İnsanlar ve ağaçlar...

A+A-
Ahmet SEVGİ

İnsanla ağaç arasında çok yakın bir ilgi vardır. Tıpkı ağaç gibi insan da büyür gelişir ve meyve verir. İnsanın meyvesi de fikirleri ve eserleridir.
Tarihimiz incelendiğinde ağaç sembolünün önemli bir yer tuttuğu görülecektir. Osmanlı Devleti’nin kuruluşu sırasında, Şeyh Edabâli’nin evinde Osman Gazî’nin görmüş olduğu rüyâyı hatırlar mısınız bilmem? Âşıkpaşazâde onu şöyle nakleder: Osman Gazî uyuyunca rüyasında gördü ki bu azizin koynundan bir ay doğar, gelir, Osman Gâzî’nin koynuna girer. Bu ayın Osman Gâzî’nin koynuna girdiği demde göbeğinden bir ağaç çıkar. Gölgesi dünyayı tutar. Gölgesinin altında dağlar var. Her dağın dibinde sular çıkar. Bu çıkan sulardan kimi içer, kimi bahçeler sular, kimi çeşmeler akıtır.
Mehmet Kaplan’ın da ifâde ettiği gibi  “Türk tarihinin, bilhassa Osmanlı tarihinin mânâsını bu rüyadan çıkarmak mümkündür. Türkler Anadolu’ya gelmeden önce de muhtelif ülkelerde yerleşik medeniyete geçmişler, büyük şehirler kurmuşlardır. Fakat en kuvvetli ağacını Anadolu’ya dikmişlerdir. Bu ağaç bin yıl boyunca bu topraklar üzerinde büyümüş, gelişmiş ve meyvelerini vermiştir.”
Ak Şemseddin, Zembilli Ali Efendi, Mimar Sinan, Şâir Bâkî, yalnız İnsanların değil cinlerin sorularını da cevaplandırdığına inanıldığı için “müftîs’s-sekaleyn” diye anılan İbn Kemâl, allâme-i cihân Kınalı-zâde Ali Efendi, fetvâ denilince ilk akla gelen sîmâlardan biri olan Ebussuûd Efendi; Süleymâniye, Beyazıt ve Fâtih Camileri ve nihâyet İstanbul’u fethederek Hz. Peygamberin “İstanbul elbet fetholunacaktır, onu fetheden emir ne iyi emir, onun ordusu ne güzel ordu”  müjdesine nâil olan genç komutan ve askerleri... Bütün bunlar Osman Gazî’nin rüyasında gördüğü, gölgesi dünyayı tutan ağacın meyvelerdir.
Bir ağacın gölgesinin dünyayı tutabilmesi için nasıl köklerinin toprağın derinliklerine inmesi gerekiyorsa, dünya çapında değerler üretebilmek için de tarihin karanlıklarından günümüze doğru akıp gelen bilgi ve tecrübe kanalından beslenmek şarttır.
Toprağa düşen bir çekirdeğin filizlenerek etrafa dal-budak salıp meyve duruşması ile ana rahmine düşen nutfenin bir müddet sonra canlanarak dünyaya ayak basıp çocukluk yıllarını müteâkip düşmeye, fikir üretmeye başlaması arasında ne kadar çok benzerlikler vardır değil mi..?
İstediğiniz ağacı istediğiniz toprakta yetiştiremezsiniz. Yani her ağaç farklı bir iklimde ve farklı bir toprakta büyür gelişir ve meyve verir. Aynı şekilde, insanların yetişip eser vermesi de uygun bir iklime muhtaçtır. Kültür, sanat, edebiyat, düşünce, mîmâri gibi güzel sanatların rağbet görmediği toplumlarda büyük filozoflar ve büyük sanatkârlar yetişmez. Kezâ, hak, hukuk, adalet, dürüstlük, sevgi, kardeşlik, hoşgörü gibi evrensel değerlerin esâmîsi okunmayan toplumlarda birlik ve berâberliği sağlamak kolay olmayacaktır.
Kısaca, meyvesi için ağaca gösterdiğiniz ilgiyi gençlerinize, fikir ve sanat adamlarınıza gösteremiyorsanız “düşüncesiz”- likten ve “seviyesiz”likten şikâyet etmeye hakkınız yoktur. Hatırlatırız...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları