"İrticayla Mücadele Eylem Planı"

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Türkiye’de son iki yıldır yaşananlar inanılır gibi değildir. Kuzey Irak, Kuzey Kıbrıs, Ermenistan ve “Kürt Sorunu”yla ilgili olarak ortaya konulan ve her biri bir diğeriyle çelişen uygulamalar hayret vericidir. Çözüm, barış, kardeşlik, kan akmasın, anneler ağlamasın söylemleri gerçekte her cephede  “teslim olun” çağrılarına dönüşmüştür. PKK sanki mücadeleyi kazanmış olmanın, DTP provokasyonlarının ürünlerini toplamanın, AB dayatmalarının sonucunu almanın, Serkisyan “ya sınırları açarsınız ya da maça gelmem!” şantajının yankı bulmasının mutluluğunu yaşıyor.
Türkiye’yi Türkiye yapan ne kadar kurum ve kavram varsa hepsi saldırı altındadır. Milli devlet, üniter yapı, milli birlik ve beraberlik, Türk, Türkçe, Milliyetçilik hedef kavramlar arasındadır. Bu kavramlar adeta günah keçisi ilan edilmiştir. Türkiye Cumhuriyetini bağımsız bir devlet olarak var eden Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı ise inanılmaz iftira, isnat ve itham kampanyası yürütülmektedir. 
Hatırlanacağı üzere başta iktidar olmak üzere yandaş kalemler “İrticayla Mücadele Eylem Planı” adlı fotokopiyi bahane ederek TSK’ya karşı adeta savaş açmıştı. Günlerce medya manşetlerini bu fotokopi belge ve yorumları meşgul etti. Sonunda bu fotokopinin belge değil bir  “kağıt parçası” kimliğinde olduğunu Genelkurmay Başkanı açıkladı. Bu fotokopi belgenin aslının ortaya çıkarılması için de ilgili kurumları harekete geçmeye çağırdı. Aradan geçen süre içinde konu unutulmaya terk edildi. Belgenin giderek provokasyon amaçlı olarak imal edildiği kanaati de yaygınlaşmaya başladı.
Üreten ve sızdıranlar
 Geçtiğimiz hafta düzenlenen basın bilgilendirme toplantısında Tuğgeneral Gürak, “Türk Silahlı Kuvvetleri, özellikle iddia edilen belgeyi maksatlı olarak üreten ve basın organlarına sızdıran kişilerin tespit edilmelerini ve adalet önüne çıkarılmalarını beklemekte, gelişmeleri yakından takip etmektedir” dedi. Bunun üzerine Star gazetesinden Ahmet Kekeç şunları yazdı: “Kimlerin “ürettiği” konusunda fikrim yok... İnşaallah sahtedir. Sahteyse, basına kimler tarafından sızdırıldığı önemini yitiriyor. Kaldı ki, sahteyse ve “kâğıt parçası” olmak dışında herhangi bir ehemmiyeti yoksa, soruşturma önceliğini “üretenlere” vermek gerekiyor. Bu da İstanbul Başsavcılığı’nın işi olmasa gerek. Madem bir “kâğıt parçası”dır, Genelkurmay Başkanlığı neden işi bu kadar büyütüyor”.
Evet Sayın Kekeç, bu iş çok daha fazla büyütülmelidir. Bir de bakarsınız ki bu sayede yüzlerdeki demokrasi makyajı dökülür, altından PKK, CIA ve Mossad’ın işbirliği çıkar. TSK’nın kurum olarak kendisini zan altında bırakan bu belgeyi imal edenlerin ortaya çıkarılmasını talep etmesinden daha meşru bir istek olamaz. Fitne, fesat ve münafıklık yayan kişi ya da kişilerin mahkeme karşısına çıkarılmasını her namuslu insan ister. Peki bu olayın aslının ne olduğunu, açığa çıkarılmasını kim istemez? Bu fotokopi/belgenin aslının ortaya çıkarılmasını istemeyenler ancak belgeyi imal edip sonra da sızdıranlar olabilir. Ahmet Kekeç  “kimlerin ürettiği konusunda fikrim yok...”  diyor. İnşaallah öyledir. Ancak Kekeç’in  “sızdıranı bırakın da üretene öncelik verin”  demesi çok anlamlıdır. Çünkü bu sahte belgeyi üretenler bunu saklamak için değil, basına sızdırmak için üretmişlerdir. Üretenlerle sızdıranların aynı komplonun parçası olma ihtimali çok yüksektir. Bu durumda ilk bakılacak olan da üreten/sızdıran tartışması açanların olduğu yerler olmalıdır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları