İslâm ordusu mu kuruluyor?

Kürşad ZORLU

2008 yılında İslam İşbirliği Teşkilâtının (İTT) Senegal’daki toplantısında ortaya atılan ve bugünlerde yeniden gündeme gelen  “İslam Barış Gücü” projesinin enine boyuna tartışılması gerekmektedir. Zira bu projenin makul ölçülerde gerçekleşmesi, İslam Dünyasına yeni bir ruh kazandırarak işbirliği seçeneklerini artırabilir. Fakat söz konusu tartışmalar yapılırken, projenin özünden uzaklaştırılması, stratejik bir yönetim biçimi olarak kabul edilemez. Öncelikle gerçeklerle yüzleşilmeli ve hedefler
sağlam temeller üzerine
kurulmalıdır.
Bugün itibariyle İİT’yi meydana getiren 57 İslam Ülkesinin dünyadaki konumuna bakıldığında “İslam Barış Gücü”  meselesinin farklı boyutlarla iç içe olduğu görülmektedir. Öyle ki dünyadaki 48 en az gelişmiş ülkeden 22’si İİT bünyesinde yer almakta ve en zengin İİT ülkesi ile en fakiri arasında 220 kat fark bulunmaktadır. 2010 yılında 57 İslam ülkesinin kendi aralarındaki dış ticaret hacmi 421 milyar dolardır. Dünya nüfusunun beşte birini oluşturan İİT ülkelerinin dünya GSYİH’na yaptığı katkı sadece %7,2 düzeyindedir. Oysa aynı üretimde Japonya’nın %8,7, Almanya’nın ise % 8,5 payı bulunmaktadır. Yine İİT ülkelerinin dış borç tutarı ve dağılımına bakıldığında kapitalist sistemin uzun yıllar süren etkisi açıkça görülmektedir. Bu ülkelerin dış borç toplamı 836 milyar dolar olup önemli bir kısmı yüksek borçlu ülkeler sınıfında yer almaktadır.(www.tobb.org.tr)
Elbette ki gelişmişlik değerlendirmesinin yalnızca bu verilerle yapılması mümkün değildir. Ekonomik bakımdan sıkıntılı toplumların üretimin halka yansıması, insan gücünün kalitesi, demokrasi ve insan hakları ölçütlerinde daha ileri pozisyon alabilmesi mümkündür. Bu kriterler göz önüne alındığında da iç açıcı bir durum gözükmemektedir. Örneğin dünyadaki şeffaflık sıralamasında ilk 20 ülke içerisinde herhangi bir İslam ülkesinin bulunmaması ve yolsuzluğun en çok görüldüğü iki ülkenin Irak ve Afganistan olarak belirmesi epeyce düşündürücüdür.  Aynı şekilde İİT ülkelerinin büyük bölümü mevcut kaynaklarını kullanma konusunda hayli zorlanmaktadır. Bu sebeple teknolojide ithalata dayalı hale gelen İİT ülkelerinin genellikle bu teknolojiyi transfer ettikleri ülkelerle ideolojik savaşların eşiğine gelmesi dikkat çekicidir.
İşte böyle bir durumda gerekli olduğuna inandığım “barış yahut müdahale gücünün” cihat algısı ve “ordu” kavramı üzerinden sorgulanması, hepimiz açısından bir felakete yol açabilir. Çünkü cevap bekleyen çok önemli sorular vardır. Farz edelim ki karar verildi, bu askeri toplulukta kim, ne kadar ve hangi özelliklerde asker bulunduracaktır? Yetki ve sorumluklarının sınırı ne olacaktır? Kararlar oybirliği ile mi yoksa oy çokluğuyla mı alınacaktır? Orta Asya ve Kafkaslardaki Müslüman ülkeler bu fikre nasıl yaklaşacaktır? Dünya enerji kaynaklarının neredeyse yarısına sahip İTT ülkelerinin bir askeri birlik kurmasına NATO ve BM kanadı nasıl tepki verecektir? Bu kararın uygulanmasına hangi ülke öncülük edecektir? Ve belki de en önemlisi yönetişim konusunda sınıfta kalmış olan Arap liderlerin kendilerini sınırlayan ve yaptırım uygulayabilen bir örgüte sıcak bakması ne denli mümkündür? Eğer bu hususlar açıklığa kavuşturulabilirse, “İslam Müdahale Gücü”  ivedilikle oluşturulmalıdır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş