İtiraf ediyorum...

A+A-
Yavuz Selim DEMİRAĞ

Dağlıca baskını çoktan unutulmuş. Hantepe ve Gediktepe’de verilen şehitlerin kanları daha kurumadı... Türk ordusuna düşmanlık eden düşman ordularının tekmili birden  “Bu asker bu işi beceremiyor... Sınırdan 200-300 kişi elini kolunu sallayarak geçiyor. İstihbarat uyuyor. Asker uyuyor. Olan memleketin gencecik çocuklarına oluyor”  diye feveran etmiyor muydu! İnsansız hava araçlarının çektiği görüntüler bazı kanallarda yayınlanıp hesaplar soruluyordu hani... Dahası Diyarbakır’dan kalkan uçaklara yanlış koordinat verilerek dağın-taşın bombalandığını yazıp çiziyorlardı. Üstelik adını yazdıkları bir yüzbaşıyı PKK’ya yardım etmekle itham etmişlerdi. Ne de olsa dün dündür... Psikolojik savaşın maşaları bu defa sivillerin bilerek bombalandığını yeni  “33 kurşun destanları” nı dillendirmeye başladılar. Bir Allah’ın kulu çıkıp da  “Gecenin yarısında bu kadar katırla şu kadar insanın sınırın öteki tarafında ne işi vardı?” demiyor. Nasrettin Hoca misali  “Hırsızın hiç mi suçu yok?”
Dağlıca’da ABD’nin insansız uçağının yol gösterdiği unutuldu... Hantepe’ye, katırlara yükledikleri Doçka’lar, havanlarla gelen teröristler benzer yolları kullanmadı mı? Katırların sırtında yaylada sağılan süt yok. PKK’nın her gün getirip kurduğu istasyonlara satıp milyon dolarlar kazandığı mazot var. Yüzde yetmişi vergi olan sigara var. Ki bunlar büyük şehirlere kadar uzanıp satılarak PKK’ya gidiyor. Bütün bu gerçekler bilindiği halde bu olayı “masum kaçakçılık vakası”  saymak, teröristin ekmeğine yağ sürmenin yanında faturayı her zaman olduğu gibi askere çıkarmak demektir. Sınırın ötesinde, dağın gediklerinde pikniğe gitmediler. Silahları da vardı. Ve vuruldular. Bu konuyla ilgili çok şey okuyacaksınız. Ben bu yılın son yazısında bir itirafta bulunacağım.
Malumunuz, hapishane ziyaretlerinin bazıları  “Örgüte yardım ve yataklık, görevi kötüye kullanmak” olarak yorumlanarak soruşturma açılıyor. Onuruyla istifa ederek emekli olan Işık Koşaner ve eski kuvvet komutanları hakkında “Hasdal’daki silah arkadaşlarını ziyaret ettikleri” gerekçesiyle dava açılması istenmiş. Bizi biz yapan değerlerin içinde hastahane ve hapishane ziyaretleri vardır. İtiraf ediyorum. Hasdal Askeri Cezaevine giderek Kuleli ve Harbiyedeki arkadaşlarımı ziyaret ettim. Silivri’de dilekçem kabul görmedi. Öyle ise ben de  “yardım ve yataklık,  gazetecilik görevimi kötüye kullanma”  suçunu işlemiş oldum. Bu suçu işlemekle kalmadım. İki ay önceki ameliyatım esnasında hastahane ve ev ziyaretine gelen dostlarım da benim gibi örgüt üyesine yardım-yataklık yapmış oldu. Yine de müsterihim. Elimde kapı gibi belgeler var. Tayyip Erdoğan Pınarhisar Cezaevinde yatarken, orayı neredeyse dergâh haline getiren binlerce kişi vardı. Ameliyat olduğunda evinin kapısı önünde ziyaretçi defteri açıldı. Bilgi edinme yasası çerçevesinde cezaevlerine ziyarete gidenlerin listesi için dilekçe vereceğim. Bakalım Sayın Koşaner ile beraber benimle aynı suçu işleyen kaç kişi var? Yalnız olmayışımın dayanılmaz hafifliğini yaşamak yeni yıl hediyesidir.
Yılın son yazısını kaleme alırken iyi dileklerde bulunmayı tasarlıyordum. Ancak yandaşların Starında  “Hasdal’dan yüzme havuzlu, golf sahalı Hadımköy kampına sevkedilen balyoz tutukluları ’haberine iliştirilmiş’ silah arkadaşlığı ziyareti artık yapılamayacak. Genelkurmay Başkanlığı bu konuda rahatsız”  yorumuna taktım kafayı. Hasdal’ın yerini, Hadımköy’ün ise İstanbul sınırları içinde olup-olmadığını bilmeyen zavallı güruh askeri cezaevi ile Antalya’daki yedi yıldızlı otelleri karıştırıyor olmalı. Hasdal’da bir koğuşta 20-25 kişi nefes alacak durumda değildi. Her gün tutuklamalar devam ettiği için çoğunluğu havacı olan tutukluların bir bölümü Hadımköy’e nakledildi. Barakalar minicik, camlardan içeri buz gibi soğuk geliyor. Ama onlar dağda taşta yatmaya alışık oldukları için şikâyetçi değiller.
Türk basınının yüzaklarından Yılmaz Özdil, babası Veli Bey’i kaybetmiş. Her fırsatta gece şoförü babasından çok şey öğrendiğini yazan Yılmaz Özdil’e başsağlığı diliyorum. Ve yılın son yazısını son yüzyılın şairler şahı Bahtiyar Vahapzade’nin Elveda’sıyla noktalıyorum.



Elveda
Diyorum;
Sefası bitti ömrümün,
Şimdi dağa çıkarım, düze elveda.
Düze duman çöker, düze kar yağar,
Bahara elveda, yaza elveda...
Bahtiyar;
Derinde sızlayıp yaran,
Kalbini dağlayıp üzer her zaman.
Göze hüzün çöker, göze yaş dolar,
Sevince elveda, düşe elveda...
Şimdi özkökünden süzülen benim,
Özge budaklara dizilen benim,
Şimdi ne sen sensin ne de ben benim,
Biz ki biz değiliz bize elveda.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları