İslâm ve Müslümanlık(lar)

A+A-
Durmuş HOCAOĞLU

İslâm ve Müslümanlık çok kereler aynı anlamda kullanılmaktadır; “İslâm Milletleri” gibi, “İslâm Dünyası” gibi, “Türk İslâmı” vb. gibi. Halbuki bu iki terim farklıdır, farklılaştırılmalıdır.
Niçin?
Önce, bilgilerimizi bir tâzeleyelim.
“İslâm” kelimesi etimolojik olarak “kurtuluşa ermek, boyun eğmek, teslim olmak, güven içinde olmak” mânâlarına gelen “silm” (s-l-m) kökünden gelir  - selâm ve selâmet de aynı kökten gelir - ki, ıstılahî olarak Allah’a teslîm olmak demektir ve bu teslimiyeti anlamlandıran da îmandır: Tam ve katıksız bir inanç ile, kesin ve zarûrî (apodiektik) doğruluğu hakkında en küçük bir şüphecik dahi olmayan tam bir inanma ile. Îmân da iştikakî olarak “güvenmek, îtimad etmek, korkusuz bulunmak” anlamındaki “emn” (e-m-n) kökünden türemiş olup, luğavî olarak “tam bir güvenç ile tasdîk etmek” anlamındadır; îmân ettiğimiz şey doğruluğu hakkında tam bir güven duyduğumuz, sıhhatine şeksiz-şüphesiz bel bağladığımız şeydir - emniyet de buradan gelir; İngilizce’de “îmân” mânâsındaki “creed” de Latince yine aynı şekilde, “emniyet etmek, îtimad etmek, güvenmek” anlamındaki “credo” dan gelir - “credit” (kredi) dahi aynı kökten gelir; güvenilir olan demektir; bir kişin kredisinin onun güvenilirliği demek olması gibi-Buna göre, tam ve noksansız bir kalbî itminan ile bir şeye inanmış olan kişi o şeye - o şeyin din olması da gerekmez en umûmî kontekstte - îmân etmiştir ve bu noksansız inanışta bir belge, bir isbat materyali olması da gerekmez ve çok kereler bu zâten imkânsızdır - matematiğin aksiyomları gibi. Îmân kalb gözü ile - hadsî (intüitif) olarak - görülen, doğrudan, vâsıtasız kavranan bir bilgidir ve umûmiyetle diğer bilgilerden türetilmez, bil’akis, diğer bilgilerin kendisinden türetildiği en temel bilgidir; ibat materyali, yâni vâsıta, ancak îmânı kabûl edecek merkezde değil de îmâna giden yolda bir tıkanıklık var ise bir fonskiyon icrâ edebilir; aksi hâlde hiçbir fayda vermez; tıpkı, görme merkezi tahrip olmamış bir gözdeki görmeyi engelleyen kataraktın ameliyatla ortadan kaldırılması, buna mukabil, görme merkezi tahrip olmuş bir göze ise hiçbir ameliyenin fayda vermemesi gibi.
Allah’a teslîm olmak, ıstılahî olarak, O’nun varlığına, birliğine, tekilliğine, mutlaklığına ve vahyen indirdiklerine katıksız olarak, tam bir güven içinde inanmak, tasdîk etmek demektir ki böylesi bir  kişiye “Allah’a teslîm olmuş” mânâsına “mü’mîn” yâni “müslîm” (müslüman) denir; sûretâ inanmış gibi görünen, dil ile - verbal ekspresyon ile - ifâde eden, ancak, içten inanmayan kişiler de Kur’ân’da [Hucurât: XLIX/14] yine teslîm olmak kökü, fakat luğavî mânâda kullanılmıştır. Kalben tasdîk etmeyen fakat kendilerini îmân etmiş kişiler olarak tanıtan bir grup bedevî - yâni a’rabî - için, “A’rabîler îmân ettik dediler; de ki: Siz îmân etmediniz, lâkin, ” teslîm olduk “ (yâni ” korkumuzdan teslîm olduk “) deyiniz. Henüz îmân kalblerinize girmemiştir.” [Qâlete’l-a’râbu amennâ. Qul-lem tu’minû velakin qûlû eslemnâ we-lemmâ yudhilu’l-îmânu fî qulûbiküm].
Adı kendi kitabında verilmiş olan İslâm budur - Hristiyanlık adının Hristiyan olmayanlarca ve onları aşağılamak için verilmiş olup, sonra zamanla benimsenmiş olduğuna dikakt edelim  - ve O’na böyle girilir; lâkin, nasıl ki gökteki bir güneşe mukabil altı milyar insanın zihninde altı milyar güneş var ve bunlar da az ya da çok farklı ise, bir tek İslâm’a mukabil, farklı İslâm anlayış, kavrayış, idrâk, iz’an, ferâset, tarihî arkaplan, tarihî gelişim süreci, töre, an’ane, coğrafya vesâire gibi binbir türlü faktörler dolayısıyla beynelavâm, beynelakvâm ve beynelmilel az ya da çok, farklı İslâmlar oluşacaktır ve oluşmuştur da nitekim; işte, “Müslümanlık” bunu ifâde eder. İslâm, Platon’un idealarının Âlem-i Emsâl’de el dokunulamazlıkları içinde ebediyyen durması gibi, İslâm da dokunulamazlığı içinde eşyâ-üstü olarak öylece ebediyyen durur ve nasıl ki ideaların Arz’daki kopyaları nesneleri oluşturur ise İslâm’ın muhtelif kopyaları da müslümanlıkları oluşturur; İslâm tek (single), biricik (unique)  ve tekildir (singular), müslümanlık ise çoktur (multi) ve çoğul (plural); bunun içindir ki “Türk İslâmı” diye birşey olmaz ama, “Türk Müslümanlığı” olur ve vardır da ve yine bunun içindir ki İslâm’da hatâ, kusur, zaaf, noksanlık olmaz amma - “olur” diyenin bu dinde durması saçmalıktır -, müslümanlık(lar)da ve müslümanlarda olur; hele şimdiki müslümanlık(lar) ve hele hele bilhassa şimdiki müslümanlar!
Handiyse doğru olan hiçbir tarafı yok.  
Ve bu da benim kalbimi soğutuyor, muhabbetimin ateşini söndürüyor.

Yazarın Diğer Yazıları