İstanbul'un adaları ve hatıralar...

Altemur KILIÇ

Bu Pazar da geçmişteki  “adalara” açılalım dedim.. Benim hayatımda iki “adanın” büyük yeri var... Biri,  çocukluğumun, gençliğimin çok unutulmaz, keyifli ve heyecanlı günlerinin geçtiği “Büyükada”. Açılım gereği eski isimlere dönülürse Bizans’ın Prinkipo’su! “PRENS” adası... İstanbul adalarının hepsine “PRENS” adaları da
denirmiş!

Çivileme adası!
Yakınındaki diğer “Prens Adaları” da, Heybeliada (Halki), (İsmet İnönü’nün yazları çivileme yaptığı ada), Burgaz (Antigoni), Kınalıada (Proti), Yassıada (Plati), Sivriada (Ohia), Kaşıkadası (Pita), Sedefadası (Androvita) ve Tavşanadası. (Neandros)
İkinci önemli “adam”, Yassıada... 1960 darbesinden sonra hayatımın en acılı aylarının, dokuz küsur ayımın geçtiği Yassıada!

Büyükada günleri
Çocukluğumda her yaz, ailece Büyükada’ya sayfıyeye göçer, okullar açılana kadar orada kalırdık!
Büyükada, seçkinlerin  “adası”  idi... Seçkinlerin başlıca lokali, İngilizlerin kurduğu  “Yat Kulüp” tü (Şimdi Anadolu Kulübü).
Burasıyla en güzel anım, sık sık Kulüp’e arkadaşlarıyla gelen Atatürk’ün biz çocukları tarihten imtihan etmesi, güreşe  tutturması.
Biz güreşirken “Ha Demir, ha” demesi hâlâ kulaklarımdadır. (Bana Demir derlerdi.)

Ünlülerin mekanı
Büyükler, Kulübün özel bir binasında kağıt oynarlardı! Biz çocuklar da, önce bahçede oynar, sonraları tenis, pin pong oynardık. Kulüpte, ekseriya denizden gelen Atatürk’ün kolay çıkması için özel bir asansör yapılmıştı... Bu asansörle, Kulübün rıhtımına iner, oradan denize girerdik... Biraz daha büyüyünce ortadaki pistte, büyüklerin kenarında dans ederdik.
Kulübün demirbaş müdavimleri vardı; Mesela Mithat Cemal, Yusuf Ziya Ortaç, Orhan Seyfi Orhon... Bazen de Yahya Kemal!
Adaya ilk gittiğimiz yıllarda elektrik yoktu. O zaman denizden iletim olmadığı için elekrik yerel tribünle üretilirdi... Sonra kablolar döşendi, telefonla iletişim mümkün oldu!...
Çocukluk günlerimizin başlıca keyfi bisiklet idi.. Bisiklet bozulunca, lastiği patlayınca veya “balon yapınca” adadaki tek tamircinin önünde saatlerce beklenirdi...
Bisikletler veya faytonlar ve merkeplerle adada “Büyük tur-Küçük tur yapılırdı.”

Örtülü köşk!
Adalarda otomobil, motosiklet şimdiki gibi yasaktı! Sadece itfaiye arabaları vardı... Büyükada’da hastahane yoktu, ambülans yoktu. En yakın sağlık merkezi Heybeli’deki Sanatoryum’du!
Gençlik çağlarımızda çamlıktaki Lunapark gazetesinde dans
ederdik..
Adanın denize girme yeri  “Yorguli” (sonra Yürükali) plajıydı. 
Adanın seçkinler tarafı “Nizam” öteki tarafı “Maden” ama her iki tarafta da güzel köşkler ve konaklar vardı. Nizam tarafında sedefli bir köşk vardı, kışın üzerine örtü örterlermiş!
Maden’in karşısında, önceleri meskun olmayan Sedefadası vardı, yüzerek giderdik. Sonra rahmetli Şehsuvar adayı iskan etti, parselledi, villalar yaptırdı... Sedefadası da seçkinlerın adası oldu.

Piyasa vakti ve tipler
Kuzenim Malik Akbay (Hümeyra’nın anası) bu adada Mahama adlı bir kulüp açtı..
Büyükada’nın önemli saatleri akşam vapurunun dönüş saati idi... Adalıların süslenip yolcularını karşılamaya geldikleri “Piyasa Vakti” idi!.
Büyükada’nın belirli, meşhur tipleri vardı. İskele çıkışının hemen yanındaki pastahanenin sahibi, “Saraylı hanım” ve “Doktor Çat”! Aslında kim olduğu ne olduğu belli olmayan şık giyimli zarif tavırlı zat akşam vapurundan çıkıp İskele meydanından geçerken kimseyle konuşmaz “Çat” diyenlere “Çat” diye mukabele ederdi. 
Büyükada’nın o zamanki en meşhur lokantası, meyhanesi rıhtımdaki Façyo idi...

Bir rüya gibi...
Üvey annem Füreya’nın Şakirpaşa ailesinin köşkünde günlerim geçti.. Ünlü sanatçı Aliye Berger’ın eşi vefat ettiğinde köşkün loş salonunda Aliye Hanımla birlikte merhumun gerçekten ölüp ölmediğini kanıtlamak için sabaha kadar beklemiştim.
Adada vefat eden babaannem Demsaz Hanım tepedeki mezarlıkta gömülü!
Büyükada gene çocukluğumun geçtiği Erenköy ve Bostancı gibi tatlı bir rüya olarak kaldı!
Büyükada’ya vapurla giderkan Yassıada’yı uzaktan görürdük de bir gün bu adada hapis yatacağım hiç aklıma gelmezdi. Herhalde Amiral Sadık Altıncan’ın da kendi inşa ettirdiği adadaki binada hapis yatacağı aklına gelmemiştir.

Dokuz ayımı yiyen Yassıada kötü bir kâbus..
Bu kabusu Yassıada’da yatan Faruk Nafiz Çamlıbel ne kadar güzel ifade etmiş:
Bilmiyor gülmeyi sakinlerin
binde biri;
Bir vatan derdi birikmiş bir avuçluk karada
Kuşu hicran getirir, dalgası
hüsran götürür;
Mavi bir gölde elem katrasıdır Yassıada

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş