İstiklâl Marşı, Gençliğe Hitâbe vs..

Ahmet SEVGİ

Türk milletinin en bariz vasfı istiklâline düşkün olmasıdır. Bu sebepledir ki ezelden beridir hep hür yaşamışız, inşallah ebede kadar da hür yaşayacağız. Ama her millet gibi biz de zaman zaman fetret devirleri görmüşüz. Bizim de kaht-ı ricâl denilen devlet adamı kıtlığı çektiğimiz günlerimiz olmuştur. Nitekim 7. Yüzyıl ortalarında Türk Beyleri, kendilerini Çin’in yumuşak ipeklerine kaptırarak Türk Devleti’nin sarsılmasına sebep olmuşlardı. Fakat Türk’ün rûhunda hiç bir zaman sönmeyen istiklâl aşkı sebebiyledir kısa sürede Çinlilere karşı yapılan istiklâl savaşı kazanılmış ve o günlerde çekilen sıkıntıların ve yapılan mücadelelerin unutulup gitmemesi için “Orhun Âbideleri” dikilmişti. Ben şahsen “Orhun Âbideleri” ile İstiklâl Marşı” arasında birtakım benzerlikler olduğunu düşünüyorum. “Orhun Abideleri”nde Bilge Kağan’ın “Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe senin ilini ve töreni kim bozabilir”sözü ile “İstiklâl Marşı”mızın ilk mısralarında yer alan “Yurdumun üstünde tüten en son ocak sönmedikçe bağımsızlığımızın sembolü olan ay-yıldızlı bayrağımızı burçlarımızdan kim indirebilir” ifadeleri birbirini çağrıştırmıyor mu?
Diğer taraftan Atatürk’ün, “Orhun Âbideleri”ndeki “Üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, senin ilini ve töreni kim bozabilir”  satırlarını okuduğunda  “NUTUK, işte bu cümleyi anlatmaktadır” diye bizzat kendi el yazısıyla sayfanın kenarına not düşmüş olduğunu da biliyoruz. Ayrıca yine şunu da biliyoruz ki NUTUK “Gençliğe Hitabe” ile bitmiş ve “Gençliğe Hitabe”ye de şu ifadelerle girilmiştir:
 “Bugün ulaştığımız netice, asırlardan beri çekilen millî musîbetlerin doğurduğu uyanışın sonucu ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.”
Süleyman Nazif de, 8 Şubat 1919’da işgal kuvvetleri komutanlarından Fransız generali Franchet d’Espere’nin muzafferâne bir edâ ile, birtakım azınlıkların sevinç gösterileri arasında İstanbul’a girmesi üzerine, 9 Şubat 1919 tarihli  “Hadisat” gazetesinde çıkan “Kara Bir Gün” adlı meşhur makalesinde bu elim vak’ayı hatırlattıktan sonra meâlen: “Aradan asırlar geçse ve bugünkü üzüntülerimiz sevince dönüşse bile yine bu menfur olayın kalbimizde açtığı yaranın acısını hissedecek ve bu teessürü çocuklarımıza ve torunlarımıza nesilden nesle ağlayacak bir miras olarak terk edeceğiz” diyordu.
Maalesef bugün öyle bir duruma geldik ki “Kara Bir Gün” nedir? diye soruyoruz, verilen cevap şu: - “Güneşin tutulduğu gün...”
Peki, “Gençliğe Hitabe” nedir?
“Genç yaşta ölen çocukların mezar taşına yazılan yazı.”
“Orhun Âbideleri” nedir?
“Orhan Gazi’nin kadın müritleri olabilir.”
Mehmet Akif’in, paltosu olmadığı için soğuk günlerde TBMM’ye, arkadaşı Şefik Bey’in paltosunu giyerek gittiği halde  “İstiklâl Marşı” için kendisine verilen 500 lirayı (O gün için önemli bir meblağdır) kabul etmeyip bir hayır kurumuna bağışlamış olduğunu hatırlatıyoruz:
-“Enayiliğine doymasın” diyorlar.
Şaka bir yana, ne yazık ki gelinen nokta bu... Hiç şüpheniz olmasın, son yıllarda çektiğimiz sıkıntılar; sıralamaya çalıştığımız bu ihmâllerin, bu vurdumduymazlıkların, bu gafletlerin tabii bir sonucudur. Dolayısıyla, “İstiklâl Marşı”, “İstiklâl Harbi” , “Gençliğe Hitabe”, “Kara Bir Gün”, “Orhun Âbideleri” gibi bize dünü hatırlatan, geçmişimizi unutturmayacak metinleri ve onların yazarlarını anmak boynumuzun borcudur. “İstiklâl Marşı”nın kabulünün 91. yıldönümünde Mehmet Âkif’i rahmetle anıyoruz...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş