İran’a ambargo kalkıyor

A+A-
Agah Oktay GÜNER

Orta Doğu’nun en güçlü aktörlerinden olan İran, başarılı hamleleriyle  bölgede dengeleri değiştirebilecek bir gelişmeyi hazırladı. Lozan’da İran ile 5+1 ülkeleri (ABD, İngiltere, Fransa, Çin, Rusya ve Almanya) arasında yürütülen  nükleer müzakerelerde çerçeve anlaşması sağlandı.        Buna göre İran 10 yıl boyunca uranyum zenginleştirmede kullanılan mevcut 19 bin santrifüj sayısını 6 bin 104’e indirecek ve bunlardan da  sadece 5 bin 60’ı uranyum zenginleştirmede kullanılabilecek. AB ve ABD ise nükleer programa uygun hareket ederse İran’a uygulanan yaptırımları kaldıracak. Kalıcı anlaşmanın haziranda imzalanacağı belirtiliyor. İran Orta Doğu’da yerinden oynatılması zor bir taştır. Demografik yapısı, siyasi, askeri ve ekonomik gücü ile önemli güce sahiptir. Uzun zamandır Batı’nın hedefinde olan  hatta zaman zaman askeri müdahale ihtimali gündeme gelen İran, akılcı bir tavırla müzakereleri bu noktaya getirdi. Arap Baharı’ndan sonra Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler özellikle de IŞİD tehdidi ABD ve AB ülkelerini strateji değişikliğine itti, İran’a daha olumlu bir şekilde yaklaşıldı. Bu doğrultuda bölgesel gelişmeler ışığında; İran’ın Türkiye’ye alternatif olarak bölgede ABD ve Batılı ülkeler için yeni bir müttefik olarak ayağa kaldırılmak istendiği anlaşılmakta. ABD’nin Rusya’nın zor durumda bırakılması hedefi açısından da İran’la anlaşma önemli bir adımdır. Bu şekilde bir yandan Rusya daha da yalnızlaştırılırken diğer yandan İran petrol satışına başlayacağından petrol fiyatlarının düşmesi söz konusu olabilecektir. Bu da zaten zorda olan Rusya ekonomisini daha da kötü duruma sokabilecektir. İran için anlaşma; kendisine nefes alma imkanı sağlayacak, özellikle ekonomik açıdan elini güçlendirecek bir adımdır. Haziranda nihai anlaşmanın sağlanması halinde İran, Batılı şirketler için cazip bir yatırım alanı haline gelecektir. Diğer taraftan, Lozan’da sağlanan anlaşma Suriye muhalefeti açısından olumsuz bir gelişme olmuştur. Olayların başından beri B. Esad’ın yanında olan İran’ın, Batı ile anlaşması muhalefete desteği muhtemelen daha da azaltacaktır.Türkiye’nin bölgesel konumu açısından İran’la ilgili gelişmeler son derece önemlidir. İran, Kasr-ı Şirin anlaşmasından bu yana hasım haline gelmemiş olduğumuz bir komşumuzdur. Ancak son zamanlarda İran’a yönelik düşmanca söylemler artmaya başlamış, Suriye konusundaki tutumlarımızın farklılığı, Türkiye’nin mezhep kavgasına MKÖ’nün destekçisi olarak dahil olması ilişkileri kırılma noktasına getirmiştir. Bununla beraber İran’a yönelik ambargonun kalkması, dış ticaretimizi artırarak ekonomimize olumlu katkılar sağlayabilir. Hükümetin bu imkanı görmesi ve sağduyulu hareket etmesi gerekir.Tayyip Erdoğan, İran ziyaretinin arifesinde,  “Bugüne kadar bölgede ve Yemen’de olan gelişmeler, gerçekten tahammül sınırlarını artık zorlamaya başlamıştır... Burada İran, bölgeyi adeta kendine domine etmenin gayreti içerisindedir, böyle bir çalışmanın içerisindedir. Buna müsaade edilebilir mi?”  diyerek, İran tarafında ziyaretin iptal edilmesini istemeye varan tepkilere yol açmıştır. Ancak, İran yönetimi duygusal davranmamış ve ziyaret anlaşıldığı kadarıyla önemli bir olumsuz gelişme olmadan sonuçlanmıştır. Netice olarak İran ile ABD arasında sağlanan anlaşma,  AKP’nin dış politikasının Türkiye’yi giderek yalnızlaştırdığının ve çıkmaz sokağa soktuğunun yeni bir göstergesidir. Atatürk’ün koyduğu ve AKP iktidarına kadar uygulanmış olan dış politikanın temel prensipleri tamamen terk edilmiştir. Tunus, Mısır, Suriye, Libya’daki teröristlerin hepsine silah gönderdiğimiz suçlamaları hiç alışık olmadığımız şeylerdir. Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikada dikkatle uyguladığı temel prensiplerin başında; 

1) “Dış Politika milli olmalıdır”  prensibi gelir. Toplumun bütün kesimlerinin üzerinde anlaştığı  “milli siyaset” tespit edilmeli ve uygulanmalıdır.

2) Türkiye bütün komşularıyla belli bir mesafede durmalı, ihtilaf doğuracak konulara asla girmemelidir.

3) Orta Doğu’nun kavgalı ikliminden uzak durulmalı, bölgedeki kavgalarda taraf olmamaya dikkat edilmelidir.

Cumhuriyet yaklaşık 80 yıl bu çizgiyi taviz vermeden dikkatle uygulamıştır. Laiklik prensibi ülke içinde ve dışında temel düsturumuz oldu. Bu sayede Türkiye’de mezhep ayrımcılığı yapılmadı. Dışarıdaki Müslümanların mezhep kavgalarından büyük bir dikkatle uzak durduk. Ne yazık ki bu çok değerli tecrübe birikimine rağmen AKP iktidarında Orta Doğu’nun mezhep kavgalarına adeta savrulduk. Bugün dünkü siyaset ve kültür coğrafyamızda yapayalnız kaldık. Yaklaşan seçimlerin bütün bu yanlışlara son verecek, şuurlu bir siyasi kadroyu Meclis çatısı altına taşıması hepimizin ortak dileği olmalıdır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları