İnandırmak-Aldatmak

A+A-
Altemur KILIÇ

Başbakan Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda, Türkiye adına konuşmak ve davalarımızı, durumumuzu oradan dünya kamuoyuna anlatmak için New York’a uçtu. Ülkemizin çok hayati iç ve dış sorunlarla karşı karşıya olduğu bu bağlamda, bu konuşma ve orada başta Obama olduğu halde, yabancı hükümet ve devlet adamlarıyla yapacağı görüşmeler çok önemli... Millet olarak, vatanseverler olarak, şu sırada iç çekişmeleri muvakkaten bir yana bırakıp, ona manevi destek vermemiz, başarı dilememiz gerekir. Ama “inandırıcılık” ,  muhataplarını inandırmak “özde” başlar.
“İnandırıcı” olmak, itimat telkin etmek, bir devlet adamının önde gelen vasfıdır. Aksi olan “aldatmak” ise, politikacının başlıca zanaatı!..

***


Bu ileri iletişim çağında, dünyada hiçbir şey gizli kalmıyor; yabancı devlet adamları, herhalde son zamanlarda Türkiye’de olup bitenleri takip ediyorlardır. Daha da öte, Türkiye’deki zaaf eserlerini de görüyorlardır. Bu, onları etkilemez ve müzakerelerde ellerini kuvvetlendirmez mi?
Hazret, hareketinden önce öyle şeyler söyledi ki, “inandırıcılık”  bir yana kafaları karıştırdı... Muhalefet ve medyadaki karşıtları hakkında söyledikleri, “manevi destek” ihtimalini de sıfıra indirdi.
Daha kötüsü, şimdi New York’ta ülke çıkarları konusundaki tutumundan endişe ediyoruz.
“MİT-PKK” arasındaki “Oslo muhabbeti” konusunda kendisinin ve adamlarının söyledikleri iktidarın, Başbakanın “inandırıcılığını” tüketti. Öfkesi de bundan!
Zaten olay, Cumhurbaşkanının, TBMM Başkanının, Bülent Arınç’ın “tevilleri” ile karışmıştı; şimdi de “Arapsaçına döndü” ... Arınç, “Müsteşar yardımcısı sıfatıyla toplantıya katılıyor olması, onun Başbakanlıkla ilgili olduğunu göstermez” derken, Ömer Çelik “İlk bakışta anlaşılır gelmeyen ifadeler olabilir” diyor... Olayın kahramanı, dokunulmazlığı olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan, “Bu ekibin yeni üyesiyim. Yaklaşık bir ay önce İmralı’da Sayın Öcalan’la bir araya geldik. Müsteşar yardımcısıyım ama, Sayın Başbakanımızın özel temsilcisiyim; Sayın Başbakanımız bu konuda beni görevlendirdi” demişti ve herhalde Oslo da bu talimatla devam ediyor...

***


Ve Başbakan Erdoğan: “Ben hükümetim, görüşmeleri devlet yapıyor... PKK’yla devlet görüştü, devletin başı iktidardır. Ben gönderdim; ama devlet adına görüştüler...”
Şimdi çıkın bu işin içinden; kim “devlet” , kim  “hükümet” ? Talimatlar “Devletten” mi; “Hükümetten” mi; “Erdoğan” dan mı?.. Aslında sorun burada: “Hükümet” ile “Devleti” birbirine karıştırmışlar... Şimdi de topu oradan buraya atıyorlar. Kısacası “çuvalladılar” ... Yalanlar ayaklarına dolandı ve futboldaki gibi kendi kalelerine goller atıyorlar!

***


Asıl sorun, sorunumuz, Erdoğan’ın “fenomenal”  yükselişi ve Peter Prensibi’ndeki(*) gibi “yükselerek” bilgisi, birikimi ve eğitimiyle, en layık olmadığı, en az becerisi ve yeteneği bulunan bir mevkiye gelmesi... “Devlet adamı” değil, “politikacı” olması ve Türkiye tarihinin en tehlikeli kavşağında, böyle bir kişinin devleti yönetmesi... Ne var ki “futbol” veya “hentbol” oynanmıyor... Söz konusu olan Türkiye’nin kaderi!..
(*) Peter Prensibi: İlke, hiyerarşiye dayalı bir organizasyonda kişilerin yeterli oldukları sürece daha yüksek bir pozisyona terfileri nedeniyle, eninde sonunda artık yeterli olmadıkları seviyeye (yetersizlik seviyesi) geleceklerini öngörmektedir. Kişiler ulaştıkları bu son noktada kalacak, artık yetersiz oldukları için daha yüksek pozisyonları elde edemeyeceklerdir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları