İş garantilere gelince!

A+A-
Rauf DENKTAŞ

1968’de başlayan ve adına “toplumlararası görüşmeler” denen karşılıklı müzakerelerde, tüm varsayımlar, 1960’daki “fiili ve etkin” garantilerin devam edeceği noktasındaydı. Garantiler konusu pazarlık konusu değildi ve masaya yatırılamazdı. Rum tarafının milli hedefi ve bize saldırılarının nedeni bu  “milli garantilerden”  kurulmaktı. Biz Garantileri pazarlık masasına yatırmadıkça da, en olgun görüşmelerde dahi son noktaya gelmezler,  “uzlaştık”  demezlerdi Annan Planının son safhasında, İsviçre’deki toplantıda bu konuyu masaya yatırmış olmalılar ki Sn. Erdoğan, Garantilerin  “fiili” kısmını oluşturan ve 1960 Antlaşmaları ile Türkiye’nin kalıcı haklarından birini teşkil eden bu konuda, herhalde derhal uzlaşma olacak düşüncesi ile, Alayların da adadan çıkmasını isteyen Rum-Yunan ikilisinin karşısında bir iyi niyet adımı daha atmış ve Alayların adadan çıkış tarihi “her üç yıl sonunda masaya yatırılacaktır” diyerek meseleyi kapatmıştı. Bu, Türk tarafınca verilen en önemli, hatta hayati, tavizlerden ikincisiydi. Birincisi, Rumların yarı buçuk AB üyeliğini bizim de imzamızla tamamlayıp meşru hale getirecek adımın, 1960 Antlaşmalarına rağmen, Türkiye AB üyesi olmadan atılmasına ta başlangıçtan razı olmak ve bunu öngören Annan Planına evet denmesini sağlamak olmuştu.
2004’de Garantiler konusu, bu kez Hristofyas masadan kaçmasın diye TEK Devlet, Tek halk, Tek egemenlik formülüne dayalı müzakerelerde ilk kez “ayrı gündem maddesi”  haline getirilmiş oldu. Demek biz Garantileri değiştirmeğe hazırdık ki bu konuyu, Rumların Garantilerden kurtulmayı milli hedef yaptıklarını bildiğimiz halde, gündeme alıyorduk. ABD adına Bryza da Türk tarafına “Önerilerinize Rumların kabul edebilecekleri bir şekil veriniz”  dememiş miydi?
Bu yazı yayınlanıncaya kadar görüşmelerdeki BM Temsilcisi Downer Türkiye’ye ve Atina’ya Garantiler konusunu görüşmek ziyaretinden dönmüş olacak. Rum tarafı  “AB üyesi Kıbrıs”  adına  “AB üyesi bir ülkede yabancı asker bulunamaz; Garanti Anlaşmasına gerek yoktur; Kıbrıs askersizleştirilmelidir, bu konuda biz Akel-CTP olarak çoktan anlaşmıştık” dediğine göre ve görüşmelerden maksat Rumların da evet diyebilecekleri bir formül bulmak olduğuna bakılırsa bizden neler isteneceğini tahmin etmek hiç de zor değildir. Nerede kaldı ki  “Kıbrıs ile ilgili dost (!) ülkeler”  bu konuda sondaja başladılar bile.
Sorulan sorular şöyledir:

(1) Rum tarafı AB üyeliği yeterli Garantidir diyor. Siz ne dersiniz? Cevabımız: AB 1960 Antlaşmalarını ve Rum ortağın toplu mezarlarla süslenmiş sicilini, 45 yıllık gasp politikasını ve yalanlarını hiçe sayarak, bizim yasal itirazlarımızı görmezlikten gelerek Rum ortağı “Kıbrıs” diye üye yapmıştır; Annan Planını kabul edelim diye verilen sözlerin hiç birini yerine getirmemiştir; güvenmiyoruz. 

(2) O halde bir miktar Türk askeri de içerecek bir NATO gücüne ne dersiniz? Cevabımız: 1960 Antlaşmaları Türk ve Yunan milletleri arasında Lozan dengesini koruyan milli anlaşmalardır. Garantiler de Milli Garantilerdir. Bu Garantiler 1960’da kurulmuş ve kabul edilmiş olan iç ve dış dengeleri korumak amacını gütmektedir. Rumlar bu dengeleri bozup Kıbrıs’ın tümüne sahip çıkmak için silâha sarılmamış olsalardı, Yunanistan Garantörlük görevini yerine getirmiş olsaydı, bu milli garantinin kime ne zararı olmuş ki yerine başka garanti arıyorsunuz? Garanti gerekiyor dediğinize göre var olan ve maksada hizmet ederek Enosis’i ve Türklerin yok edilmesini, önlemiş olan milli Garantilere dokunmayınız.

(3)  “O halde Türkiye’nin Garantörlüğü sadece Kıbrıs Türklerini kapsasın; Rumlar AB üyeliğinin kendileri için yeterli olduğu görüşündeler. Ne dersiniz?” sorusuna cevabımız: Garantiler Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasını da önler ve garantilenen  “Türk azınlığı bireyleri”  değildir; Ortaklık Cumhuriyetinin bağımsızlığında ve egemenliğinde iki eşit ortaktan biri olarak var olan eşit haklarımızın da korunmasıdır. Bu haklar KKTC’nin bünyesinde somutlaşmıştır.  Türkiye’nin fiili ve etkin garantisi sadece KKTC’yi kapsayacaksa ve Rum tarafı ileride Enosis dediği takdirde KKTC’nin de Türkiye ile bütünleşmesi kabul edilerek 1960’da öngörülen dengeler korunacaksa ve Türkiye buna razı ise, tatmin ediliyorsa bizce kabulü mümkün bir formüldür. Ancak tekrar ediyoruz: 1960 Antlaşmalarındaki fiili ve etkin Garantiler, Rumların yaptıkları karşısında maksada hizmet etmiş, varlığının haklılığını ve gerekliliğini teyit etmiş durumdadır. Siyasi hedefinden vazgeçmediği gözle görülür, elle tutulur hale gelmiş olan Rum tarafı Milli Garantileri istemiyor diye bunlarla uğraşmanızı anlayamıyoruz.
Evet! Garantiler maalesef gündem maddesi oldu ve görüşülmektedir. Çok yazık. Lehimize ne varsa, teker teker  “iyi niyet”  göstergesi olarak karşı tarafa teslim yolunda ilerlemekteyiz.

Yazarın Diğer Yazıları