İşaretler

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Hristofyas’ın açıklamaları 44 yıllık Rum siyasetinde, bizdeki “barış ve şimdi hemen barış” yanlılarının bekledikleri doğrultuda, herhangi bir değişiklik olmadığını ve olmayacağını göstermektedir. Söylenenler ile yapılanlar bunun işaretini açıkça vermektedir.
Rum liderlerinin Kıbrıs konusunda “milli görüş ve inançları” ötesinde Milli Konseyde oy birliği ile alınan kararlara bağlı olduklarını bilenler için, bu, sürpriz olmamıştır. Milli Konsey kararlarında “Enosis” vardır; “üniter devlet” ve dolayısı ile “Kıbrıs Türklerine 1960’da tanınmış olan toplumsal hakları (egemenlikte, bağımsızlıkta özel kurucu ortaklık hakları, veto ve benzeri hakları) vermemek” vardır; Garanti Anlaşmasının lâğvedilmesi ve dolayısı ile “adanın tümünün askersizleştirilmesi” de vardır; Rum göçmenlerin geri dönmeleri Kipriyanu zamanından alınmış kararlar arasındadır ve zaten bunu da “evrensel insan hakları” kategorisinde değerlendirmektedirler sanki Kıbrıs’ta bize 1963’leri yaşatmamışlar gibi!
Yoldaş Hristofyas “Talat ile ancak BM nezaretinde görüşebileceğini” söylüyor. Niye? Çünkü “Tüm Kıbrıs’ın Cumhurbaşkanı olan(!) Hristofyas’ın muhatabı Türkiye’dir” (!) de onun için! Adam bu inançta! Hristofyas Talat ile 8 Mart anlaşması için görüşmeye hazır olduğunu açıklamaktadır. Efendiliğe (!) ve samimiyete (!) bakınız. Bir buçuk yıldır görüşülemeyen ve tarafların manasında ve uygulamasında mutabık kalamadıkları bir belgeyi öne sürmeyi açıkgözlülük zannediyor. Bizimkiler Rum pazarına daha kolay gitsinler diye açılmasında ısrar ettiğimiz Lokmacı Barikatının açılması için Hristofyas “tüm barikatlar açılsın ve barikatların etrafındaki bölgeler, Lefkoşa dahil, askerden arındırılsın” diyecekmiş. Niye demesin? Kıbrıs’ın tümünü temsil eden Cumhurbaşkanımız değil mi? Adam kendini böyle görmektedir. Bu sahte unvan altında seçim kazandı diye bizden Hristofyas’a tebrik gönderenleri görmedik mi? Bunu gören Kilise ULULARI “veto hakkı yok, tek kişi tek oy, yasalar altında eşitlik” beyanları ile Hristofyas’ın yoluna ışık tutmadılar mı?
Bu, “aydınlanmış Barış yolunda” gideceğimiz köyün minarelerini iyice görelim diye yoldaş Hristofyas “varılacak anlaşma BM Kararlarına ve AB normlarına uymalıdır” diyerek “üniter devletin tümünde dolaşım ve yerleşim AB’de olduğu gibi serbest olacak” mesajını veriyor. Anlamamakta ısrar mı edeceğiz? Ve bütün bunlardan sonra “Federasyon acıdır ama, askeri çıkarmak için başka çare yok” diyerek Federasyonun “sözde federasyon” olacağını ve asker çıktıktan, Garanti Anlaşması sıfırlandıktan sonra “gerisinin kendilerine kalmış bir iş olacağı” işaretini veriyor. Beşparmakların yüzünü işte o zaman güldürecek Pek Sayın ve barışçı yoldaş Hristofyas. Hudutlarını da Girne’ye kadar uzatabilmek için “ada sathında askersizleştirme” şart oluyor.
Elimizde 1960 Antlaşmalarının verdiği ve can pahasına koruduğumuz; 20 yıl bekledikten sonra KKTC olarak somutlaştırdığımız haklar vardır. Bunların başında 1960 Cumhuriyetinin, her açıdan eşit iki kurucu ortağından biri  ve 1956’lardan bu yana “kendi kaderini tayin etme hakkı olan” bir HALK olduğumuz gerçeğidir. Ayrıca “Kıbrıs’ın, Türkiye’nin de üye olmadığı bir kuruluşa üye olamayacağı” kesindir. Rum ortağın, uluslararası Anlaşmaları çiğneyerek yapmış olduğu bir müracaatı “Kıbrıs’ın müracaatı” diye kabûl eden AB’nin bu kararına uymak zorunda değiliz. Türkiye’nin Garantörlük hakkı Lozan dengesini de içermektedir. Bunu kimse, Türkiye’ye rağmen bozamaz, yok farz edemez. Rum-Yunan ikilisi bunlara rağmen, terör ile elde ettikleri sahte bir unvanın arkasına saklanarak Kıbrıs’a sahip çıkmaya çalışmaktadır. 44 yıldır dik durduk ve bunu engelledik. Şimdi ne olmuştur ki “barış ve uzlaşma adına” yoldaş Hristofyas’a teslim olacağız? Hristofyas’ın istediği barıştaki eşitlik musalla taşındaki eşitliğe benzemektedir. Bizdeki “yes be annemciler” ile halkımıza, tehditlerle ve olmayacak vaidlerle “Evet” dedirtenler işlerin nereye geldiğini halâ görmeyecekler mi?  

Yazarın Diğer Yazıları