İstihbaratınız hangisiydi?

A+A-
Afet ILGAZ

Baktım, baktım hadiselerde Tayyip Bey’in işaret ettiği, hatta vadettiği  “istihbarat” tan bir şey göremedim. Biber gazı ve su sıkmak ise, gizliliği olmayan ve çok başvurulan şiddet araçlarıydı. Yoksa istihbaratın verdiği bilgiler doğrultusunda mı sıkılıyordu o su ve biber gazı? Çok komiksiniz  beyler!
Böyle, bir şeyden korkulduğunu gördüm mü aklıma rahmetli şair dostumuz Metin Eloğlu’nun “Horozdan Korkan Oğlan”  şiiri gelir. Horozdan korkan oğlan, halktan korkan oğlan... Ama dikkatimi çeken başka bir şey, suyu ve biber gazını yedikten sonra Anıtkabir’e gidenlerin, hem de kadınların “çok mutlu”  olduklarını söylerken, gözlerindeki ışıltı ve yüzlerindeki tebessüm oldu.  “Başarısının mutluluğu”  diye düşündüm önce. Uğraşarak bir şeyi başarmak. Ben de bu duyguyu çok severim ama onları harekete geçiren başka bir şeydi. Haksızlığa, gerçek dışılığa, her türlü şiddet ve kötü muameleye duyulan tepkinin bertaraf edilmesinden, mağlup edilmesinden doğmuş çok haklı bir sevinçti o yüzleri aydınlatan. Zaten çoluk çocuk, yaşlı, gazi, birçok değişik insan gelmişti Ulus’a. Şunu düşündüm:
“İlk defa, barikatları büyük kitleler yıkıyor.”
İşçiler ve talebelerle başladı, buraya kadar geldi, sona dayandı.

 

Resepsiyon
Bu resepsiyon merakını hiç anlayamamışımdır. Eskiden de öyleydi. Böyle yerlerde çok rahatsız olurdum. Elde kadeh ortada dolaş dur. Bu dindar hanım ve beylerin bu resepsiyon sevgisini hayra yormak istiyorum. Yalnız, onaylamadıkları, yerden yere vurdukları bir Cumhuriyetin resepsiyonuna nasıl böyle güle oynaya gittiklerini, gitmeden önce de nasıl  “zorlu”  mücadeleler yapmış olduklarını anlayamadım bir türlü.
Resepsiyondan önce şeref tribünündeki komik durumdan söz etmek istiyorum. Başbakan ve Bay ve Bayan Gül, jimnastik yapar gibi üç dört oturup kalkma hamlesi yaptılar, anonslara göre. Çok şirindiler.
Gelelim resepsiyona. Böyle durumlarda aklıma hep  “Savaş ve Barış” ın Nataşa’sı gelir. Buradaki hâletiruhiyeleri anlatabilmek, anlayabilmek için Tolstoy olmak lazım diye düşünürüm. Orada esen:
“İşte bu da oldu” havası, bana bunları hatırlattı.
Nataşa, opera seyrederken, bir de kilisede ayin sırasında böyle komik şeyler düşünür. Tolstoy da bütün ustalığıyla, mizahı, gerçeği anlatmada çok etkili bir anlatım aracı olarak kullanır. Tolstoy o mizahı kullanmasaydı opera ve kilisedeki gerçeğin anlaşılması güçleşirdi. Bir de kitabın girişinde anlatılan yaşlı kontun ölmekte oluşu ve oraya gelenlerin akıllarının fikirlerinin miras ve para peşinde olduğu halde görünüşte üzüntülü bir yas havası estirişleri... Evet, bu resepsiyonlardaki hâletiruhiyeleri bir romancı anlatmalı.

Yazarın Diğer Yazıları