İran seyahati (1)

Haydar ÇAKMAK

Türkiye’de birisi bir yere seyahate gittiğinde yediğiniz, içtiğiniz sizin olsun, gördüklerinizi anlatınız diye bir tabir vardır. Biz de iki haftalık yazımızı İran’a yapmış olduğumuz seyahati anlatmaya ayırmak istiyoruz.  17-23 Haziran 2011 tarihleri arasında İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığına bağlı Stratejik Araştırma Merkezinin (IPIS, Instıtute For Political And International Stuties) daveti ve ASAM’ın ( Avrasya Stratejik Araştırma Merkezi ) ve Genel Koordinatör Doç. Dr. Mehmet Seyfettin Erol’un organizasyonu ile Tahran’da bulunduk. İranlı yetkililerin merak ettiği son dönemlerde Orta Doğu ve dünyada olup bitenlere Türkiye’nin ve Türk akademisyenlerin nasıl baktığıdır. Biz 4 Türk Akademisyen aynı görüşleri savunmazken İranlılarda fikir birliği vardı. İranlılar Orta Doğu’daki olaylarda Amerikan ve İsrail parmağının olmadığını, Arap halklarının kendi başkaldırısı olduğunu savundular. 4 kişilik Türk heyetinden 2 arkadaş bu konuda fikir beyan etmezken bir arkadaş da önce Arap halklarının kendi inisiyatifleriyle başladıklarını, daha sonra da sürece Amerika’nın girdiğini belirtti. Biz de dikta rejimlerde iletişim araçlarının (telefon, internet, radyo ve televizyon gibi ) Devletin sıkı denetiminde olduğu on binler hatta yüz binlerce kişiyi belli meydanlarda toplamanın ve onlara su, sandviç verilmesi, sloganlar hazırlanması, afişler yazılmasının küçük grupların veya bu kadar insanın tesadüfen bir araya gelinmesinin zor olacağını, dolayısıyla ABD, İsrail ve diğer birçok ülkenin gizli servislerinin  parmağının bulunması olasılığının yüksek olduğunu belirttik.
Ayrıca Mısır başta olmak üzere batılıların, Suudi Arabistan ve İsrail için önemli olan ülkelerin yönetiminin tercihini halklara bırakmayacaklarını, hatta Mısır’ın başına muhtemelen batı yanlısı olan ve İsrail’e düşmanca davranmayan birisinin getirileceği, bu çerçevede şu anda Arap Ligi Genel Sekreteri olan Amr Musa veya Birleşmiş Milletlerin bir dönem önceki Uluslar arası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Muhammed el Baradey’in Mısır’ın başına getirilebileceğini ve hükümete de başta Müslüman Kardeşler örgütü olmak üzere bütün fraksiyonların ortak edilerek birbirleriyle uğraştırılacakları öngörüsünde bulunduk.
İran tarafı uzun uzun Türk-İran işbirliğinin öneminden söz etti, bunun tarihi, kültürel, ekonomik ve stratejik alt yapılarını anlattılar. İki ülkenin ortaklığının bölge için önemini belirttiler. Biz de bu görüşü paylaştık. Ancak İran tarafında Türkiye’nin Arap Baharı olarak adlandırılan olaylarda batı yanlısı bir tutum izlendiği düşüncesini açıkça söylemeseler bile gözlemledik. Bunda da haksız değiller, zira AKP iktidarı yakın dostluklar kurduğu Arap liderlerini desteklemekten vazgeçerek batılı müttefikler safında yerini almıştır.
Toplantıda bulunan İranlı Diplomat ve Akademisyenler Orta Doğu olaylarıyla ilgili yanlış anlamaları ve yorumları önlemek için azami gayret sarf ettikleri izlenimini edindik. Biz, resmi bir sıfatımız olmadığı için samimi düşüncelerimizi aktardık. Türkiye’nin Orta Doğu’da ekonomik ve politik bir alan yaratmak istediğini, İran’ın ise sadece politik ve ideolojik alan yaratma peşinde olduğunu ifade ettik. Ayrıca Türkiye ve İran bölgenin iki önemli gücü olarak yarışmadan ziyade işbirliği yaparak bölge halklarına daha yararlı olabilecekleri konusunda hemfikir olduk. Buradan bize seyahat fırsatı sağlayan ASAM’a ve bizi ağırlayan İranlı kardeşlerimize çok teşekkür ederiz. Haftaya İran’da yediğimiz, içtiğimiz ve gördüklerimizi anlatacağız.  

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş