Irak ve Suriye’deki yürek yaralarımız

A+A-
Agah Oktay GÜNER
Milletlerin kaderini sorumlu devlet adamlarının ahlak, karakter sağlamlığı, bilgi derinliği, inanç sağlamlığı ve siyaset ufukları tayin eder. Güney sınırımızdaki olaylar, çarpışmalar bütün acılığıyla devam eden iç savaşlar bu tezimizin delilleridir. İçimiz yanarak gördüğümüz acı gerçeklerin başında, Irak ve Suriye Türklüğünün yok edilmesi için sarf edilen gayretler ve Türkiye’nin bütün bunlara sessiz kalışı vardır.          

Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’da Milli Mücadele’yi başlattı. Sivas, Erzurum Kongrelerini topladı, 27 Aralık 1919’da Erzurum milletvekili olarak Ankara’ya Meclis’e geldi. Anadolu’nun dört bir yanında ve birçok cephede Kurtuluş Savaşı başladı. Bu zor günlerde Anadolu’da Milli Mücadele Savaşı verilirken bile M. Kemal Paşa Anadolu dışında da büyük bir Türk Dünyası olduğunu biliyor, kalbinden ve aklından onları asla çıkarmıyordu. (Tarihimizdeki Muhteşem Mektuplar, Necdet Bayraktaroğlu Syf.453) 31 Mart 1920 tarihinde cephede bulunan Mareşal Fevzi Çakmak’a Afganistan Türkleri ile ilgili olarak yazmış olduğu şu satırların üzerinde dikkatle durmak zorundayız; Lider şahsiyetin ufuk genişliği ve zenginliğinin ne olduğunu günümüzle kıyaslarsak gerçeklerin olanca çirkinliğiyle karşımıza dizildiğini görürüz. Şimdi mektubu okuyalım:  “Savunmada mali takatimizle mütenasip olmak üzere Afganistan’a bir subay heyeti gönderelim. Subaylar; dindar, vatanperver ve üstün yetenekli olmalı. Telsiz ve diğer haberleşme cihazları ile donatılmalıdır. Onlar kendilerini Afganistan halkına ve hükümetine sevdirmeliler. Vazifeleri, Afgan ordusunu kurup, eğitmektir. Hindistan’daki İngilizlerin Afganistan’a sızmalarını önlemektir. Eğer İngilizler, Afgan Kralını ve hükümetini satın alırlarsa, bizimkiler Afganistan’da yaşayan Türkmen, Özbek ve diğer Türk gruplarıyla İngilizlerle anlaşan Afgan yöneticilerini işbaşından uzaklaştırıp, yerine Türk yanlısı bir ekibin göreve gelmesine yardımcı olacaklardır. Anadolu’muz SSCB tehdidine maruz kalabilir. Bu tehdidi bertaraf edebilmek için Türkistan’da bir müttefik güce ihtiyacımız vardır.”

Anlamlı açıklama

Atatürk, Afganistan’da teşkilatlanıp mücadele edecek subayları, cepheden çekerek oraya göndermişti. Bu özellik, devleti oluşturan millî anlayışın geçmişleriyle irtibatın kurulmasında kendini gösteriyordu. Atatürk, millî devleti kurarken bu karmaşık, zor günlerde dahi, Türklerin hâkim ve etki sahalarının bulunduğu bölgelerle uğraşmayı ve el uzatmayı T.C.’nin hakkı olarak görüyordu. Kurduğu T.C. Devleti’nde binlerce yıllık devlet geleneklerinin tabii temsilcisi olarak, tarih izlerini taşıyan millîlik esasını hayata geçiriyordu. Atatürk daha sonra 1933’te Rusya Türkleri hakkında çok önemli ve anlamlı şu açıklamayı yapıyordu:

“Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağı bugün kestirilemez. Tıpkı Osmanlı gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir, ufalanabilir. Bugün elinde sımsıkı tuttuğu milletler, avuçlarından kaçabilir. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir. Bizim bu dostumuzun idaresinde, dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır.  Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür. Tarih bir köprüdür. (age. syf. 454 ve devamı)”

Aziz Atatürk’ün vefatından sonra T.C. Devleti, yöneticilerin beyin gücü, idraki ve anlayışındaki yetersizlik sebebiyle O’nun o büyük ışıklı ufuklarına perdelerini kapattı. O’ndan sonra bu büyük devletin ve milletin ne yazık ki çok küçük idare edildiğini görüyoruz. Ufuksuzluklar bir birine ekleniyor. Irak’ta ve Suriye’de olanlar bir yürek yarasıdır.

IŞİD, Türkmen kadınlarını, bizim kadınlarımızı kaçırıyor, pazarlayıp satıyor. Ve Türkiye bu IŞİD’e yardım ediyor. Hiç bir şey yapmasa, yaralıları Türkiye’de tedavi ediliyor. Herhalde köy koruyucusundan Genelkurmay Başkanı’na, Başbakan’a  yetecek bir utanç durumuyla karşı karşıyayız. Suriye’de Türkmenler 40 bin şehit veriyor. Türk unsurdan gayrisi silahlı askeri eğitim alırken silahlanması daha yeni düşünülen sadece Türklerdir, Türkmenlerdir.

Yeni askeri hamleler

Son günlerde IŞİD’e yapıldığı iddia edilen operasyonlar ve alınan tedbirler aslında Esad rejimine yönelik yeni askeri hamlelerin adımlarıdır. Bu taktikle hükümet ayrıca iç ve dış kamuoyunda destek kazanıp, planladığı yeni seçimlerde yeniden tek başına iktidar olmayı hedeflemektedir. Türkmenlerle ilgili açıklanan örgütlemeler de, soydaşlarımızı korumak ve IŞİD’i önlemekten ziyade Türkmenlerle Esad rejimini direkt sıcak çatışmaya götürme girişimleridir. Bunların ne kadar Türkmenlerin faydasına olduğu ne yazık ki düşünülmemiştir.

Her geçen gün, Atatürk’ün büyüklüğünü biraz daha ışıklandırıyor. Gözleri doğuştan kör olanlara bu büyüklüğü tarif etmek mümkün değil. Bunların hepsini kendi bahtsızlığına terk etmek Atatürk’ü okuyarak, araştırarak tanımak ve tanıtmak fikir namusuna sahip olanlar için bir borçtur. Bu büyük millet yaşadığımız kara günleri de yırtacak, layık olduğu  huzur ve dirliğe kavuşacaktır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları