İşçi bayramının düşündürdükleri

A+A-
Afet ILGAZ

1 Mayıs Pazar günü, fevkalade bir bayram yürütülüyordu. Bir gece önceden, halkla yapılan sokak konuşmalarını dinlemiş ve hayran olmuştum. Yaşlı, genç, çocuk, ayakkabı boyacısı, emekli, ev temizlikçisi kadınlar, herkes büyük bir sevinç içinde bayramı bekliyor ve ona katılacağını söylüyorlardı.
Gerçekten de beklendiği kadar güzel bir bayram oldu. Başı TEKEL işçileri çekmişti. Ankara’da yaptıkları eylem, bütün Türkiye’yi işçi sınıfının varlığına kabul ettirmiş ve sevdirmişti. Türkiye için bugün en önemli şey olan “işçiyle halkın bütünleşmesi” büyük bir ölçüde, o Ankara’daki harika eylemle gerçekleşmişti...

* * *

Bu 1 Mayıs’ta da itinayla korunması gereken bir şey vuku bulmuş ve 6 federasyon bir araya gelmişti. Hatta şaka olsun diye ekleyeyim, HAK İş’le KP’sinin Gümüşsuyu’ndan birlikte Taksim’e çıkması da sevindiriciydi. Herkes grubuna hakimdi yani.
Yalnız, bayrama gölge düşürür gibi olan bir şey oldu. TÜRK-İŞ Başkanı Mustafa Kumlu konuşmasına başlarken kürsü karıştı. Bu hadiseyi seyrederken gene bir provokasyon olduğunu hissettim. Mustafa Kumlu kürsüden indirildi, kaçırıldı. AKM’nin cam kapısı kırılıp içeri girildi falan. İki buçuk ay o kadar sakin, disiplinli bir eylemi başaran TEKEL işçilerinin adının bu hadiseye karıştırılması yanlıştır. Orada bulunan tanıdıklarım, araya, başka bir grubun girdiğini görmüşler ve ayrıca kürsünün ardında birçok yabancının, hatta içlerinde bir de papaz olan birçok yabancının bulunduğunu da farketmişler. Diyelim ki yabancı ülkelerden gelen işçi temsilcileridir, ama bir din adamının orada işi neydi?
O hadiseye karışan birkaç hatalı işçi varsa, onlara da, sendikacılarla mücadelenin bayramlarda değil, sendikalarda yapılacağı öğretilmeli. TÜRK-İŞ’in kürsüye uzak bir yerde konuşlanması da bir kusur. Meydanın iyi yönetilmediğine dair eleştiriler yapılıyor. Meydana giren, istediği yerde yerini almış.

* * *


Mustafa Kumlu’nun, yeniden canlanan ve yükselmeye başlayan işçi hareketinin bu kadar yol almasındaki katkısı inkar edilemez. Ayrıca çok yakında bir 26 Mayıs hazırlığı var. Halkla işçiler arasında, o bir türlü sağlanamayan samimi yakınlığın böyle kolay harcanmaması gerekir.
“Taksim”  de böylece problem olmaktan çıktı. Polis müdahalesi olmazsa, Taksim meydanının bayram yapmak için en elverişli meydan olduğu anlaşılmış bulunuyor.

 

Ayşegül Bahçekapılı
15. maddeye çok sevinmiş

Şu geçici madde, Anayasa paketinde iptal edildi diye, Bahçekapılı ve AKP’liler çok sevinmiş. Birbirleriyle kucaklaşmış, sevinç çığlıkları atmışlar. Aynı haberi dinlerken başka bir kanala baktım, şehid canazeleri geliyor. Orada şehid akrabaları ağlıyor sevinmek yerine. Hem de anlamı yüksek şeyler söylüyorlar. Hüzünlü bir “dik duruş” sergiliyor ve şehidlerini asker selamı ile uğurluyorlar.
Bahçekapılı’nın AKP’ye “sol” dan intikal ettiği AKP, iktidar olduğunda, terör zayiatımız hemen hemen sıfırdı.

* * *

Bu hanımı tanımıyordum. Önce bir Meclis konuşmasında, kürsüde görmüştüm. Heyecanla (hatta coşkuyla) bağırıyor, şimdi sebebini hatırlayamadığım bir olaya bağlayarak, Başbakanı övüyordu. Diğer AKP milletvekilleri bile biraz mahçup, hafif bir tebessümle bu konuşmanın bitmesini bekliyorlardı. Önce AKP’nin adı sanı pek belli olmayan diğer kadın vekillerinden biri sanmıştım. Adını öğrenmek istesem de nasıl tarif edecektim!
Sonra bayan Ayşegül Bahçekapılı’yı, Genel Kurul salonunda, bir efe gibi kabararak yürür, dolaşırken gördüm. Meğer başkan yardımcısı da olmuş. Yürüyüşüne yansıyan sevinci demek ondanmış.
Anayasa komisyonunda, komisyon başkanı Burhan Kuzu’nun yanıbaşındaydı. Bakan olan ve AKP’ye “intikal eden” diğer solcu zatlar gibi, bu coşkulu tavırlar, bana onun da böyle bir bakanlık ideali olabileceğini düşündürdü.
Az daha unutuyordum. Bir gazeteye verdiği röportajda “Türk” kelimesinin Anayasa’dan çıkarılması gerektiğini söylemişti. Bu, demokrasiye aykırı bir durummuş.
En son işte, 15. maddenin kaldırıldığı sırada bir de şiir okudu. Şarkı sözü gibi bir şeydi. On beşinci madde, 12 Eylül’ü gerçekleştiren kadroların yargılanmasına imkan tanımayan bir maddeydi.

* * *

Ne satılan topraklar, ne kapatılan fabrikalar, ne artan ve yükselen, açlık, işsizlik oranları, ne haksız tutuklamalar, gözaltıların tutuklamaya dönüşmesi, Prof. Sami Selçuk’un “Anayasa’nın üç maddesini erteleyin” tavsiyesi, ne ihale yolsuzlukları, ne rüşvetler, gasplar, kadrolaşma adına yapılan liyakatsizlerin tayini, Bahçekapılı’yı etkilemiyor, hatta ilgilendirmiyor demek ki. Artık Kenan Evren’i yargılayacak olma gibi işlevsiz bir madde değişikliğine bu kadar sevindiğine bakılırsa...

* * *

Yalnız sayın bayanın trendi izlemediği görülüyor. AKP’nin hızla inişe geçtiği bir dönemde AKP’ye bu kadar coşkulu sarılmanın yanlış bir değerlendirme olduğunu birinin ona hatırlatması lazım.

Yazarın Diğer Yazıları