İşte işgalin gerçek sebebi...

Kürşad ZORLU

Soğuk savaşın ardından her alanda büyük gelişmeler ve değişimler yaşanmaktadır. En önemlisi ise gelir ve servetin el değiştirmesine zemin hazırlayan teknoloji ve kaynak yeterliliği ilişkisidir. Buna göre hane halklarının ihtiyaçlarını karşılamak, yeni ihtiyaçlar türetmek, toplumları bağımlı hale getirmek ve böylece yer altı-yer üstü kaynaklarını alabildiğince kullanmak... Başka bir ifadeyle bütün kaynakları olabildiğince sömürmek. Başta çokuluslu işletmeler olmak üzere onların yönlendirdiği bazı devletler, otoriter-yayılmacı-sömürgeci anlayışların esareti altına girmektedir. Koordinat tanımaksızın sürdürülen işgal çabalarının, demokrasi kisvesiyle meşrulaştırılması  “demokrasi” kavramının günümüz yönetim sistemi açısından geldiği üzücü noktayı işaret etmektedir. Kim, nasıl, niçin, neyi, ve neye göre demokratikleştirmek istemektedir? Kim karar vermekte ve kim boyun eğmektedir? Sessiz kalanlar ve sesi çok çıktığı iddia edilenler kimlerdir? Aslında pek çoğu bu senaryonun değişmeyen parçalarıdır. Üstelik günümüz paradigmasında değişimin kendisi de yapısal bir dönüşüm içerisindedir.  Zira son dönemde gözlenen uluslararası hareketlerin “insan” için “insanı” hedef alıyor olması, “insanlığın da” geldiği seviyeyi göstermektedir.


Afganistan’da demokrasi vahşeti?
Sözde insan hakları, demokrasinin yerleşmesi ve özgürlükler adına Afganistan’ı işgal eden güçlerin asıl hedefinin bahsettiğimiz süreçlerden ayrı tutulması düşünülemez. Üstelik dün ve bugün işgali gerçekleştirenlerin farklı ülkeler olması sebep ve sonucu değiştirmemektedir. İşgalin yaklaşık 10. yılında 60 binden fazla Afgan öldürülmüş; on binlerce insan açlık, hastalık, yoksulluk gibi kronikleşmiş sorunlarla mücadele etmek zorunda bırakılmıştır. 650 bin kişinin evini terk etmeye zorlandığı işgal nedeniyle yaklaşık 20 milyon insan, günlük 1.5 dolarla yaşamaya çalışmaktadır. Her doğan 100 Afgan bebeğinden 30’u beşinci yaşında ölüm riskiyle karşılaşmakta ve bir dönem yasaklanan afyon üretimi, işgal sonrası yine dünyanın 1 numaralı uyuşturucu kaynağı haline gelmektedir.


Şirketler görev başına
Öte yandan dünyanın kaderini belirleyecek, geniş coğrafyaları krizlerle yüzleştirecek ve savaşlara sebep olabilecek güncel yer altı zenginliğinin Afganistan’da bulunması sizce de garip değil mi? Bir bakıma tam bir  “değer paradoksu”  ile karşı karşıyayız. Nitekim geçtiğimiz hafta Avrupa Komisyonu ve ABD tarafından hazırlanan stratejik raporda dünyanın önümüzdeki yıllarda planladığı elektronik ve ileri teknoloji üretimlerinin en önemli hammadde kaynağının Afganistan’da olduğu belirlendi. Bu hammadde, ABD’nin savunma sanayi ihtiyaçları içinde ilk sırada yer alıyor. Rapora göre bugün büyük ölçüde Çin’in kontrolü altında bulunan 18 hammadde kaynağı arasında en önemlisinin lityum olduğundan söz ediliyor. Ve ABD’li uzmanlarca en büyük lityum rezervlerinin Afganistan’da olduğu tespit ediliyor. Sadece bununla da sınırlı değil; yaklaşık 1 trilyon dolar değerinde ve başta altın, kobalt, bakır, demirden oluşan çeşitli kaynakların Afganistan’da bulunduğu ortaya konuluyor. Bu bilgiler Karzai yönetimine de iletiliyor. Nihayet stratejik amaçlara ulaşmak için geri sayım başlıyor ve çok uluslu şirketler Baglan bölgesinde ilk maden çıkarma faaliyetlerine koyuluyorlar. Peki ölenler ve adeta yaşarken toprağa girenler, kadınlar ve çocuklar...Ya onlar ne olacak? İnanın bunun cevabını vermek çok zor...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş