İşte fonlananların listesi

Selcan TAŞÇI

Yılmaz Dikbaş’ın ‘Gaflet-Dalalet-Hıyanet’ kitabındaki iddialar, ‘AB’den para alan aydınlar’ tartışmasını alevlendirdi. Can Ataklı’nın  Mine Kırıkkanat’ın adını vermekle yetindiği, ancak internetten onbinlerce insana ulaşan listedeki diğer isimleri de biz açıklıyoruz

Can Ataklı, 2008’i internette dolaşmaya başlayan bir ’liste’ den söz ederek noktalamıştı.
Ataklı “Özür diliyoruz” kampanyasından sonra internet üzerinden onbinlerce kişiye ulaşan listedeki isimleri açıklamamış ama şu bilgileri vermişti: “ Liste, AB fonlarından para alan gazetecilerle ilgili. Neredeyse tamamı özürcü olan bu gazetecilerin AB fonlarından para aldıkları ileri sürülüyor. Paralar da 70 bin euro ile 1 milyon euro arasında. Bu listenin kaynağı ‘Gaflet-Dalalet-Hıyanet’ adlı kitap. Yazarı Yılmaz Dikbaş. ”

Dikbaş’ın kitabı referans alınarak hazırlanan liste herkes gibi Ataklı’nın kafasında da şu soru işaretlerinin oluşmasına neden olmuştu: “Bu gazeteciler gerçekten çeşitli isimler altında AB fonlarından bu paraları aldılar mı? Almayı sürdürüyorlar mı? AB hangi amaçla bu fonları kullanıyor, karşılığında gazetecilerden nasıl bir hizmet arıyor? Dikbaş bu iddiasını neye dayandırıyor, elinde yeterli kanıt var mı?”

Ataklı listelenen isimleri açıklamadan önce, konunun ’kendini bilen’ muhataplarının sorularına cevap vermesini bekledi. Bir tek aynı gazetede yazdığı Mine Kırıkkanat’tan cevap geldi. Ataklı dünkü yazısında bu cevabı okuyucularıyla paylaştı.

AB fonlarından para aldığını kabul eden Kırıkkanat’ın açıklaması şöyleydi: “İki yıl önce Süheyl Batum ve Aslıhan Öztezel ile Avrupa Birliği’ni işleyen bir televizyon programına destek bulmak için proje hazırladık ve Ankara’daki AB masasına verdik.  52 program karşılığında bize 74 bin euro destek verebileceklerini bildirdiler. Biz de programı, o sırada Tuncay Özkan’ın yönettiği Kanaltürk’e götürdük. Özkan programı yayınlamaya karar verdi. AB ile ilişkilerimizi enine boyuna tartışırken çoğu kez de uygulamalarla ilgili eleştirilerimizi hiç çekinmeden dile getirdik.
Para programın tamamı için ödendi. Büyük bölümü Kanaltürk’e kaldı. Bunun dışında yönetmeninden ışıkçısına, kemaramandan set işçisine, makyajcısından berberine kadar çalışan herkes minik paralar aldılar. Bizler de sembolik ücretler aldık.”
Ataklı ’kimlerin hangi paraları aldığını önümüzdeki günlerde yayınlama vaadi’ ile bitirdi yazıyı.
İnternet üzerinden zaten onbinlerce kişiye ulaşan, bu ‘sürpriz olmayan’ listenin yayımını daha fazla geciktirmenin anlamı var mı?
‘O liste’yi Ataklı’dan önce yayımlıyoruz.
Dikbaş, “Paris’in Pigal’inde, Londra’nın Soho’sunda ve Amsterdam’ın Kırmızı Fenerli sokağında, iletişim kurmak için yabancı dil bilmeye gerek yoktur. İngilizce
bir söz bilin, yeter” diye bir not eklemiş listenin sonuna.
“How much?”
Yani:
“Kaç para?”
“Gerisi kendiliğinden gelir” diyor.
Listedeki isimlere, aldıkları hibe miktarlarına ve yürüttükleri faaliyetlere  bakın bakalım, gerisi kendiliğinden gelmiş mi gelmemiş mi?

+++++

Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin
ne özelliği var?

Hibe alımında aydınların en çok kullandığı Sivil Toplum Örgütü Helsinki Yurttaşlar Derneği olmuş. Kurucuları Adalet Ağaoğlu, Ahmet İnsel, Bülent Tanör, Emil Galip Sandalcı, Ercan Karakaş, Halil Berktay, Haluk Şahin, Mehmet Ali Birand, Mete Tunçay, Murat Belge, Murat Karayalçın, Orhan Pamuk, Süleyman Çelebi, Tarık Ziya Ekinci, Turgut Tarhanlı, Ümit Fırat, Ümit Kıvanç gibi isimler olan dernek “AB bütünleşme süreci, Azınlık hakları, çokkültürlülük, İnsan hakları ve yurttaş katılımı, Yerel demokrasi ve sivil toplumun güçlendirilmesi” başlıkları altında ‘amaçlarına ulaşmak için’ konferans, panel, sempozyumlar düzenliyor.
İnsan Hakları Derneği, MAZLUMDER, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi, İnsan Hakları Ortak Platformu ile ortak çalışan bu derneğin kerameti ne dersiniz?

+++++

Özürcü aydınların
AB’den aldıkları iddia edilen 
hibe miktarları

AVROLAR
KONUŞUYOR

 


+++++

Gecikmeli tespit
İlhan Selçuk TSK ile ilgili tehdidin, kurumun darbe yapma ihtimali değil, kuruma darbe yapılması olduğunu yazdı
İlhan Selçuk, ’darbecilikle’ suçlanan TSK’nın aslında ’darbe yapılan’ bir kurum olduğunu yazdı. Okurken şu Temel fıkrasını hatırlattı: 
Temel, birgün yolda giderken bir Yahudi’yi öldürür. Mahkemede hakim sorar:
- Niye öldürdün?
- Onlar Hz. İsa’yı çarmıha germişlerdi!
- İyi de o üç bin sene önceydi evladım!
- Olsun ben dün duydum...
Selçuk gibi ‘Türkiye darbeler tarihi’ konusunda şahsi tecrübeleri yoğun bir aydının, ’TSK’ya yapılan darbe’yi ancak yazıya döküyor olması karşısında ’günaydın’ demeden yapamıyor insan. Selçuk’un gecikmeli yazısı şöyle:
 “Asker üzerine dışarıdan tezgâhlanan büyük bir oyun oynanıyor, içeride BOP eşbaşkanlığı da elbette kendi üstüne düşen işlevi elinden geldiğince yerine getiriyor... 
Asker devlete elbette gerekli...  Askeri değil; ama demokrasi ayağına laik TSK’yi bitirecekler...
Türkiye’de bir konuyu iki boyutu dışlayarak ele almak, gerçekleri dışlamak demektir...
Aydınlanma...  Emperyalizm... Laik Türkiye Cumhuriyeti emperyalizmin Anadolu’daki hesaplarını bozarak kurulmuştur...  Amerika daha o zamandan bu işe bozulmuş, çok uzun süre TC’yi tanımamıştır...
  ABD’nin en son davası petrol coğrafyasına el koymak için İslam devletlerini kullanmak...  Ve TC’yi de bu yolda kullanmak... Bu kullanıma demokratik bir kılıf geçirmek için de Müslümanlığı Türkiye’de kullanmak... 21’inci yüzyılda iktidara geçen AKP, bu kullanım yolunda ABD için en elverişli araçtır... Engel TSK olarak vurgulanıyor...
Asker-sivil bürokratlarla aydınların kurdukları laik Cumhuriyet, sandıktan çıkan bir İslamcı parti eliyle laiklikten uzaklaştırılırsa olay demokratik sayılacaktır... Asker bu oyunu bozacak bir kuvvet olarak görülüyor... Oysa şimdiye dek TSK ile ABD arasındaki ilişkiler hep uyumlu idi...
  27 Mayıs kimsenin hesap edemediği bir patlamaydı... 27 Mayıs’tan sonra ordu, Türkiye’de geçerli Amerikan emperyalizmine sıcak bakmıyordu; 12 Mart müdahalesi CIA marifetiyle bu işi çözdü... 12 Eylül büsbütün açık seçikti; Amerikalı aşağı yukarı ne demişti: Bizim çocuklar, bu işi iyi kıvırdılar... 28 Şubat AKP’nin önünü açtı, çünkü iktidar yolunu kapattığı Erbakan tayfası anti-Amerikan dinciliği benimsiyordu...
Görüldüğü gibi 27 Mayıs dışında bütün askeri müdahaleler Amerika ile uyum içinde gerçekleştirildi... 
Herkes boşuna ümit ya da telaş içinde... Asker Amerika’yı karşısına alacak bir müdahaleyi gerçekleştirmez...  Siyasal dış ve iç dengelerle ekonomik bağımlılık böyle bir müdahaleyi kısa sürede perişan edecektir...
Bugünkü TSK akılsız değil...
Ancak Amerika, Türkiye’de bu kez çok tehlikeli bir oyun tezgâhlıyor ve AKP’yi alet ediyor... Türkiye Cumhuriyeti’nde gittikçe yoğunlaşan ideoloji, Arabistan’dan çok İran’a doğru bir siyasal eğilime kayarsa, Amerika hiç hesaplayamadığı bir büyük düşmanı Ortadoğu’da kazanacaktır...
TSK bugünkü koşullarda darbeden uzak... Ama, bu gidişle TSK’ye darbe geliyor...”

+++++

İl Başkanını astronot atayacaklar
AKP’nin en çok oyu almış olması,  doğalgaz gibi hassas ve teknik bir meseleyi en iyi bildiği anlamına gelmez... “En çok oyu ben aldım, her kadroyu benim badem bıyıklılar doldursun” zihniyetiyle yaklaşırsan, kaçınılmaz sonu bu olur. NASA’mız olsa bizim... İl başkanını astronot yapar bunlar!
Yılmaz Özdil / Hürriyet

+++++

“Bu kafaya acıyorum”
On yıl önceki depremi fuhşun artmasına bağlayan ve “Allah’ın ikazı” olarak nitelendiren yobazlar yine iş başındaydı. Vakit Gazetesi, yedi gencin ölmesini manşetten, “Yılbaşını kutlayan duyarsız çevreler, facialara sebep oldu” başlığıyla verdi! İnsan sevgisinden nasibini almamış bu kafaya, sadece acıyorum!
Mustafa Mutlu / Vatan

+++++

Hakan tazminat ödemeyecek
Yargıtay, Ahmet Hakan ile Mine Kırıkkanat arasındaki  davayla ilgili haberlerin yanlışlıklar içerdiğini duyurdu.
ANKA Ajansı Hakan’ın “faşist cesaretli” diye tanımladığı Kırıkkanat’a tazminat ödemeye mahkum olduğu haberini geçmişti. Yargıtay ise, tazminat kararında direnen yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğu için bozulduğunu duyurdu.  l Vatan

+++++

Yeniçağ’a neden ilan vermiyorsunuz?
Taraf’ı desteklediği açıklayan İshak Alaton, Birleşik Arap Emirlikleri’nde yayımlanıp Ortadoğu, Avrupa ve ABD’de satışa sunulan The National gazetesinin şirketler neden Taraf’a reklam vermiyor sorusuna “Korkuyorlar da ondan” cevabını vermiş...
Alaton’dan sorsak, kendisinin de dahil olduğu iş dünyasının Yeniçağ’a neden reklam vermediğini de izah edebilir mi acaba?

+++++

MİNİ YORUM

Açılımın da daniskasını yaptılar
YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan ağzındaki baklayı çıkardı: Paris Kürt Enstitüsü’nden destek alabiliriz.

Söz konusu Enstitü Türkiye’nin 47 ayrı etnik gruptan oluşan bir mozaik olduğu tezini savunan kitapları basmış, Başkanı Kendal Nezan toplam nüfusumuzun 56 milyon, Güneydoğu nüfusumuzun ise 4 milyon olduğu 1991 yılında ‘Türkiye’de 25 milyon Kürt var’ açıklaması yapmıştı. Bu nedenle ŞEŞ TV, Kürt Dili Edebiyatı gibi ‘açılımlara’ tepki gösterenleri ‘ırkçı’ diye yaftalamadan önce ’üniterlik’ kavramı ekseninde bir daha düşünün derim ben.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş