İtibardan tasarruf...

A+A-
Ahmet SEVGİ

Cumhurun başı Sayın R. Tayyip Erdoğan, 1150 küsur odalı Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı savunurken “itibardan tasarruf olmaz” dedi. Asgari ücretten yahut sağlıktan tasarruf olmayacağını biliyorduk. Demek ki itibardan da tasarruf olmazmış...
Cumhurbaşkanı’nın konuşmasından anladığımız kadarıyla “itibardan tasarruf olmaz” sözü kelâm-ı kibarmış. (büyüklerin sözü) Atasözü, deyim ve özdeyişlere meraklı birisi olarak elimdeki kaynaklarda bu söze rastlayamadığım için üzgünüm.
Hemen belirtelim ki Doğu kültüründe -Cumhurbaşkanı’nın söylediğinin aksine- itibarın mekânla değil, mekînle (orada oturan) kaim olduğu inancı hâkimdir. Nitekim  “şerefü’l-mekânı bi’l-mekîn=Mekânın şerefi orada oturan iledir” denilmektedir. Dikkat ederseniz “şerefü’l-mekînibi’l-mekân=(Bir makamda) oturanın şerefi mekân (saray, köşk) iledir” denilmiyor.
Acaba “itibar”ın farklı bir anlamı olabilir mi diye sözlüklere de baktım. Hüseyin Kâzım Kadri “Türk Lüğati”nde “itibar”a “hürmet, tazim, ağırlama” anlamları verdikten sonra Ziya Paşa’nın: “İnsân ki görür bu itibârı//Gitmez mi elinden ihtiyârı” beytini örnek olarak zikretmiş.
Erbabınca malum olduğu üzere bu beyit şair Nef’î (ö. 1635) için söylenmiştir. Gerçekten de Nef’î, yaşadığı devirde başta IV. Murat olmak üzere bütün sultanların itibarını kazanarak onların in’am ve ihsanlarına boğulmuştu... Yazık ki bu itibarlar Nef’î’nin ihtiyarının elinden gitmesine/kontrolünü kaybetmesine/ne oldum delisi olmasına sebep olmuş böylece de şair Vehbî’nin ifadesiyle Hakk’ın belasına uğramıştı:
“Gökten nazîre indi Sihâm-ı Kazâ’sına//Nef’î diliyle uğradı Hakk’ın belâsına.”
“İtibar” dediğiniz biraz da böyle bir şeydir yani...
Keşke insanlarımız âmiriyle memuruyla, şairiyle gazetecisiyle tarihini iyi okusa ve geçmişte yaşananlardan ders çıkarabilseydi. Keşke üzerinde yürüdüğümüz bu toprakların bir etme bulma dünyası olduğunu görebilseydik. Keşke Hz. Peygamberimizin “şöhret âfattir” sözünü anlayabilmiş olsaydık. Keşke bizi yönetenler Nâbî’nin şu beytini çerçeveletip makam odalarına asabilmiş olsalardı:
“Bir gün eyler dest-beste pâygâhıcâygâh//Bî-adedmağrûr-ı sadr-ı itibârın görmüşüz.”
(Biz itibar koltuğunda gururla oturan nice zevat görmüşüz ki gün gelmiş kapı dibinde, elini bağlayıp duran uşak derekesine düşmüşlerdir.)
Ve nihayet keşke yöneticilerimiz “Lâle Devri”ni okumuş ve ortalığı talan eden, sarayları, köşkleri yakıp yıkan, devrin Başbakanını boğduran teröristlerin başı Patrona Halil’e bir şükran nişanesi olarak para ve makam ihsan etmeyi teklif eden Yeniçeri Ağası’na terörist başının (Patrona Halil) verdiği şu cevaptan ders çıkarabilmiş olsalar:
“İstanbul’un bütün hazineleri benim. Bana bak Yeniçeri Ağası! Hem sen benim işime karışma. Sonra sen de ötekilerin yanına gidersin.”
Okuyan yazandan arif gerek vesselâm...
Son söz şairin:
“Yıkılmak için tutup saray yaparlar//Hak dururken dönüp bâtıla taparlar//Halk ’Lâle Devri’ni hatırlatınca da//İhtişamı itibar diye satarlar.” (Li-münşiihî)
HÂMİŞ:
17 Aralık...
“On Yedi Aralık” ı bizler hep “Şeb-i Arûs” diye bilirdik,// Rüşvetle anılmaya başlandı, bir yaşımıza daha girdik. (Li-müellifihî)

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları