İslam'a hakaret ve şiddet

Ahmet GÜRSOY

ABD’nin Dışişleri Bakanı çok şaşırmış ve diyesiymiş ki:  “Ama biz onlara özgürlük getirdik.” Kime özgürlük getirmiş bunlar?
Arap dünyasına ve elbette Libya’ya.
Öncelikle birinin bu hanıma sorması lazım: Size kim özgürlük götürün dedi ve siz herkese kendi kafanıza göre özgürlük dağıtma hakkını nereden buluyorsunuz?
Sonra da Arap Baharının Libya’da ABD’yi ve elbette Büyük Ortadoğu Projecilerini nasıl çarptığını konuşmamız lazım.
Bireyci Amerikan kültürü, toplulukçu aşiret kültürünün nasıl bir şey olduğunu bilemez elbet. Bilemediği için de “ama biz size özgürlük getirmiştik” diye şaşırır.
Kendini esir hisseden mi vardı Libya’da?
Hayır! Her aşiret kendi sosyal alanında yaşıyordu. Gene aynı düzlemde yaşıyor. Rejim değişti diye aynı gece aşiret yapısı da değişmedi ya.  Burada bedevi kültürünün derin izleri bütün canlılığını koruyor. Öyle olduğu içindir ki,  “Libya direnişçileri” denilen kimseler bir başka aşirete ait saydıkları kendi ülkelerinin liderini Amerikalıların kışkırtmasıyla dünyanın gözü önünde öldürdüler.
Rejimin adını demokrasi koyunca o ülkeye demokrasi gelmez. Gelse bile o toplumun sosyal bilincini oluşturan kültür değişmez. Demokrasi bir yaşama biçimidir. Kendine has kültürü, davranış kalıpları vardır. Tek başına çok partili seçim sistemi getirmek de yetmez. Ve demokrasi, aşiret kültüründen beslenmez. Aşiret kültürünün hayatı kuşattığı her yerde geçerlilikler demokrasiden değil, geleneksellikten beslenir. Dolayısı ile  “ama biz onlara özgürlük götürmüştük” demek o toplumu özgür yapmaz. Ve özgürlük de hemen gelmez.
Bir şey daha: Hangi toplum olursa olsun yabancılar eliyle getirilen her değişim, geldiği toplumda ihtiyatla karşılanır. ABD, Büyük Ortadoğu ile İslam dünyasının altını üstüne getirdi. Katliamlara neden oldu. Masumları öldürdü. Binlerce cami, mescit zarar gördü. Kadınların ırzına geçildi. Bu özgürlük götürdüklerini söyleyenlerin sergilediği şiddettir. Ve ayın zamanda bireyci Amerikan kültürünün bir sonucudur. Bu yönüyle demokrasi içinde doğup büyümüştür denilebilir. Elbette böyle bir şiddetin karşı şiddeti doğuracağının hesap edilmesi gerekirdi. Üstüne üstlük bir de toplumların dinine yönelik saldırılar yapılırsa, elbette ilk tepki törel toplumlardan gelecektir. Çünkü böyle toplumlarda gelenekler çok daha canlı ve dinamiktir.
Bizim yazarlar tutturmuş bir terane gidiyor: “İslam şiddet içermez” diye. Halen daha Batı karşısında savunma pozisyonu takınmıyorlar mı gel de şaşırma. Burada mesele İslam ve dolayısı ile dinin inanmadan doğan sorunları değil ki. Burada sorun, Müslümanlaşmış bedevi kültürün değerler karşısındaki sosyal psikolojisi ile kendini karşı dinden sayan bir başka şiddetçinin psikolojisidir.
İslam dinine, peygamberine ağır hakaretler içeren filmin yönetmeni, Amerikan toplumundan destek gördüğünü, filmi yapmak için para topladığını ve İslam’ın çirkin yüzünü herkese göstereceğini söylüyor. Bu kültür  “herkesi özgürleştirme”  sevdasında olan toplumun önemli bir öğesine götürüyor bizi. Amerikan demokrasisi içinde yaşayan Yahudi fanatizmine.
Kaddafi’yi öldüren aşiret toplumsalı, aynı tepkiyi ve şiddeti İslami gerekçelerle yeniden üretiyor ve Yahudi fanatizmine kaynaklık eden ABD’yi vuruyor.
Hepsi bu. Dikkat ettiniz mi bilmem. Meselenin tam da bu kesişen noktasından yeni bir anlam türüyor. Amerikan kültürünün özgürlük ortamında yetişmesine rağmen kendini bırakmayan  Yahudi şiddet kültürü ile Arap dünyasında varlık gösteren bedevi şiddet kültürü, dini gerekçeler üzerinden çatışıyor. Ortak nokta şiddet. İşte bu sebepledir ki Amerikan siyasal kültürünün ürettiği büyük yayılmacı siyasi şiddet, diğer kültürlerin şiddet duygularını tetikliyor.  “Ama biz onlara demokrasi ve özgürlük götürmüştük” diyen ABD Dışişleri Bakanı önce kendi ürettiği şiddete baksın.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş