İstila operasyonu...

A+A-
Behiç KILIÇ

Adana Söz Gazetesi’nde yazar Reha Ören’in yazıları, oldukça ilginç görüşler yansıtıyor... Ben ilgiyle takip ediyorum.. Son yazılarından birini ulusal basında paylaşmak için bu köşeye almak istiyorum..
Bakın gazeteci Reha Ören “İstila operasyonu, psikolojik savaş ve benim paranoyam!” adlı yazısında neler diyor..
“Biliyorum, yarınlarınızdan endişeli olmanız bir yana bugün akşama doğru bile neler olabileceğini tahmin edemiyorsunuz.
Biliyorum, hayatınız boyunca yasalara saygılı olduğunuzu ve fakat yasalara karşı saygısı olmayanların sizlerden daha güçlü olduğunu düşünüyorsunuz.
Biliyorum, sizler çocuklarınızı ‘şehadet’ kavramıyla büyüttünüz.
Çocuklarınızın vatan uğruna, millet uğruna şehit olmaları, sizin için belki büyük acıydı, ama aynı zamanda çocuklarımızın şehadetleri kıvancımızdı.
Şehadet makamına erişmek bir yana şehidin yakını olmak bile bizim için, yoksul boynumuzdaki nadide kolyemiz, çökmüş omuzlarımıza takılan apoletler gibiydiler.
Şimdi birilerinin İslamiyet adına, “Hıristiyan askerler de şehittir” demeleri sizin aklınızı karıştırıyor.
Biliyorum, kıraç toprağından karnını doyurabilecek ürünü ancak hasat edebilen ninenizin “Oğlum, İnşallah Avrupa Birliği’ne gireriz” demesi sizi şaşırtıyor.
“Neden o nene?” sorusuna karşılık aldığınız cevap sizi şaşırmanın da ötesinde afallatıyor.
“Neden olacak a oğul. Sabahları kapının önüne torunum için bir şişe süt bırakacaklarmış!...”

 

Bal börek olacak!..
Kalkınma Ajanslarının kurulmasının ‘eyaletler sistemine geçiş süreci’ olduğunu söyleyenleri duyduğunuz zaman kafanız karışıyor.
Oysa size nasıl anlatmışlardı?
Siz sadece proje hazırlayacaksınız. Projenizi sunacaksınız. Onlar son düzeltmelerini yapacaklar. Ve sizin 10 bin liranız karşılığında 100 bin liralık hibe para vererek sizleri kalkındıracaklardı.
Şimdi birileri Kalkınma Ajanslarının ülkeyi bölmeye yönelik eyaletler sistemine geçiş süreci olduğunu söylüyorlar.
Daha sonra birileri çıkıp ülkenin bölünme tehlikesine karşı çıkanları suçlayarak “Zinhar aldanmayın haa.. Onlar bu ülkenin kalkınmasını istemiyorlar. Onlar bu ülkeye para gelmesini istemiyorlar” diyorlar.
Hemen ardından ilave ediyorlar.
‘Bizler Batıcıyız. Özelleştirdiysek ne olmuş yani. Adamlar toprakları sırtlayıp götürmediler ya..’


Delirmeye az kaldı mı?!
Biliyorum, sizin çocuklarınızı şehit edenlerin bu ülkede nasıl ’itibarlı’ insan olarak kabul gördüklerini görmek sizi kahrediyor..
Delirmek üzere olduğunuzu biliyorum.
Birilerinin, özellikle üstüne basa basa ve tahrik edecek kadar yüksek sesle Kürtçe konuşmalarına, bir türlü akıl erdiremiyorsunuz.
Hatta biliyorum ki çocuklarınızın bile ‘Şemame.. Şemame’ türküsünü dinlemelerini anlamakta sıkıntı çekiyorsunuz.
Yavrularınızın kendi aralarında ‘Ne disen loo’ demeleri sizin kafanızı karıştırıyor.
Size domatesi 1 liradan satan adamın, kendi dilinde konuşana iki kilosunu 1 liradan satmasının nedenini anlayamıyorsunuz..
Daha çok özgürlük ve daha çok demokrasi isteyenlerin, bu ülkede sizlerden daha özgür olduğunu gördükçe kahroluyorsunuz. Devletin sizi hiçe sayarak, dağdaki eşkıya ile muhatap olmak yolundaki çırpınışları sizi bu ülkede neden yaşıyorum ki sorusuna cevap aramak zorunda bırakıyor.
Daha fazla özgürlük ve demokrasi isteyenlerin bu ülkede sizden daha çok özgür olduğunu görmenin dayanılmaz ağırlığı altında ezildiğinizi de biliyorum.
Sanatçı(!)nın hamilelik haberleri, ya da star (!) bir homoseksüelin mutfak tariflerini seyretmek zorundasınız..
Çevirin, zaplayın, zıplayın, tıklayın ne yaparsanız yapın, bütün kanalları işgal etmişler.
Ne halt edeceğinizi siz de benim gibi şaşırdınız değil mi?
Örnekleri mahsus günlük yaşantıdan kesitler olarak seçtim.
İstedim ki anlayamayanlar, ya da anlamak istemeyenler de anlasın..
Pekii, size son dönemde yaşamak zorunda bırakıldığımız koşulların ‘Psikolojik Savaş’ ürününün sonuçları olduğunu söylersem, beni yine paranoyak olmakla mı suçlayacaksınız.
Doğrusu merak ediyorum.
Eğer siz bunları ‘paranoya’ olarak değerlendiriyorsanız peşinen belirtmem gerekiyor ki “Eğer bu paranoya ise, ben paranoyamı seviyorum.”
Ama ben de sizin cehaletiniz karşısında şaşırıyorum.
Sizin, ‘Gaflet’, ‘Dalalet’ ve ‘İhanet’ kavramlarının hangisinde yer aldığınızı anlamaya çalışıyorum. Sahi, kendinizi bu üç kelimenin hangisine daha yakın hissediyorsunuz...
Reha Ören’in yazısının sonunda sorduklarını kendime sordum...

Yazarın Diğer Yazıları