'Ismarlama"dan konfeksiyona

A+A-
Altemur KILIÇ

Gençliğimizde  “hazır giyim” elbiselerden, ayakkabılardan önce  “ısmarlama”  giyim kuşam vardı. Elbiseler, iki provadan sonra ısmarlama dikilir, ayakkabılar da çoğu zaman ısmarlama yapılırdı. O zamanların ünlü erkek terzileri kumaşı da sattıkları için onlara  “tüccar terzi”  denirdi. Pilüris, Peltekis ve Ekonomides gibi Rum terziler vardı ve Türklerin ünlü terzisi ise  “İzzet”  idi... Tabii bunlar çok pahacı olduğu için daha hesaplı yapan küçük terziler de mevcuttu.
Kırklı yıllarda bir  “bob stil”  modası çıkmıştı. Dizlere kadar uzanan, bol ceket, dar ve çorapların göründüğü pantolon ve kısa yakalı, ekseriya beyaz  gömleğe bağlanan, sicim gibi ince kravat! Ve altları kalın kauçuk veya mantar ayakkabılar. Ismarlama ayakkabı yapan küçük ayakkabıcılar vardı ama asıl ünlü olanlar İsmail Kemal ve sonra Mahmut idi.
İstanbul’da G. Baker, İngiltere’den ithal, hazır kadın ve erkek ayakkabılar satardı. Galiba, Lazar ve Paçikakis mağazları da, hem hanımlar hem de beyler için ayakkabılar yapar veya dışaırdan hazır pabuçlar ithal ederlerdi! Türk mağazası olarak sadece Tanca vardı. Daha sonraları onların da sayısı çoğaldı...
 Şapka devriminden sonra erkekler fötr şapka veya melon şapka giyerlerdi. Açık başla dolaşılmazdı. Erkek şapkaları özellikle İtalyan Borsalino marka şapkaların başlıca dükkanı Tünel’deki Kolaro giyim mağazası idi!
İstanbul’da Yüksek Kaldırım şapkacıların merkezi idi!
Derler ki; şapka devriminden sonra, buna karşı olanlar  “melon” şapkayı tercih ederlemiş,  “Hanım ver şu melûnu”  demek için!
Gömlekler de ısmarlana yapılırdı. En meşhur ısmarlama gömlekçi İstanbul, Galatasaray’da Zara idi...

Hanımlar için...

Devrin önemli kadın terzileri, Figaro ve Kalivrusi ve de Türk Caliba ve Güzide Hanımlardı... Caliba Hanım, ünlü Türkçü, öykü ve roman yazarı Öner Seyfettin’in eşiydi... Beyoğlu’nun ilk Türk kadın terzisi Güzide (Orbay) Hanım’dı Rahmetli Güzide Hanım, eşim Güzide’nin halasıydı!
Hanımların başlıca şapkacısı da Emilya idi.
O zamanlar, hanımlar korse vs.. kullanırlar, bunlar da Kifides veya J.Russel’de satılırdı! 
Bu terziler, zaman zaman Avrupa’ya, Paris’e giderler, son modayı getirler ve sonra da Ankara’ya gidip oradaki büyüklerin hanımlarından sipariş alırlardı. Mustafa Kemal, erkekler için  “kıyafet devrimini”  yaparken;  “Kadınların kıyafetlerıne karışmam. Onlar gerekenleri yaparlar” demiş ve nitekim çoğu kadınlarımız, genç kızlarımız kendiliklerinden başlarını açtılar, şapka giydiler ve çağdaş modaya göre giyindiler...
Atatürk, Afet Hanımın kürsüye çıkınca giyeceği kıyafetiyle yakından ilgilenmiş ve bu görevi de Güzide Hanıma vermişti...

* * * 

ÖZDEYİŞ
“Zaman şartlara göre orantılıdır: Azalır, kısalır! İyi vakit geçiriyorsanız zaman az gelir. Sıkıntıda iseniz, bitmek bilmez. Gençliğinizde, zamanın kısalmasını, yaşlılıkta da uzamasını istersiniz!”
* George Orwell


* * *

Bir FIKRA

Sözüm meclisten dışarı
Ormanlar Kralı Aslan, senelik izne gidecekmiş. İzne gitmeden önce, “tavşan hareketlidir; ormanı dolaşır, geldiğimde de bana rapor verir” diye düşünüp vekâletini, tavşana bırakmış ve “Tavşan vekilimdir, ona saygısızlık  ederseniz geldiğimde hesabını sorarım” diye bunu “e-posta” ile tüm hayvanlara bildirmiş! Tavşan ertesi günü, çalım atarak ormanda dolaşmaya başlamış. Bakmış, kurt dereden su içiyor. Yanına yaklaşıp poposuna dokunmuş. Kurt öfkeyle geriye dönmüş, bakmış ki tavşan... Aslanın e -posta mesajı aklına gelince, lahavle çekip yürümüş... Tavşan  biraz daha gitmiş, bakmış fil ağaçtan meyve koparıp yiyor. Onun da arkasına dokunmuş. Fil, kızgınlıkla tavşanı ezmek için  dönmüş, ama aklına Aslanın e-posta mesajı gelince, vazgeçmiş... Tavşan biraz az daha gitmiş; bakmış ayı, kovandan bal yiyor. Gidip onun da poposuna dokunmuş. Ayı, hışımla, dönüp tavşanı yakalamış, bir güzel dövmüş... Tavşan acılar içinde, yürüyüp gıderken bir yandan da söyleniyormuş; “Ayı oğlu ayı. Gene e-postalarına bakmamış”  diye...


* * *


KARAGÖZ Kolleksiyonu

                                                                                14 ŞUBAT 1931                  

RESİM:
Hacivat’la Karagöz, duvarın arkasından Avrupa devletlerini temsil eden, horoz, deve kuşu, ördek ve baykuşun  önünde. “Aslan” İngiltere ile “beyaz ayı” Rusya’nın dalaşmasını seyrediyorlar!
BAŞLIK: İngiltere ile Rusya’nın arası açılıyor...
KARAGÖZ - Ey Hacivat, birinin dişi kuvvetli... Ötekinin pençesi yaman! Bunlar, bir kapışırlarsa, ne çiftlikten hayır kalır, ne de kümesten... Bakalım sonu ne çıkacak?

Sayfanın altındaki haber
3 şubatta idam sehbasının önünden kaçan Hüseyin Akçegedik köyünde yakalandı. Firari idam gecesi kaçtıktan sonra Menemen boğazındaki dağlarda saklanmış, aç susuz dört gün dört gece orada kalmıştır. Bir taraftan soğuk, bir taraftanda açlık tahammülünü tüketmiş, izini kaybettiğini uman Hüseyin saklandığı yerden çıkıp köylülerden ekmek istemek için Akçegedik köyüne geçmiştir. Köylüler firariyi tanımışlar fakat kendisine önce sezdirmemişler, sonra birden bire üstüne atılıp bağlamışlardır. Bundan sonra firarinin yakalandığını jandarmaya haber vermişler, jandarmalar Hüseyini alıp divanı harbe teslim etmişlerdir. Firarinin cebinde bir miktar ot bulunmuştur. Yüzü çalıların arasında sürünmekten parça parça olmuştur. Firari Hüseyin geçen salı günü sabahı Menemende asıldı.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları