İspanya'da matador olan 'yaralı' boğanın 'suç ortağı' arayışı

İsrafil K.KUMBASAR

Kendilerini ‘kuru fasülyeden’ nimet zanneden medya zırtapozlarının, televizyon ekranlarından ve gazetelerdeki köşelerinden ‘geyik muhabbeti’ mukabilinden yaptıkları ‘desteksiz’ atışlar, yürüttükleri ‘akıldışı’ tahminler fos çıktı.
Anayasa Mahkemesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından ‘rejimi tehdit eden odak haline geldiği’ gerekçesiyle AKP’nin kapatılması amacıyla hazırlanan iddianameyi hiç bir tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde ‘oy birliği’ ile kabul etti.
Ve böylece muhakeme safahatı başladı.
AKP’lilerin önlerinde artık iki yol var:
Ya, ‘aslanlar’ gibi karşı taarruza geçip, haklarındaki kapatma davasına konu olan ‘gerekçeleri’ bertaraf etmeye yönelik bir Anayasal düzenlemeye gidecekler.
Ya da, teslim olup ‘kınalı kuzu’ gibi boyunlarını uzatıp ‘nihai’ kaderlerine boyun eğecekler.
Zira, ‘bu aşk’ öyle zannedildiği gibi yalnızca ‘siyasi yasaklar’ ile bitmeyecek.
Anayasaya Mahkemesi, büyük bir ihtimalle, önce önüne gelen dosya üzerinden ‘AK’ Parti’yi bir güzel haklayacak, ardından ‘yolsuzluklar’ nedeniyle bir kez daha huzuruna çıkacak olan ‘AKP’ ileri gelenlerini ‘Yüce Divan’ sıfatı ile paklayacak.
Ve yine ‘dokunulmazlık’ zırhı yüzünden, mahkemelerin tozlu raflarında bekleyen dava dosyaları, birer birer yeniden açılacak.
Aslında Tayyip Erdoğan ve ‘sofra’ arkadaşlarını en çok korkutan da işte bu.

* * *

Tayyip Erdoğan’ın 6 yıllık iktidar süresi içerisinde, kendisine oy veren kitlelerin beklentilerine yönelik yaptığı tek ‘olumlu’ icraat, üniversitelerde ‘baş örtüsünü’ serbest bırakan Anayasa değişikliği idi.
Ama, onun da arkasında duramadı.
Başını ellerinin arasına alıp, “Nerede hata yaptım?” diye düşünürken, kapatma davasında tek nedenin ‘baş örtüsü’ olduğu kanaatine kapılıp hemen sorumluyu buldu: MHP.
Erdoğan, Bulgaristan gezisi sırasında adeta ‘günah çıkartırcasına’ mealen şöyle dedi:
- “İspanya’da, o sözleri, bir anda kendimizi tutamayıp, öylesine söyledik. Aslında, biz bu işin üzerine fazla gitmeyecektik. Ama, MHP işin içerisine girince, mecburen bir adım atmak zorunda kaldık.”
Suç işlemiş gibi bir psikoloji içerisinde kıvranan Erdoğan, hiç vakit kaybetmeden kendisine bir  de ‘suç ortağı’ arama gayretine girdi.
Adeta  ‘gammazcılığa’ soyunup, aynen şu ifadeleri kullandı:
- “Bu ülkede 5 yıldır baş örtüsünü gündeme mi getirdim? Parlamento çatısı altındaki olan bir başka partinin, ‘biz de bu mutabakatın içinde olmaya hazırız’ dediği halde ikirci yaklaşım niye?”

* * *


Sahi, neden MHP’ye dava açılmadı?
Çünkü, AKP ile arasında çok önemli bir fark var:
Meselelere bakışındaki samimiyet.
MHP, baş örtüsü meselesini, din tüccarları tarafından ‘istismar’ edilen bir kanayan yara olarak algılıyor, çözüm için de ‘uygun bir zamanı’ bekliyordu.
Meclis’teki aritmetiğin ve ülkedeki genel ortamın müsait olduğunu görünce, ‘haksızlığın’ ortadan kaldırılması amacıyla Anayasayı değiştirme çağrısı yaptı.
Kargaşanın önüne geçebilmek için de YÖK Kanunu’nun 17’nci maddesinde değiştikliği şart koştu.
Ancak, AKP’nin amacı, meseleyi çözmek değil, bu işi ‘siyasi istismar’ malzemesi olarak kullanmaktı.
Nitekim, çözüm şartlarının oluştuğunu görünce, bu işi alabildiğince sarpa sardırıp, ortaya çıkacak olan kaosu ‘oya tahvil etmeye’ çalıştı.
Anayasa değişikliği Meclis’ten geçer geçmez, YÖK Başkanı’nı yem olarak kullanıp, 17’nci madde değişikliğini rafa kaldırdı.
AKP ileri gelenlerinin ortaya koydukları tavır, bu meseleyi ‘inandıkları’ için değil, sırf ‘siyaseten’ kullanmak için kaşıdıklarını bir kez daha tescil etmiş oldu.
Eğer inanmış olsalardı, en azından çözüm için atılan adımı ‘hata’ olarak algılamazlardı.

* * *


Kahramanımız, İspanya’daki areneda “Velev ki...” ile başlayan sözler eşliğinde elindeki ‘kırmızı bezi’ sallarken, adeta karşısına çıkan bütün ‘azgın boğaları’ haklamaya hazır bir ‘matador’ edası içerisindeydi.
Ama ne zaman ki, o kırmızı bez, ‘tersine esen’ rüzgarın etkisi ile eline dolandı ve ‘şişler’ kendi sırtına saplandı, işte ol dem yeniden oldu ‘yaralı’ boğa.
Şimdi, kafasına inecek son ‘espada’ darbesinden kurtulabilmek için ‘arena dışından’ kendisine uzanacak bir ‘şefaat’ eli bekliyor.
Zira, ‘mazlum’ rolü oynaya oynaya, ‘içerideki’ seyirciyi iyice ‘sadist’ hale getirmeyi başardı.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş