendinize güveninizi sağlayacak ya da aidiyet duygunuzu tatmin edecek vasıtaları her aradığınız zaman bulamazsınız. Diğer yandan ekmeğin, aşın ya da elbisenin kalitesini her istediğiniz zaman belirleme imkanına sahip olmak mümkünken, arkadaşınızın, komşunuzun, dostunuzun ya da sevginizin seviye ve kalitesini tayin imkanına sahip olamazsınız.
Önce ekmek sonra erdem tarzında bir yaklaşım, insanları büyük ölçüde maddenin egemenliği altına sokmuştur. Bu düşüncenin hareket noktası maddi güç elde edilince şeref, ahlak, namus ve kişilik de ardından gelecektir. Umulanın tersine maddi güç -kapitalizmin doğası gereği- ahlaki ve inanç temellerinden yoksun olması sebebiyle kendine has namus, ahlak ve şeref anlayışı icat etmiştir. Her sistem kendi üslubunu yaratır. Neticede geleneksel kavramların içi boşaltılmış, mevcut sistem kendi dinini, ahlakını ve değerlerini bu boşluğa boca etmiştir. Bugünkü ahlak, din ve fazilet anlayışı makinenin ve burjuvanın denetlediği ve izin verdiği kapsamda bir anlayıştır.
Her türden dünya nimeti için açlık çekebilirsiniz. Açlık çektiğiniz maddeleri edindiğinizde de açlığınızı ve nefsinizi o an için köreltebilirsiniz. Ancak manevi açlık ya da inanç açlığı teşhisi, tedavisi ve tatmini en zor açlıklardan birisidir.
Doğa en büyük gerçekliktir. Fiziğiniz her gün size yüzlerce gerçeği kimi zaman değişerek, kimi zaman çirkinleşerek, bazen sızlatarak, bazen de ağrıyarak anlatır. Bitkiler, eşyalar, iklimler ve örgütler her gün yeni yeni şeyler söyler. Su buharlaşarak, soğuk ısınarak, güneş batarak, ham olgunlaşarak, olgun çürüyerek mesaj verir. Bakmakla görmek arasındaki fark gibi görmekle anlamlaştırmak arasındaki fark da kilometreler büyüklüğündedir.
Doğa hıçkırır, biyoloji can çekişir, toplum çığlık atarken yönetimlerin hiçbir anormal durum yokmuş gibi sedire yan gelip yatması Doğu kültürüne has bir özelliktir.
Bugün dünyada büyük bir inanç açlığı yaşanmaktadır. Bireyin cebini ve karnını doyurarak inanç açlığını gidermesi mümkün değildir. Devasa boyuttaki inanç açlığını yok sayarak, toplumu yönetmek olacak şey değildir. İnsanlar inançlarını öğrenmek ve onları yaşamak istiyorlarsa, müphemler, muğlaklar ve imalarla inanç açlığını gideremezsiniz.
Yerin üstünde istediği gibi kendini ifade edemediğini savunan birtakım inanç sahipleri, yerin altında kendilerini saklamak yoluna gitmişlerdir. Yanlış tutum, yanlış davranış hatta inançla hiç ilgisi olmayan sapmalar, hep yerin üstünün yeterince aydınlık olmamasından kaynaklanmaktadır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları