İtidal... Nereye kadar?

A+A-
Altemur KILIÇ
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Türkiye’nin en tehlikeli dönüm noktasında TSK’nın başında... Ercan Çiftioğlu’nun BAŞBUĞ adlı kitabını okuyunca, Onu daha iyi tanımak, anlamak mümkün. Sağlam bir karakteri var, fakat aynı zamanda duygusal, konulara hakim ve belli ki geniş bir kültürü var! Öncekilerden Hilmi Özkök, Ordunun sözde aydınlar tarafından yıpratılmasına en azından bigane kalmış, bunun için de onların gözdesi olmuş! Başbuğ, Özkök’ten çok başka yapıda, böyle bir “aydın takıntısı” yok! Amma Başbuğ’un sırtında Özkök’ün “mirasından” başka Türk Ordusunun, sadece bugünkü sorumluluğu değil, özellikle yakın geçmişin, çoğu çarpıtılmış olaylarının sorumluluğu da var!
Önceki gün, generallerin -askerlerin- tutuklu oldukları Hasdal askeri cezaevinin önünden geçerken yüreğim cız etti; “Ergenekon kapsamında” tutuklanan silah arkadaşlarının, böyle cezaevlerinde yatmaları, ordularını sevenleri, tüm askerleri etkiliyor da Başkomutan Başbuğ’u muazzep etmiyor mu sanırsınız! 
Başbuğ’un son günlerde Fikret Bila ve Enis Berberoğlu ile yaptığı uzun söyleşilerde, olanları çok iyi bildiği ve değerlendirdiği anlaşılıyor. Anlayabilenlere çok açık mesajlar verdi, uyarılar yaptı. Buna rağmen Ordunun, malum medya tarafından yıpratılması devam ediyor... Bu zeminde  “Ergenekon kapsamında” Ordunun malum çevreler tarafından hırpalanması daha da mümkün!
Normal şartlarda “Bağımsız Cumhuriyet” savcılarının kimse tarafından etkilenmemeleri ve görevlerini baskılara rağmen yapmaları gerekir! Ama “normal koşullarda” mı yaşıyoruz?.. Sözde aydınlar ve malum yazarlar bütün bu şartlarda Başbuğ’un itidalinin farkındalar mı? Aksine, mesela Radikal gazetesi başyazarı İsmet Berkan, Genelkurmay Başkanı’nın Fikret Bila’ya ve Enis Berberoğlu’na söylediklerinin asıl anlamını hiç anlamamış ve “Başbuğ düşüncelerini kendine saklamalıydı” diyor. Nereye kadar?
Başbuğ, Bila ile söyleşisinde demiş ki;  “Bu dönemde çeşitli çevreler ve kişilerin, özellikle bizleri tahrik ederek bizi yanlış yapmaya zorladıklarının farkındayız. Bu nedenle her zaman basiretli, itidalli ve soğukkanlı hareket etmek mecburiyetindeyiz. Ancak tabii ki bu davranışımız, gerektiği zaman ve yerde TSK’nın ve TSK personelinin hak ve hukukunu korumak için bizlerin gerekeni yapmamızı engelleyemez.”
Ben, yazılarımda hep “Başbuğ’un sabrının sınırı nedir ve ne zaman taşacak” diye soruyorum... Acaba Sayın Başbuğ, benim naçizane yazdıklarımı da “tahrik” olarak mı değerlendiriyor?  “Askeri terbiyem”, bir Genelkurmay Başkanını, bir Orgenerali “tahrik” etmeme müsaade etmez. Ama bu soruları şu sırada çok kişi soruyor?
Muradımız elbette ki “darbe” yapılması değil... Darbeler hiç bir şeyi çözmez. 27 Mayıs gerçek darbesi de çözmedi, aksine cadı kazanından bugünkü musibetler çıktı, Ordu yara aldı... Emir-Komuta zinciri içinde zamanın gerçek tehlikelerine karşı zorunlu  “müdahalelerin” sonunda da büyük hatalar yapıldı ve “Müdahale yapılmasaydı ne olurdu?” sorusu havada kaldı!
Ancak bugüne gelindiğinde ve açıkçası T.C. ve Ordusu bitirilmeye çalışılırken, ne yapmak gerekir? Nereye kadar “itidal”?
Sınır neresi?
Bu tehlikeli gidişi, tramvay dolusu oy çoğunluğuna ve AKP’nin buna dayanan, sözde  “milli iradesine” karşı hangi gerçek “milli irade”, nasıl durduracak? Siyasiler mi? Bütün gayretlerine rağmen azınlıktaki ve maalesef birlik olmayan muhalefet mi?
Cumhuriyeti müdafaa ve muhafaza etmek, TSK’nın yasal görevi ama maalesef bu da Anayasa değişikliğiyle ortadan kaldırılacak! AKP’nin Anayasa değişikliği tasarısında sadece Orduyu değil Cumhuriyetin yapısını değiştirecek çok hınzırlıklar var. Hatta Türk kimliğinin tarifinden başlayarak!
Bunları gelecek yazımda anlatmaya çalışacağım...
  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları