IŞIKLARI KARARDI

Selcan TAŞÇI

Gerekirse iddianameyi sıkıp suyundan manşet çıkaran yandaş medya, aralarında Zahid Akman ve Zekeriya Karaman’ın da bulunduğu 18 kişinin mal varlıklarına tedbir konulması kararını yok saydı

Deniz Feneri e.V. davasının Türkiye  soruşturması kapsamında Ankara Sulh Ceza Mahkemesi aralarında RTÜK Başkanı Zahid Akman ve Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman’ın da bulunduğu 18 kişinin mal varlıklarına tedbir konmasına karar verdi.
Yeni Şafak, Vakit, Türkiye, Yeni Asya ‘gazete’leri günün en önemli ‘haber’ini görmezden geldiler.
Star okuyucuyla dalga geçer gibi asıl haberin ne olduğunu vermeden Erdoğan’ın “Akman kendini savunmayı bilir” sözlerini öne çıkardı.
Sabah, Takvim ve Bugün’de ise haber birinci sayfanın altına gizlenmişti.
Bu “flaş gelişme”ye yer vermediklerine göre bu gazetelerin dünkü manşetlerinde neler vardı merak etmişsinizdir...
Yenişafak’ta reyting mağduru TRT(!) konusu işlenmişti. Star, kara sevdalı olduğu Erdoğan’ın yolunda  “Dikkat içimizde faşistler var” diyordu; Sorosçu vakfın anketine dayanarak..  Kimi ‘Türkleri kaçıran uzaylılar’dan bahsediyor, kimi ‘kapkaçın yokolduğunu’ müjdeliyor, kimi ‘Türkiye’ye yatırımcı yağdığını’ yazıyordu... Birinci sayfalarında yargı ile ilgili ortak bir haber vardı, var olmasına da... O da “Vurun AKP’ye kapatma davası açan Yargıtay Başsavcısı”na kininin izlerini taşıyordu.
Oysa ‘dolandırıcılığı meslek edindikleri’ gerekçesiyle adları Deniz Feneri e.V. dosyasına giren 18 sanıkla ilgili karar dün tam on üç gazetenin manşetindeydi.
İşlerine geldiğinde “yargı bağımsızdır” çığlığını basan bu kesimin bürüneceği sessizliği tahmin etmek zor değildi. Bu sessizliğin “ar” duygusundan kaynaklanmadığını, hala “dilinden din-iman laflarını düşürmeyen inanç tacilerinin gurbetçilerimizin alın teriyle saltanat sürdüklerini birkaç bin kişiden de olsa nasıl gizleriz”in derdinden  kaynaklandığını tahmin etmek de zor değil. İnanın bundan sonraki günlerde izleyecekleri stratejiyi öngörmek de pek zor olmayacak...
Önce dört başı mamur bir “O hakim” yayınına başlayacaklar. Kararı veren Ankara Sulh Ceza hakimini hedef gösterecekler... Kimbilir belki “Ergenekoncu” filan ilan edebilecekleri birkaç telefon görüşmesi veya fotoğraf karesi çıkarırlar. Ya da köklerinde bir “SS subayı”na rastlarlar. Hem Alman, hem asker. Yandaşlar için tadından yenmez. Ve belki bu “bizim yargımızdan değiller hücuuum” kıtası, talepte bulunan Cumhuriyet savcısına da yönelir...
Sonra Serdar Arseven, kararın  “Müslüman’a yönelmiş bir ftira olduğu önyargısıyla”, “karara hangi etkilerle ulaşıldığını” irdeleyen  “Müslüman kardeşimi; Köpeklerin yalamasına müsaade etmem!..”  üslubunda bir yazı kaleme alır...
Mustafa Karaalioğlu, hukuku yeniden ‘kinlerinin koçbaşı’ ilan eder...
Fehmi Koru, Türk yargısının bağımsızlığını kaybettiğini ve Alman istihbaratının güdümüne girdiğini iddia eder...
Peki nerede adalet?
Nerede din, iman?
Nerede Obama’nın ağzından duyunca çok hoşlandıkları “Rabbini bilmek ve her zaman doğruyu söylemek?”
Son sözüm yine Yenişafak’ın çiftkimlikli yazarına;
Keşke “medyadaki tekzip, düzeltme ve yalan haber ligi”ni oluştururken bu kadar aceleci davranmasaydınız. Kendinize haksızlık etmişsiniz.  “Bağımsız Türk mahkemeleri”nden fenerin ışığını söndüren bir kaç karar daha çıkarsa o ligde şampiyonluğa oynamanız an meselesi!

+++

Çevresinde çember daralıyor, kendini koruma güdüsü devreye giriyor. Buna insan olarak ne kadar dayanabilir bilinmez. Ancak istifa ettiği zaman da durumu parlak değil. İstifa aleyhindeki iddiaları ortadan kaldırmıyor.
Yalçın Doğan/Hürriyet

+++

Türk yargısının onurunu kurtaracak önemli bir gelişme oldu dün. Dünkü mahkeme kararı Başbakan’ın desteğinin de artık Akman’ı RTÜK Başkanı koltuğunda tutmaya yetmeyeceğini umarız herkese göstermiştir!
Güngör Mengi / Vatan

+++

Deniz Feneri için Türkiye’de de adalet işlemeye başladı. Şimdi beklenti bugüne kadar kaybedilen zamanın, yargılamanın hızlı sürdürülmesiyle kapatılması. Bu gelişme öteki yolsuzluk ve talan iddiları için de bir başlangıç olmalı.
Tufan Türenç / Hürriyet

+++

“AK” demek işe yarasaydı, AKMAN’ın başına bunlar
gelir miydi?
Başbakan partisinin kısaltılmış adının “AK Parti”  olduğunu belirtip, AKP diyenleri edepsizlik etmekle suçluyor ya...
Eğer “ak” demek; “kara”yı ağartmaya yetseydi; RTÜK Başkanı Zahid Akman’ın başına dün(önceki gün) yaşadıkları gelir miydi?
Mahkeme, Deniz Feneri e.V. bağlantılı soruşturma kapsamında onunla birlikte 18 kişinin servetlerine tedbir koyar mıydı?
Ne diyordu Zahid Bey?
 “Ben ‘ak’ım... Almanya’daki Deniz Feneri davasında sanık falan değlim. Kuryelik yaptığım iddialarını Türk gazeteleri uyduruyor... Hakkımda böyle bir suçlama yok!”
Mahkeme bu sözlere aldırmadı; Zahid Bey’e “Aklan da gel” dedi!
Rabbi “yürü ya Zahid!..” dedi
Kişi ya da parti isimlerinden karakter ve kader imal edilemez. Adamın adı 25 yaşına kadar Aykut’tu...
Gitti; şeyhinin adını aldı ve  “Zahid” yaptı.
İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi, halkın dini duygularını kullanarak para toplayanlarla bir oldu!
Siyasetçilerle, iş adamlarıyla aynı masalarda yemek yedi, birlikte gezilere çıktı.
Bu arada Merkez Bankası gibi para bastı.
Araba aldı, ev aldı, arsa aldı... Çünkü “rabbi” ona “Yürü ya Zahid” dedi!
Paraya doyunca biraz da  “kariyer”  istedi; o da oldu: Televizyonlara “ahlak bekçisi” olarak görevlendirildi.
Kör olası Alman istihbaratı
Ama ah o gözü kör olası “Alman gizli servisi” yok mu? Yakasına öyle bir yapıştı ki; iki yıldır dünyayı zindan etti!
Tüm servetine tedbir kondu; bugün yarın koltuğu gidecek!
Yani; “Zahid” de işe yaramadı, soyadındaki “ak” da...
Bir kez daha anladık ki; isimler karakterimizi ve kaderimizi tayin etmeye yetmiyor!
Gelelim asıl meseleye:
Alman mahkemeleri aylar önce, Almanya’da varlığını saptadığı “çete”nin Türkiye’deki uzantılarını isim isim Türkiye’ye verdi.
Ama biz “Yok dosya gelmedi, yok tercümanın babası öldü, yok tercüme bitmedi” diyerek uzattık da uzattık!
Cambaza bakın cambaza
Şimdi seviniyoruz, “adalet tecelli ediyor” diye...
Diyelim ki bu “şüpheliler” gerçekten suçlu...
İyi de aradan geçen bunca sürede boş mu durdular?
Delilleri karartmak için hiçbir şey mi yapmadılar?
Köşelerinde durup, paşa paşa yargıya hesap verecekleri günü mü beklediler?
Ya bizi “isim”lerle oyalayanlara ve durmadan “Cambaza bakın cambaza” diyerek asıl olaya odaklanmamızı engelleyenlere ne demeli?
Adaletin bu kadar gecikmesinde onların hiç mi suçu yok?
Mustafa Mutlu / Vatan

+++

“EDEPSİZLER”
Liderleri yakalandı

Kimmiş biliyor musunuz? Emin Çölaşan! Star gazetesinin “AKP Kampanyası Çölaşan’ın fikri” başlıklı haberine göre AK Partiye AKP denilmesini ilk kez dönemin Hürriyet yazarı Emin Çölaşan’ın önerdiği ortaya çıkmış!”
Odatv.com

+++

ARALARINDA KÜÇÜCÜK ’BİR’ FARK VAR:
OBAMA
Obama’nın “Biz çıkarcı bir devlet değiliz” balonunu yazar Justin Reimondo şöyle iğneliyor:
ABD yalnızca Irak ve Afganistan’da savaş yürütmekle kalmıyor. Amerikan donanması bütün okyanuslarda egemen varlığını sürdürüyor. ABD’nin dünyada kendi gerçek çıkarlarını korumaktan başka amacı yoktur...
ABD önümüzdeki yıl Afgan savaşı için 65, Irak savaşı için 61 milyar dolar ayırdı...
Masum insanların ölmesine karşı olduğunu söyleyen Obama bu paranın dörtte birini o iki ülkede dağıtsa barış çoktan gelir. Ama silah sanayii beslenmez olur. Savaş o yüzden sürüyor.
Amerikan basınında Obama ile Osama’yı (Bin Ladin) benzetenler çıkıyor.
Arada sadece bir harflik fark var!
Bu benzetme şimdilik espri ama bakalım zaman ne gösterecek?
Obama çoklarına göre  “emperyalizmin yenilenen yüzü”dür.
ABD’nin ne Irak, ne Taliban’a saldırması için haklı gerekçesi vardı.
Obama’nın bu iki ülkede savaşı sürdürmesi ve üstelik Pakistan’a doğru yayması, inandırıcılığını azaltıyor...
Yakın gelecekte tamamen yok edebilir.
Melih Aşık / Milliyet

+++

Piramitlerde
üç bin yıllık
benzerini buldu
Obama piramitleri gezerken taşa oyulmuş üç bin yıllık bir figür görmüş. Resimdeki eski Mısırlı’nın kısa saçları ve büyük kulaklarıyla Obama’ya benzemesi yardımcıları ve danışmanlarını kahkaya boğmuş... Medyadaki tapınak şövalyelerinin “Firavun”a methiyeleriyle ilgili dünkü yazımızı hatırlayınca, bu kahkahalar pek hayra alamet olmayabilir. Ne dersiniz?

+++

Aşağılık duygusunun böylesi
Obama çok güzel sözler söyleyebilir. Ama bilmeliyiz ki bütün bu sözlerin altında görünmeyen bir tehdit de yatmaktadır. Obama ve Amerikan yönetimi  “Bu kadar yakın davrandıktan sonra karşılığını da bekleriz” demektedir.
Bu beklenti gerçekleşmezse Obama sağduyulu yaklaşımını sürdürecek mi işte orası meçhul.
Obama’nın konuşması 4 kez alkışlarla kesildi. Bu dört anda da Obama Kuran’ı Kerim’den bir cümle söylemişti. Başkan’ın ağzından Kuran’ı Kerim duyanlar hemen alkışa başlıyor.
Bu nasıl bir aşağılık duygusudur böyle?
Mısır Devlet Başkanı Amerika’daki bir üniversitede konuşurken İncil’den iki cümle okusa, kendisini dinleyen Hristiyanlar hemen alkışa başlar mı?
Bunu Mısır’da yaşadık ama fark etmez. Obama TBMM’de konuşurken de Kuran’dan söz ettiğinde çok alkışlandı. Malezya’da da aynısı olacaktır.
Bu bence ezilmşiliğin, Batı uygarlığını herşeye rağmen kabullenmişliğin yarattığı bir duygu. Bir Hristiyan’ın Kuran’dan söz etmesi çok hoşumuza gidiyor. Çünkü onu kendimizden çok büyük görüyoruz. Aynı şekilde bir yabancının bizim dilimizde birkaç kelime söylemesine de bayılırız. Oysa biz onların ülkesinde onların dilinde birkaç kelime söylesek kimse aldırmaz bile. Hatta kendi dillerini tam bilmediğimiz için bizi küçümserler. Daha yürüyecek çok yolumuz var.  l Can Ataklı / Vatan

+++

MİNİ YORUM
Aleviler de rahatsız olmuş
Babıali Şenliklerinin ikinci gününde sahneye çıkan Pınar Sağ’ın mesajlarından duyduğum rahatsızlığı ifade etmiştim. İki gündür çok sayıda Alevi okuyucumuzdan teşekkür telefonu aldım. Sağ’ın bölücülerin hoşuna gidecek mesajlar verirken Aleviler’i kullanmasına tepkiliydiler. Bu arada Pınar Sağ etkinliğe Gazeteciler Cemiyeti’nin değil, Radyo Barış’ın davetlisi olarak katılmış. Bunu da bir düzeltme olarak belirtmek istedim.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş