İstihbarat savaşı

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Yabancı istihbarat örgütleri gazeteci, iş adamı akademisyen
görüntüsü altında Türkiye’yi mesken tutmuş durumda. Devletin
istihbarat örgütleri ise kendi içlerinde karşıt grubu takiple görevli

Her zaman casusluk faaliyeti yapılır. Tarih örnekleriyle dolu.
İstihbarat faaliyeti devletler arasında yapılır, iktidar kavgası için yapılır. Bilgi, teknoloji, ürün akla gelen hemen her konuda yapılır. Herkes ajan olmak çabasında.
Ama bu kez Ankara’da yaşananlar, alışılmışın biraz daha dışında.
Bu kez var olan resmi istihbarat kuruluşları yanında gayriresmi örgütler var.
 Turgut Özal’ın başlattığı, Tansu Çiller’in şekillendirdiği şimdi ise yüksek teknolojiye dayalı dinleme araç ve gereçlerine sahip örgüt.
Karşı tarafta resmi istihbarat örgütleri var. Başta MİT, Genelkurmay istihbarat ve Emniyet istihbarat kurumları var .
Bunların dışında devletin hemen her kurumunda iç güvenlik ve istihbarat birimleri var.
Ama görülmekte olan bu istihbarat örgütleri de kendi içinde gruplara ayrılmış durumda.
Ajanlar cirit atıyor
Ankara’da edindiğim bilgiler dehşet verici.
Yabancı istihbarat örgütleri gazeteci, iş adamı akademisyen görüntüsü altında Türkiye’yi mesken tutmuş durumda. Hemen her ülke istihbarat örgütü cirit atıyor.
Devletin istihbarat örgütleri ise kendi içlerinde karşıt grubu takiple görevli. Üstüne üstlük bir de resmi olmayan gayriresmi istihbarat örgütüne karşı dikkat kesilmiş vaziyette.
Dünyanın önde gelen ülkelerinde görülmeyen kaos hali.
İstihbarat bir devletin kılcal damarlarıdır. Tıkanması halinde kan toplar, kangren olur, kalp kapakçıkları kapanır, çalışmaz, beden hareketsiz kalır.
Tıpta buna tıkanan damarların açılması kapakçıkların değiştirilmesi gibi birçok tedavi uygulanır.
Devletin istihbarat ağı ise parçalanmış durumda. Devletin üst kurumları arası güvensizlik aşılamıyor.
Her gün devletin gizli raporları, belgeleri bir gazetede yayınlanıyor. Ya da birilerinin ofisinde ele geçirildiği söyleniyor. Suçlanan ise büroma konuldu diyor. Her şey birbirine karışmış vaziyette.
Bakın dün yine bir belge yayınlandı Genelkurmay yayın yasağı koydu.
Yasaklar hiyerarşisi
Daha hazırlık safhasında olan 3. iddianame içeriği, çarçaf çarşaf TV ekranlarında, gazete köşelerinde yer alıyor. Yayın yasağına, soruşturmanın gizliliğine rağmen yayınlanıyor.
Deniz Feneri e.V. denen, din istismarcılığı olan yüz karası dava konusunda ise Ankara savcılığının yayın yasağına uyulması isteniyor ve yandaş işbirlikçi medya tek kelime söz etmiyor, okuyucularını bilgisiz bırakıyor. Masum insanların temiz dini-yardımseverlik duygularını istismar eden münafıkların iğrenç uygulamalarından tek söz etmiyorlar.
Alman mahkemesi, Maliye Bakanlığı artık hemen her kurumu bu paralar toplandı Türkiye’ye gönderildi,  başbakanlıkta teslim edildi. Alan da, götüren de, teslim eden de, teslim alan da bunlar diyor. Ama Türkiye’yi yönetenler hayır bir kuruş partiye girmedi diyor. Savunma refleksi ile hareket ediyor. Adalet Bakanlığı suspus. Onun emrindeki Ankara yargısı ise yasak kardeşim yazamasın, konuşamazsın diyor. Ama Umraniye davası ile ilgili gizli kapaklı her şey TV’lerde gazetelerde bu nasıl oluyor ? Nasıl olacak?  Elinizde iktidar gücü, kılıcı olsa siz de aynısını yapar mısınız? Kim iktidarda ise onun borusu
ötüyor.
Büyük istismar
Saf temiz iyi niyetli Türk Milleti’nin asil vatandaşları hala uykuda, kendilerinin temiz duygularını istismar edenlerin maskeli çirkin yüzlerini niyetlerini görmekten aciz vatandaşlar uyanacak mı dersiniz. Türk Milleti; sabırlıdır tahammüllüdür. Engin feraset sahibidir. Gaflet, dalalet ve de hıyanet içinde olan meczupları geçmişte o derin düşünce değerlendirme terazisinde değerlendirmiştir. Yine de değerlendireceğini umuyorum!
Kendisini aldatanların partileri de geçmişte çoğunlukla iktidarda idi. Ya şimdi nerdeler onlar?
Olan bu güzel ülkemin insanlarına oluyor. Yazık hem de çok yazık!
Nurullah Aydın

+++

Ümmetin iradesi olmaz, milletin olur..
İşbirlikçi sihirbazların uyutmasıyla milletin gözü dönmüş, kafası dumanlanmış; ordusuna düşman kesilmiş ve hatta eline tutuşturulan bıçağı boğazına dayamış olabilir.
Bir milletin intihar etmesine asla izin verilemez.
Bunun adı ne demokrasi ne de milli iradedir.
Millet iradesini kullandıktan sonra yine millet olarak yaşamına devam ediyorsa diyecek hiçbir itirazımız olamaz, saygımız sonsuz.
İtirazımız; milletin dağılması, ümmet yapılma noktasıdır.
O kırmızı nokta, o mayınlı sınır; dur ihtarı çekilen, parola ve işaretin sorulduğu sınır..
O sınırdayız şimdi..
Giden millet, yeni gelen ümmet ise orada millet yok olmuş demektir; milletin olmadığı yerde iradesi de olamaz.
Hilmi Kayıhan

+++

Akıl ve sağduyu
Çok kötü bir zaman, Devlet karşıtları memnun, vatanseverler perişan.
Değerler merdiveni sanki tersine döndü. Doğrularla eğriler yer değiştirdi.
Doğruluk dilden dudaklara indi,
‘Hayır’, ayaklarda kalırken şer kucaklara çıktı.
‘Milli değerler’ bozulması gereken bir ezbere dönüştü
Etnik bölücülük alkışlanırken, milliyetçilik gözden düştü.
Artık medyada eli kanlı katilleri ‘gerilla’ diye övüyorlar. Milliyetçiyim diyenlere ‘katil’ ya da ‘darbeci’ diye sövüyorlar.
Eğriyi doğrunun yerine koyup topluma sunuyorlar. Devleti bölmek için ne dolaplar kuruyorlar.
Yağma edilen bir mabede döndü koskoca ülke. Ne kanun tanıyorlar, ne nizam, ne de ilke!
Eşkıya âlemde hükümdar oldu olacak.
Elde vasıta yok mudur, bu gidişi durduracak?
Fahri Yakar

+++

Digor kriterleri
Kars’ın sınır ilçesi Digor, burada görev yapmakta olan bir Savcının, kendisine yapılan bir suç duyurusu üzerine aldığı takipsizlik kararı ile gündeme geldi.
Soruşturmanın konusu; yerel seçim sırasında, bir siyasi partinin, Digor seçim bürosunun açılışında kürtçe konuşma yapılması idi. Halkın kendi arasında yerel bir lehçe olan kürtçe konuşması suç değildi ama Yasa’lar; siyasi partilerin kongrelerinde, açık veya kapalı salon toplantılarında, mitinglerinde, propagandalarında Türkçe’den başka dil kullanmalarını yasaklıyordu.
Digor Savcısı, bir başka gerekçe ile takipsizlik kararı vermiş olsa idi, bu karar tartışılabilirdi ama savcı bey verdiği takipsizlik kararında, “ortada bir suç olduğunu ve iki ayrı kanunun bunu yasakladığını” kabul ediyordu. Bunu kabul ettikten sonra bir hukuk adamının yapacağı şey; yasayı uygulamak olmalıydı. Bir yasa ve yasanın maddesi yürürlükte olduktan sonra, bunu görmezden gelmek ve değişik gerekçelerle uygulamamak, hukuk adına affedilmez vahim bir hatadır.
Kanun maddelerini uygulamayan savcının “gerekçesi” de çok ilginçtir. Savcı bey gerekçesinde; siyasi partilerin Türkçe dışında bir dil kullanmaları her ne kadar kanunlarla yasaklanmış olsa dahi, bu yasağın TRT ve devletin üst düzey yönetici ve bürokratları tarafından sık sık delinmesi ve haklarında bir işlem yapılmaması karşısında, ilgili yasa maddelerinin bir değeri kalmadığını söylemektedir. Yani bir bakıma “özürü kabahatinden büyük” olmaktadır. Savcı bey bu kararında; aynı konuda suç işleyen kişiler olarak “TRT Kurumunu ve Devletin üst düzey yöneticileri ile bürokratlarını” göstermektedir. Asıl ve ilk suçluları ilan etmektedir. Bunlar hakkında bir yaptırım uygulanmadığı, dava açılmadığı için artık kanun maddelerinin bir değerinin kalmadığını ve “aynı suçu işleyenlerin suç işlemiş sayılmayacağını” ilan etmektedir.
Bu görüş de hukuk mantığına ve yasalara tamamen aykırıdır. Bir defa sıklıkla işlenen bir suç, suç olmaktan çıkmaz. Eğer böyle olsa idi, çok sık işlenen hırsızlık veya tecavüz suçlarının dahi, suç olmaktan çıkarılması gerekir gibi saçma bir sonuca varılacaktır veya demokrasi ve laiklik ilkelerinin çoklukla eleştirilmesi karşısında, demokrasi ve laikliği koruyan maddelerinin uygulanmasından vaz geçmek gerekecektir.
TRT Kurumu’nun yerel bir lehçe olan ve Meclis Tutanaklarına bilinmeyen bir dil olarak geçen kürtçe yayın yapması, TBMM çatısı altında kürtçe konuşulmasına rağmen bir işlem yapılmaması ve devletin üst düzey bürokratları ile yöneticilerinin aynı şekilde davranmalarının yapmış olduğu tahribat kendini hukuk alanında da göstermektedir.
Av. A. Erdem Akyüz
Hukukun Egemenliği Derneği

+++

Dünyayı Türkçe izleyin...
Geçtiğimiz ay Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi bünyesinde festival düzenlendi. Herkes eğlenirken logosuz bir canlı yayın arabasının yanına sivil polisler geliyor canlı yayın arabasının içindeki şahıslarla hararetli konuşmalar tartışmaya kadar varıyor.
Önce canlı yayın kesiliyor ama herzaman yasalar işleyecek değil ya birilerinin bir yerlerde bir şekilde “seçilmişi, atanmışı” varsa son sözü o söyler. Belediye Başkanı ve takım arkadaşları bir yerleri arar “yukarılardan” polislere haber gönderilir canlı yayın devam eder...  Roj Tv geldi Diyarbakır’ın göbeğinden yayın yaptı.   Geçtiğimiz akşam TRT Türk’te bir haber izliyorum. İşsizlik oranları,işsiz gençler vs. haberin bitimine yakın bir genç gösteriliyor elinde bir gazete, Roj Tv çizgisinde yayın yapan askere, polise kürtçe tehdit savuran bölücü örgüt sempatizanı bir gazete (Azadiya Welat).İster istemez tebessüm ediyor insan birileri “biz işsizlikten dağa çıkıyoruz” safsatalarını meşru gösterme çabası içerisinde mi yoksa buna kılıf mı aramakta. Halbuki üniversite mezunu,yabancı dili olan Yeniçağ okurları da işsizlikten şikayetçi!
O haberden sonra TRT sunucusu haberi bitiriyor: Dünyayı Türkçe izleyin!                        
Alper Şafak

+++

Bana “zurna” demeee!..
 “-Bana AKP demeee!”

Bu çıkışlar bana yıllar önce seyrettiğim Laurel-Hardy bölümünü hatırlattı.
İnce uzun olanı yanlış hatırlamıyorsam Stan Lorel, bir sebepten dolayı “zurna” kelimesine karşı tik geliştirmişti. .
Bu kelimenin geçtiği cümlelerde bağırarak  çığlık atıyor;
“-Bana zurna demeeeee!” diye feryat  ediyordu.
“-Bana AKP demeee!”.
Peki ne diyelim ?
Gemicik aldığın yetmedi, mısırları gemiciklere yükledin, yolunu aydınlatsın diye de kendine Deniz Feneri kiraladın.
Ben de sana AK diyeyim öyle mi?
AK desem nolur, KARA desem nolur? Aklanmış olur musun? Ona bak.
Hüseyin Kernekli

+++

Birinin ayıbı, diğerininkini örtmez
Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin temizlenmesiyle ilgili tartışma sürerken, Başbakan Tayyip Erdoğan, cumartesi günü yapılan Kütahya kongresinde bu arazilerin İsrail’e pazarlandığını iddia eden muhalefete, “Gizlilik kaydı olmasa MHP ve DSP’nin İsrail’le yaptığı anlaşmaları açıklarım.” karşılığını verdi.
Sayın Başbakandan beklenilen kendi yanlışlarını başkalarına sataşarak örtmek ve suni olaylarla gündem değiştirmek, belden aşağı vurmak değildir. Mertçe MHP-DSP-ANAP hükümetince İsrail ile yapılan anlaşmaları açıklamasıdır.
Devletin menfaatine kim aykırı harekette bulunduysa bunun hesabı verilmelidir. Bu işin a,b,c partisi yoktur. Bahçeli’nin varsa bir ayıbı, Erdoğan’ın bir ayıbını örter mi? 
Recep Kibaroğlu

+++

MİNİ YORUM
Kene gibi sarmışlar
Yirmi dört saatin yetmediği bir işle uğraşınca, televizyonla ilişkimiz randevu sistemine dayalı oluyor. Belli günlerde özel olarak tercih edilmiş birkaç yapım dışında kumandayı elimize alıp, kanallar arası gezinti yapma şansı bulamıyoruz. Dün sabah saatlerinde öyle bir zaman ayırdım kendime; ayırmaz olsaydım. Program sunucuları kıyafet sorunu yaşamamak için mi bilmem, giyinmeden çıkmaya başlamışlar ekrana. İş, sabah çizgi film saatinde, mikrofona sarılıp striptiz yapar edasıyla anons yapmaya vardıysa az bile yazıyoruz; sapıklar kene gibi sarmışlar her yanımızı...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları