İşte size MİT’çiden bir yol haritası -I-

A+A-
Sadi SOMUNCUOĞLU

Seçimlerden sonra yapılacak “Yeni Anayasa” nasıl olacak, devletin eli-yüzü neye benzeyecek, PKK rejime nasıl ortak edilecek sorularının cevabını eski bir MİT’çi anlattı. Bu MİT’çi öyle sıradan, eften püften biri de değil. Adam terörün en civcivli zamanında, 1989-91 Diyarbakır MİT Bölge Başkanlığı yapmış. Sonra üstün başarılarından dolayı olsa gerek MİT İstihbarat Daire Başkanlığına, arkasından Müsteşar Yardımcılığına terfi ettirilmiş biri. 2005’te  emekliye ayrılmasıyla beraber mesaisine fahri olarak devam etmiş.
PKK ve Türk Devletinin tasfiyesi üzerine yazılar yazıyor, konuşmalar yapıyor, projeler geliştiriyor.
Bilgi kaynağımız bu MİT’çi, Cevat Öneş. Fatih Altaylı’nın 30 Kasım 2010 günlü ‘Teke Tek’ Programında iki saate yakın süren mülakatın son bölümünü özetleyelim.
Zamanın ve şartların çok müsait olduğunu Cumhurbaşkanı Gül gibi vurgulayan MİT’çinin bilgisi ve iddiaları şöyle:
1.Terör ve “Kürt Meselesi” nin çözümü için, Anayasa ve kanunlarda ne kadar Türk kelimesi geçiyorsa hepsi çıkarılacakmış. Devletin hukuku içinde hiçbir etnik kimliğe yer verilmeyecekmiş. Böylece etnik/ırk grupları arasında demokrasi ve eşitlik sağlanacakmış. (Devlet ancak millet varlığı üzerine bina edilebilir. Etnik gruplar üzerine devlet inşa edilemez. Dünyamızda millet adı devletin de adı ve kimliğidir. Aynen Çin, Japon, Rus, Alman, Amerikan, Fransız, İngiliz, Yunan ve Ermeni devleti gibi. Yine demokrasi ve eşitlik insanlarla ilgili bir kavramdır, etnik/ırk grupları için kullanılamaz. Buna rağmen bu kirli oyun, Haçlılar, maşası PKK ve işbirlikçilerinin Türksüz Türkiye için oynanıyor.)
  2- Eğitim dili Türkçe ve Kürtçe olacakmış. (Milletin ortak dili, devletin de dilidir. Uluslararası hukuka göre iki dilli devlet olmaz. Büyük güçlerin çıkarları için inşa ettikleri istisnai ve geçici örnekler vardır. Irak’ta olduğu gibi.)
  3- Anayasanın 66’ncı maddesi değiştirilerek, Türk üst kimliği yerine vatandaşlık üst kimlik yapılacakmış. (Kimlik bir millete aidiyeti gösteren sosyolojik bir kavramdır. Vatandaşlık ise renksiz hukuki bir terimdir. Başına Türk, Amerikan, İngiliz, Fransız, Japon gibi millet adı getirilerek kullanılırsa kimliği ifade edebilir. Bu vatan üzerinden Türk’ün adını silmek için kimliğimizle oynanıyor.) 
4- Barış ortamının kurulabilmesi için, Türkler geçmişleriyle yüzleşip özeleştiri yapacakmış. Açıkça özür dilenmese bile, yapılan hata ve haksızlıklardan dolayı pişmanlık duyulduğu ifade edilecekmiş. (Demek ki; barış ortamı PKK’ya teslim olmakla da bitmiyormuş. Bir de, 50 bin kişinin hayatına kasteden, milletimizin birliğine saldıran, bütün dünyanın terör örgütü olarak kabul ettiği, insanlığa karşı suç işleyen bu terörist canilerden özür de dilememiz gerekiyormuş. Haçlıların Türk düşmanlığında ne kadar hayasızlaştığını tarihten biliyorduk da, işbirlikçilerini iyi tanıyamamışız.)
5- Af kelimesi incitici olacağı için, Kandil ve diğer yerlerden gelecek PKK’lılar için uygun bir dil bulunmalıymış. (Bin yıllık egemenliğimize saldıranları peşinen affedecekmişiz, ama bu söz yerine “Demokrasi kahramanları” veya “insan hakları savunucuları” gibi bir isim de bulmamız gerekiyormuş. Soralım; acaba ülkeyi kan gölüne çevirenler mi, yoksa onlara böylesine sıfatlar arayanlar mı daha suçludur? Acaba Türk düşmanlığı mı bazılarını bu kadar insanlıktan çıkarıyor?)
  6- Seçimlerden sonra yapılacak yeni anayasa, insanı ve demokrasiyi esas alarak inşa edilecekmiş. (Elbette insan çok önemli ve kutsal bir varlıktır. Ancak bir  millete mensup ve bir devletin vatandaşı olan insanların birbirleriyle, toplumla ve devletle ilişkilerini düzenleyen hukuki kuralların tespiti, sadece bu iki kavrama göre belirlenemez. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10 ve 11’inci maddeleri bu hususa açıklık getiriyor. Diyor ki; “... demokratik bir toplumda,... ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının temini için... sınırlamalara ve yaptırımlara gidilebilir.” Demek ki, demokrasi, insan hakları ve özgürlükler bu esaslara göre kısıtlanabiliyor. Bunu da yürütecek olan devlettir.) 
Devamı Salı günü

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları