İslam en iyi dönüşüm unsurudur

A+A-
Mehmet GÜL

Kültürü, hayat tarzı ve insan el, beyin ve muhayyilesi ile iletilen değerler olarak nitelersek İslam’ın yerinin ne olduğunu anlayabiliriz. Kültürü hayat tarzı olarak tanımlayan Ziya Gökalp’tir. Hayat tarzının içine doğumdan ölüme kadar yaşama biçimini belirleyen pek çok değer girer. Şimdi, bir millet ölüsünü nasıl bir törenle gömer, ibadetini nasıl yapar, alışverişinde ölçüler nedir, dilini, sanatını edebiyat ve folklorunu hangi kaynaklar besler? Bunları gerçekçi bir şekilde ortaya koymamız gerekir. Doğru, bu bir hayat tarzıdır. Mesela eski Türkler yuğ törenleri ile gömülüyorsa da ayini şamanlar yönetiyorsa da bugün defin işlemi İslam’a göre yapılıyorsa artık diğer tarz aşılmış demektir. Nasıl ki birileri cenaze töreninde alkışlayarak uğurlarken onları hor gören ve yabancı gibi bakan çok geniş halk kitlesi bu yeniliği de bünyesine uygun bulmamaktadır. Çocuk doğduğunda kulağına ezan okuma ve sünnet törenleri bu hayat tarzının bir parçasıdır.

Düğünlerde oynanan oyunlar, davul zurna halaylar, halk muhayyilesinin bir yansımasıdır. Ama artık git gide eski adetler yerini batı tarzı düğünlere terk etmekteler. Bir düğün salonu veya herhangi bir yerde batı tarzı ile karışmış Türk-İslam adetleri yeni bir kültür oluşturmaktadır. Resmi nikahın yanında imam nikahı yapılmakta yine takılar takılmakta ve bu batı tarzı düğün mahalli durumlara göre değişmektedir.

Ama görelim ki gerek müzikte, gerek giyim kuşam ve eğlence tarzında batı kültürü bazı güçlerin de desteği ile milli kültürü tahrip edip onun yerini hoyratça almaktadır. Ve orada da yeni bir kültür üremektedir. Yani Türkiye’de yaşayan kendini çeşitli şekilde tanımlayan herkesin çocukları batılı gibi olmaya yatkınlaşmaktadır. Türk kültürünü tehlike gören ve hatta ondan ayrı kendi kültürünü yaşatmak isteyen bazı örgütler bir müddet sonra buna gerek kalmayacağını çünkü çocuklarını çoktan kaybettiklerini geç de olsa anlayacaklardır. Oysa ki hep beraber olup bir bütün içerisinde bize ait kültürel değerleri özümseyerek yenilerinden de istifade ederek gelişmek mümkünken birbiri ile uğraşmaktan buna fırsat bulamayacaklardır. Asıl tehdit geliyor. Televizyonlarımızda, radyolarımızda, gazetelerimizde, sokağın hemen köşe başında bu tehdit canlı bir şekilde yaşıyor.

Her neyse biz, İslam’ın nasıl bir dönüşüme uğrattığını kısa da olsa vermeye çalışacağız. Mesela sanat; hat sanatı, minyatür sanatı, gökleri tutan minare ve kubbeleriyle camiler, muhteşem giriş kapılarıyla üniversiteler... Hatta kubbe şeklinde mezarlar. Selimiye Camii bir şaheser değil mi? Süleymaniye Camii Ayasofya’dan üstünlük adına yapılmadı mı? Sultan Ahmet Camii ve Hindistan’daki Taç Mahal aynı görevi görmüyor mu? Yani sanat Türk ruhu ile İslam’ı buluşturmamış mı? Edebiyat diyelim, en eski örnekleri olan şiirler hoca Ahmet Yesevi’nin duru Türkçe ile yazılmış İslami öğretileri ile Türkler arasında İslam’ı yayması Yunus Emre’nin kimsenin erişemeyeceği güzellikteki ve derinlikteki şiirleri... Ve on binlerce tasavvufi İslami şiirler ve büyük şairler.. Bunlar edebiyatı İslami bir yorumla yapmıyorlar mı? Müzikte Türk müziği devam ederken türkülerimize zamanlarının sosyal kültürel bunalımlarını görmüyor muyuz? Tasavvuf müziği nereden çıktı? Kozanoğlu devlete başkaldırdığında ’Kalktı göç eyledi avşar illeri’diye haykırırken Köroğlu’nun türkülerinden pek farkı yoktur. Köroğlu ise beyaz atıyla sanki bütün Türk cumhuriyetlerini gezmiş dolaşmış gibidir. Çünkü hepsinde Köroğlu hikayeleri anlatılır, hepsinde de bir Bolu beyi vardır. Tıpkı Nasrettin Hoca’da olduğu gibi. Celali isyanları bir yana Kızılbaş isyanları bile sonuçta İslam içinde bir anlayış adına yapılmamış mıydı? Bu isyanlardaki idealler ve çekilen çileler türkülerine, tarzlarına, sözlerine yansımamış mıydı? Folkloru siz nasıl Dede Korkut’tan, Pir Sultan Abdal’dan ayrı düşünebilirsiniz? Hakkari’deki halayla Yozgat’taki Sivas’taki halay arasında kim bize kültürel fark gösterebilir? Sonuçta bu halk oyunları bir hikayeyi sembolize etmektedir. Başka milletlerinkine benzemezler. Dindar Müslüman’ın beş vakit abdest alıp Allah’ın huzuruna durduğunda yanındakilerin ırkını hiç merak etmediği bilinmelidir. İslam hangi ırktan olursanız olun eğer onu kabul etmişseniz bütünleşmeye başlamışsınız demektir. Tabii ki hakim kültür, üstün kültür ve bazı değerler olacaktır. Ama %70’e varan yaşama biçimi ile inanç ve imanda buluşmuş olanlar bu irtibat noktası ile farklılıklarını ayniliğe çevireceklerdir. İşte Öcalan’ın papaya bile ’size ve dininize yakınım’diye mektup yazarken Kürt kardeşlerimizi ’Müslüman olmak Türk olmaktır’diye onları İslam’dan uzaklaştırmaya çalışması fikirleri açısından akıllıcadır.

(devam edeceğiz)

Yazarın Diğer Yazıları