İran’la Karayılan hikâyesi

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Son zamanlarda iktidar medyasında sürekli bir biçimde İran ve Suriye aleyhtarı haberler veriliyor. Bu haberlerin rastlantı olmadığı açıktır. Haberlerin amacı İran ve Suriye’ye karşı Türkiye kamuoyunu hazırlamaktır. Nitekim aynı zaman dilimi içinde İran’a yönelik olarak ABD’nin iddia ve ithamlarında da ciddi bir artış görülmektedir.
ABD, Türkiye’nin Suriye’ye karşı olan tutumundan son derece memnun olduğunu da her fırsatta açıklıyor. ABD, aynı tutumun İran’a karşı da gösterilmesi için Türkiye’yi ikna etmeye çalışıyor.
Bu konuda yapılan değerlendirmeler Türkiye ve İran arasında ilişkilerin Irak’ta daha fazla etkili olma mücadelesiyle ilişkilendiriliyor.
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Reuters’e verdiği demeçte İran’ın, Suudi Arabistanlı elçiye suikast planının ortaya çıkartılmasından önce Türkiye’ye saldırdığını iddia etti. Clinton,  “Türkiye’ye saldırıyordu, çünkü Türkiye, füze saldırılarına karşı NATO’nun korunması için NATO radarını topraklarında konuşlandırmada bizimle anlaştı. Türkiye’ye saldırıyordu, çünkü Türkiye, İslam’ı kabul eden, ancak  son yıllarda başardıklarıyla daha uyumlu bir çizgi izleyen laik devletleri savunuyordu. Türkiye iyi bir komşu olmaya çalıştı. Herkesin şu anda öğrendiği şey, hiç kimsenin İranlılara karşı emniyette olmadığıdır”  dedi.
Bu haberlerin ardından Kandil’deki terörist başı Karayılan’ın yakalanması ve Türkiye’ye iadesi ile ilgili söylentiler devreye sokuluyor. Bu söylentilere göre İran, Karayılan’ı yakalamış 2 gün tuttuktan sonra da serbest bırakmış. Son zamanlarda bu iddiaya bir yenisi daha eklendi. O da  “İran Karayılan’ı verdi ama Türkiye almadı”  başlığıyla servis edildi. Haberin devamında ise İran PKK elebaşlarından Murat Karayılan’ı 16 Ağustos günü yakaladı. Suçluların anlaşması gereği onu Türkiye’ye vermek istedi. Ancak bir şartı vardı. İran Karayılan’a karşılık  “Siz de ABD’nin Suriye’ye karşı baskısını azaltın”  dedi. Türkiye ise  “Zaten Öcalan başımızı ağrıtıyor. İkinci bir Öcalan daha istemiyoruz”  cevabını verdi. Karayılan salıverildi.
Bütün bu söylentiler, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’da yaşananlardan bağımsız olarak düşünülemez. Bölge ülkelerinde meydana gelen rejim değişikliklerinin Suriye ve İran’ı da kapsaması ABD ve İsrail’in en temel arzusudur. Suriye’de işler ABD’nin arzuladığı bir biçimde yürüyor. Aynı sürecin İran için de hızlanması uğrunda küresel güç elinden gelen her şeyi yapıyor.
Le Figaro gazetesi geçen günlerde  “Artık Tahran’ın atom bombası yapmasını engellemek için çok geç”  şeklinde nükleer uzman açıklamalarına yer verdi. Fransız gazetesi, seçim dönemine giren Batılı ülkelerin 2012’den önce harekete geçmesi gerektiği yorumuna yer vermeyi de ihmal etmedi.
Bölgede olgusu İsrail’e, kurgusu da ABD’ye dayanan bir satranç oyunu oynanıyor. ABD ateşteki kestaneleri Türkiye maşasını kullanarak almak istiyor. Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da sallanan Türk bayrakları ve Erdoğan resimleri de bu oyunun bir parçasıdır. Türkiye bizzat kendisine karşı kurgulanan bu oyuna gelmemelidir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları