İngilizlere "beni kaçırın" mektubu yazan benim dedem değildi Nilhan Sultan!

İngilizlere "beni kaçırın" mektubu yazan benim dedem değildi Nilhan Sultan!

Kendisini "Osmanlı Hanedanı'nın hayattaki sultanlarından biri, cennetmekân Sultan II'nci Abdülhamid Han'ın 5'inci kuşak torunu, aynı zamanda dünya genelinde yaşayan 13 Sultan'dan biri" olarak tanıtıyor Nilhan Osmanoğlu Vatansever.

(…)

KKTC'deki Lefke Avrupa Üniversitesi'nde Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü'nden mezun olduktan sonra üst düzey yöneticilik yapmış, ardından da web üzerinde kurduğu bir satış mağazasıyla ticarete atılmış. Yaratıcı ve girişimci ruhunu, kurduğu bu sanal mağazadaki ürünlere göz gezdirerek anlamak mümkün... "Hanımefendiler", "Beyefendiler" ve "Veledler" başlıkları altında kadın, erkek ve çocuk giyim ürünlerini pazarlıyor; bunun yanında kokular, Osmanlı sancakları vesaire de satıyor. Örnek vermek gerekirse "Veledler için Çanakkale asker kostümü" 149.90 TL veya 106 akçe, "Cuma selamlığı kokusu" 220 TL veya 157 akçe…

Akçe kısmını çözemedim, nasıl bulunur, nasıl ödenir ama benim hatamdır herhalde.

Ürün skalası geniş, kapıda ödeme var; hayırlı işler, bol akçeler olsun...

Ticaret dışı alanlarda da aktif biri Nilhan Hanım ve siyasetle de ilgili.

(…)

Son olarak Gaziosmanpaşa Belediyesi'nin düzenlediği etkinlikte "Evet" diyeceğini duyurduktan sonra Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Neyinize yetmedi parlamenter sistem?" sözlerini hatırlatıp, "Bizim canımıza yetti parlamenter sistem artık. O yüzden biz başkanlık sistemine evet diyoruz" demesiyle haber oldu.

Parlamenter sistemi eleştirirken "Cumhurbaşkanımız okuduğu şiir yüzünden siyasi yasaklı hale gelmedi mi? İmam Hatipler kapatıldı, başörtülü kızlarımızı yerlerde sürüklediler. Bu parlamenter sistem yüzünden... Bu mu demokratik ülke?" demiş mesela.

Atası Vahideddin döneminde İstanbul işgal edildiğinde şehrin sokaklarında çarşafları yırtılan, ırzına göz dikilen kadınları unutmuş olacak herhalde...

Büyük dedesinin baskı ve sansürle anılan yönetim şekli de akılda kalmayabilir.

Olur öyle herhalde, bilemiyorum...

Ama...

Koltuk gidince, saltanat bitince, ölüm fermanını imzaladığı kahramanlar galip gelince elleriyle mektup yazarak, "Beni kaçırınız" diyerek, İngiliz gemisine kapağı atan benim dedem, benim atam değildi. Benim dedem şerefle taşıdığı madalyasını göğsünün üstünden eksik etmeyen bir İstiklal Harbi gazisiydi.

Dedelerimiz mühimdir; unutmayalım, hep hatırlayalım olur mu?

Yoksa hayırlı işler, bol kazançlar; bana ne?

Kanat Atkaya Hürriyet

***

Projenin ikinci ayağı da ifşa oldu

------

Suriye'de Kürt kültürel özerk bölgesi

--------

Rusların hazırladığı anayasada Kürt kültürel özerk bölgesinin varlığına yer verilmiş..

Anayasanın 4. maddesinde..

Kürt kültürel otonomisinin yönetim kurumları ile örgütlerinde Arapça ve Kürtçe eşit şekilde kullanılır deniliyor..

***

15. maddenin 4. fıkrasında ise şöyle denmiş..

Kürt kültürel özerkliğinin statüsünü kanun belirler..

***

Bunun anlamı şu.. Kuzey Suriye'de Kürtçenin resmi dil olarak kabul edildiği özerk bir bölge kurulacak..

Şimdilik idari özerklik olmayacak ama hayat normale döndükten sonra olacak!..

Mehmet Tezkan Milliyet

***

Yazı-tura

---------

"Taçsız Kral" adıyla anılan Metin Oktay, gelmiş geçmiş en büyük futbolcularımızdan biridir.

(…) Metin, maçlarda hakemin, kale seçimi için yaptığı "yazı tura" atışlarında her zaman "Tura" derdi.

Özel hayatında da, futbol oynadığı dönemde de hep "Tura" dedi.

Neden böyle yaptı?

Bunu bizzat kendisi şöyle açıklamıştı:

"Yazı tura atıldığında ben hep 'Tura' derim. Varsın gelmesin. Benim tek derdim Mustafa Kemal Atatürk'ün yüzü yere gelmesin." Ben Metin'i, hatırladıkça, aziz hatırası önünde saygı duyuyorum. Bir de şimdiki milli futbolculara bakın! Hepsi değil ama önemli bir bölümü yandaş ve yalaka!

 İktidara yaranmak için yapmadıkları şaklabanlık kalmıyor! Bunlar, şeytanın esiri olmuşlar!

 Rahmetli Metin Oktay'ın kemikleri sızlıyordur herhalde…

Rahmi Turan Sözcü

***

Böyle bir Meclis'e güçlü denir mi

--------

Hükümet sistemini değiştirmeyi hedefleyen Anayasa düzenlemesine yönelik en önemli itirazlardan biri yürütmenin, artık "hesap vermez" hale gelmesi.

(…)

Mevcut Anayasa'ya göre Cumhurbaşkanı, 184 milletvekilinin önergesiyle sadece vatana ihanet suçlamasıyla yargılanabilir.

Oysa yeni düzenlemede Cumhurbaşkanı'nın göreviyle ilgisi olsun olmasın, vatana ihanet konusu olsun olmasın yargılanabilmesi önce 360 milletvekilinin oyunu gerektiriyor.

Burada da kalmıyor, Yüce Divan'a suçlanarak sevk edilebilmesi için 400 milletvekilinin oyu lazım. Üstelik bu koruma kalkanı, Cumhurbaşkanı'nın görev süresi dolduktan sonra da devam ediyor.

Cumhurbaşkanı'nın kendi atayacağı, seçimle gelmeyen yardımcıları ve bakanları da aynı koruma kalkanına sahipler…

… Bugünkü sistemde kanun ile kurulabilen bakanlıklar, yeni il ya da yeni idari bölgeler yaratılması Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle olacak ve Meclis'in bunu denetleme olanağı yok.

Cumhurbaşkanı, olağanüstü hal ilan edildiği takdirde (ki bu kararı da Cumhurbaşkanı, Meclis'e sormadan kendi başına verebiliyor) kişisel haklara ilişkin her türlü düzenlemeyi de kararnameler ile yürütebilir. Bir tarafta seçime katılanların yarısının seçebileceği bir Cumhurbaşkanı ve karşısında seçmenlerin tümünü temsil eden bir Meclis, ama Meclis, bütün yetkilerini o bir kişiye devretmiş durumda!

Böyle bir Meclis'e "güçlü" denilebilir mi?

Mehmet Y. Yılmaz Hürriyet

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş