"İstiklâlin Bedeli" ödenmiştir!

A+A-
Mevlüt Uluğtekin YILMAZ

İstiklâl demek, vatan toprağında ve dünyada başı dik yaşamak demektir. Türk, tarih boyunca istiklâlinin bedelini hep canıyla ödedi; İstiklâl Savaşı’nda olduğu gibi. İşte bu son ‘bedel ödeme’sınavında, canını Türk istiklâlinin ‘pey’i olarak tarihe sunan ilk kent Antep’tir! Antep bu yüzden Gâzi’dir; Antep bu yüzden destanlar şehridir; Urfa’nın şanlı, Maraş’ın kahraman olması gibi...
Birinci Dünya Savaşı sonunda sadece Antepli sivillerin gerçekleştirdiği “Antep Savunması” gibi bir savunmayı, Türk’ten başka bir milletin yaptığına dünya tarihi tanık değildir! Bu sözümü çok iddialı, çok abartılı mı buldunuz? Dilinizin ucuna Truva, Kartaca, Verdün, Stalingrad savunmaları mı geldi? Hayır! Onları aklınıza bile getirmeyin. Sevgili okurlarım; saydığım o savaşları incelemiş bir yurttaşınız olarak belirtiyorum; Antep Savunması karşısından onların hepsi -hani ne derler- solda sıfır kalır! Çünkü onların hepsinde az veya çok ‘düzenli ordu’ katkısı vardır; aksini kimse iddia edemez. Hele Verdün’de halk hiç yoktur; iki ordunun siper savaşıdır. Antep destanı ise sivil halkın eseridir. Direniş başladığında değil ordu yardımı almak; millî ordu henüz tam olarak kurulmamıştır bile! Kurulduktan sonra da etkili yardım alınamamıştır. O nedenle Antep destanı; baş eğmez Türkmen Beylerinin, kartal bakışlı Türkmen delikanlılarının, al yanaklı Celiloğlu Emine’lerin, çocukların; evet 7-8 yaşındaki çocukların destanıdır! Bu destan, Fransız uçakları, obüsleri, tankları karşısında 6.317 şehit veren ama 10 ay boyunca şerefle direnen bir Türk kentinin destanıdır. Ben bu destanı sevgili dostum Necdet Sevinç’in “İstiklâlin Bedeli” adlı belgesel romanından öğrendim. Diyeceksiniz ki daha önce bilmiyor muydun? Biliyordum. Hatta 1985’te TRT’de program bile yaptım. Ama benim bildiklerim, bu romana göre devede kulakmış. Volter’in “Türkofaj” yani “Türk eti yeme” gibi sözleri... Mekke Şerifi Hüseyin’in Hacca giden Türkleri yakalayıp Ras-El-Tin esir kampına tıkması gibi bilgiler... Daha neler neler!
Roman üslup, kurgu, didaktik unsur bakımından beni etkileyen ender eserlerden birisi. Belgesel roman yazmak kolay değildir. Romanı belgelere boğamazsın; tümüyle de hayal gücünü çalıştıramazsın; ikisi arasındaki ince dengeyi koruyup, gerçeğe hayal kanadı takmak zorundasın. Değerli ağabeyim Turgut Özakman’ın “Şu Çılgın Türkler”inden sonra etkilendiğim bir başyapıt bu.
Antep’teki Ermenilerle Türklerin savaş öncesi komşulukları ne güzel anlatılıyor: Hacca giden Türk, evini Ermeni komşusuna emanet ediyor. Yüzyıllardır; tasada, kıvançta beraberler. Ama aynı Ermeni, Antep’i kuşatan önce İngiliz, sonra Fransız ordusunu çiçeklerle karşılıyor; Fransız üniforması altında kapı komşusu Türk’ü öldürmekten zevk alıyor. Yazar burada soruyor; neden? Sonra yanıtını veriyor: Çünkü misyoner okullarıyla onlara “yeni bir zihin inşa edilmiştir!”
Yazar Antep Savunması’nı anlatırken müthiş bir ustalıkla Türk İstiklâl Savaşı’nın ana konularını da sunuyor. Romanda Antep; kahramanıyla, korkağıyla, düşmana yaranmaya çalışanıyla, Ermeni ihanetiyle 1919 -1920 Anadolu’sunun bir fotoğrafı gibidir.
Bu roman, Mehmetçiklere ulaşmalıdır. Bu roman, Millî Eğitim Bakanlığı’nca okullara gönderilmelidir. Bu roman her Türk’ün evine girmelidir!
Bilgeoğuz Yayınevi’nden çıkan, 568 sayfalık bu şaheser’e    (212 527 33 65) numaralı telefondan ulaşabilirsiniz.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları