“İyi ki bu komutanlarla savaşa girmemişiz”

Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Hava Harp Okulu’nda, Hava Harp Akademisi’nde, Silahlı Kuvvetler Akademisi’nde eğitim almış...
Filo Komutanlığı yapmış.
Harekât Komutanlığı yapmış.
Plan Harekât Daire Başkanlığı yapmış.
4. Ana Jet Üs Komutanlığı yapmış.
Hava Kuvvetleri Komutanlığı Harekât Başkanlığı yapmış.
1. Hava Kuvveti Komutan Yardımcılığı yapmış.
Genelkurmay Komutanlığı Kontrol Daire Başkanlığı yapmış.
Ödüllü asker bir de; “Üstün Başarı Kıdemi” ve  “Kıt’a Komutanlığı Brövesi” kazanmış...
Ve dün NTV’de canlı yayında Malatya’ya kurulan  “Füze Radar Sistemi”ni yorumluyor:
“Kimse merak etmesin... Endişelenecek hiçbir şey yok... Herşey yolunda... Gayet yerinde bir adım...”
Seda Öğretir bir ara sistemin İran’a karşı ve  İsrail’i korumaya dönük olduğu iddialarını hatırlatıyor. Yılların askeri, şimdinin AKP Milletvekili Şirin Ünal cevap veriyor:
“Ne alakası var?
Bir kere İsrail NATO üyesi bir ülke değil. Bu bir NATO projesi. NATO ile İsrail’in ne ilgisi var...”
Harfi harfine olmasa da bu gibi cümleler kuruyor...
“NATO güvencesi”  veriyor kamuoyuna!
Hey gidi Bülent Arınç hey, kulakların çınlasın...
İyi ki, bu “NATO komutanları”yla savaşa girmemişiz...

 


 


Bütün kızlar çok fena çuvalladık!

Yazıişlerinin sabah toplantısı...
Günün tespiti:
Kadınlar sınıfta kaldı!
Başımızı öne eğme vakti...
Önceki gün, içinde dört genç kızın bulunduğu araca  “roketatar”la saldırdı teröristler...
Dört arkadaş okullar açılmadan “veda yemeği” yiyelim demişlerdi.
Leonardo da Vinci’nin  “ihanet” i anlatan tablosunu hatırlattı kaderleri:
“Son akşam yemeği!”
O dört genç kız “yetiş abi”  diye feryat ederek, ateşler içinde can verdi.
Ve sokaklar sustu...
Caddeler.. 
Meydanlar...
Katliamdan bir gün önce, 40 binden fazla kadının çığlıklarıyla inleyen tribünler sustu...
Olura olmazda kampanya düzenleyen, ne kadar lüzumsuz iş varsa üzerine görev bilen dernekler sustu...
Kermes müdavimi  “iyi kalpliler”  sustu...
Arkasında basın ordusuyla bir günde üç yetimhane gezenler sustu...
Sosyal sorumluluk projesi mankenleri...
“Kardelen”ciler...
“Baba beni okula gönder”ciler...
“Kadına şiddete hayır”cılar sustu...
Ve biz; gazeteciler...
Yerine göre en feminist olanlar... Hiçbir süslü PR fırsatını kaçırmayanlar; mor kurdele mi takılacak taklanlar, kırmızı mı giyilecek giyenler, pembe mi boyanılacak boyananlar, soyunmak mı lazım soyunanlar... Yani sözüm ona kalemini kadın milletinin saçının teline adamaya hazır ve nazır olanlar... Daha önemlisi kadınlar, anneler sustular, sustuk!
 “Sığınma evi”  açma derdine düşen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, “Böyle bir durumda okula, işe, gezintiye, hastaneye; nereye gidiyor olursa olsun kafasını kapıdan dışarı çıkaran her kadın, her anne, her çocuk tehlikede ve hepsini kapsayacak “roketatar geçirmez sığınaklar” yapmak mümkün değil” diye düşünmüş olacak ki, sustu...
Daha birkaç ay önce Siirtli kızları  “polis olmaya” teşvik için kameraların karşısına geçen Siirtli “Hanımefendi”  Emine Erdoğan sustu...
Başsağlığı dilemek için yemeden içmeden gazeteci Ayşe Arman’ı arayan  “Hanımefendi” Hayrünisa Gül sustu...
Ha Ayşe Arman demişken...
İki gündür köşesini, vücudunun duyarlı noktalarını keşif için yaptığı pornografik turları anlatmaya ayıran Arman ve onun  “duyarlılıkları erkenden gelişmiş”  hassas okurları sustu...
Bugüne kadar vücutlarının her noktası hakkında görsel ve yazılı, detaylı bilgiye sahip olduğumuz, yazıları poşete sokulasıca kadın gazeteciler “kalp”lerini keşif turuna çıkmak için daha kaç cinayet bekleyecekler bilmem...
Ama ben kendi adıma, o dört genç kıza borçlu hissettim kendimi...
Devlet ve millet bütün kurumlarıyla terör belasını alt etmediği sürece o borç ödenmeyecek biliyorum ama, ilk taksidi saysınlar bu iki kelimeyi:
Özür dilerim!


 


 


Uçak yarışı

Önceki gün  “rakım farkı”yla Cumhurbaşkanı’nın uçağından bildirenler kaplamıştı manşetleri, dün mevzu bahis Amerikan Başkanı’yla görüşme olunca işler değişti, üstünlüğü Başbakan’ın uçağından bildirenler ele geçirdi.
Rekabette son durum şöyle:
Cumhurbaşkanı Akşam’da manşet. İsmail Küçükkaya yönettiği gazetenin manşetini, birlikte seyahat ettiği Gül’ün gündeme getirdiği “Yazıcıoğlu vak’ası”na ayırmış. Erhan Başyurt Başbakan’ın uçağında, Başbakan da yönettiği Bugün gazetesinin manşetinde. Habertürk’te genel yayın yönetmeni Fatih Altaylı, birlikte seyahat ettiği Erdoğan’ın Obama ile görüşmesini sürmanşette değerlendirirken, Sabah tam sayfa Erdoğancı; yayın yönetmeni Erdal Şafak Erdoğan’ın uçağında!
Milliyet’te kıran kırana bir rekabet yaşanıyor uçak yarışında. Artık kadının fendi mi demeli, Obama’nın fendi mi bilmem ama New York’tan bildiren Aslı Aydıntaşbaş sürmanşete yerleşirken, Gül’le seyahat eden Hasan Cemal etekte küçük bir yazı anonsuyla yetinmek zorunda kalıyor. Hürriyet’te de kazanan Erdoğan-Obama görüşmesi... Gül ile Merkel görüşmesinin perde arkasını yazan Sedat Ergin’in birinci sayfadan anons bile edilmemesi de dikkat çekici.
Erdoğan’ın yanında olan Mustafa Karaalioğlu’nun Star’ı ileYenişafak da (Ali Bayramoğlu Gül’ün uçağında olmasına rağmen) Erdoğan’ı Gül’e tercih eden gazetelerden. Zaman ve Vatan’da iki lider de manşete yerleşememiş. Zaman’da Gül sürmanşette, Erdoğan ise birinci sayfanın en dibinde yer alırken, Vatan Gül’ü birinci sayfanın göbeğine yakın bir yerde, Erdoğan’ı ise daha kenarda görmeyi tercih etmiş. Zaman’dan Ekrem Dumanlı Erdoğan’a, Vatan’dan İsmail Yuvacan ise Gül’e eşlik ediyor son uçak yolculuğunda.


 


BASINDAN SEÇMELER


Haberden vazgeçen gazeteci memur olur

...Konuyu ilk gündeme getirenlerden biri eski İngiliz Başbakanı Margaret Thatcher’dı. Cumhurbaşkanı Özal da gazetelerin terör haberlerini manşet yapmayıp arka sayfadan vererek terörle mücadeleye katılmasını istemişti. Bu yaklaşım, hem İngiltere’de hem Türkiye’de iflas etti.
Neden?

***


1) En başta medyaya güven sarsıldı.  “Bazı bilgileri bizden saklıyorlar” hissi oluştu.
2) Basının uyarıcı işlevi ortadan kalkınca terör tehdidi, gazetelerden sonra zihinlerde de küçük görülmeye başlandı.
3) Diğer gazetelere göre çok daha sansasyonel yapan  “fısıltı gazetesi”  devreye girdi ve ciddi zarar verdi.
4) Terör örgütleri, medyanın dikkatini çekebilmek için daha büyük çaplı eylemlere yöneldi.
5) Halkın bilgilenme hakkından vazgeçirilmesiyle iktidardaki partiye zaaflarını örtme şansı bahşedilmiş oldu.
6) Medya ilgilenmeyince Hükümet ve güvenlik güçleri, insan hakları konusunda daha kayıtsız davranmaya başladı.
7) Terör  “görünmez” olunca hükümetler, nedenlerine inme konusunda isteksiz davranır oldu.
8) Sansürün de en az terör kadar demokrasiye darbe vurduğu ve terör örgütüne zafer kazandırdığı anlaşıldı.

***


Bir demokraside habercilikten gönüllü vazgeçmek, sansür kadar sakıncalıdır ve sansür de, bazen terör kadar yıkıcıdır.
Tamam, propagandaya alet olmayalım, şiddetin dilini kullanmayalım, şiddete davetiye çıkaran kışkırtıcı manşetler atmayalım, terörü abartmayalım, ama küçümsemeyelim de... Şiddeti sergilerken eleştirmeye, nedenlerini sorgulamaya, çözümün önünü açacak fikirlere yer vermeye, zaafları ortaya koymaya çalışalım.
Bundan vazgeçene gazeteci değil, devlet memuru derler.
Can Dündar / Milliyet


 


 


Fotoğraf çektirip geri gönderdi       

Türkiye’den ABD’ye başbakanlar gittiğinde ve  “iki lider bir zengin otelinin 36’cı katında baş başa görüştüğünde”  genelde böyle yapılıyordu. Başbakanla beraber giden gazeteciler ve televizyoncular; Türkiye  “ABD ile Model ortaklık” kurdu. Türkiye  “ABD ile Stratejik Ortak”  oldu.  ABD Başkanı, Türkiye Başbakanı’na  “övgü ve takdirlerini sundu” yazıları yazılıyordu.
Bol ABD gezisi reklamı.
Başbakan propagandası.
60 yıldır bir şey değişmedi.
Halk yiyor diye düşünüyorlar.
Yine aynısı yapıldı.
Başbakan Erdoğan ile ABD Başkanı Obama’nın gezisini yazsınlar ve TV’lerde anlatsınlar diye gidenler; 1950 yılından beri yapılan 60 yıllık bayat  “önemsetme yolunu” seçtiler ve  “Türkiye ABD ile Model ortaklık”  kurdu diye ilan ettiler.
Model ortaklık nedir?
Türk halkına ne faydası var?
Kime model oluyoruz?
Yazılarda bu soruların cevapları olmadığı gibi  “Gerçekte Erdoğan, Obama’dan ne istedi?
Obama ne tepki verdi?”  türünden gazetecilik emeği de yok.

***


Obama Erdoğan buluştu. Obama  “İsrail’i tehdit etme” diye azarlalamış olabilir. Birilikte fotoğraf çektirdi. Geri gönderdi. Adını  “Model Ortaklık”  koydular. 
Necati Doğru / Sözcü


 


 


ABD’nin masallarından ne zaman bıkarız?
Ruhat Mengi / Vatan


 


 


Habur kapısından başlayarak Ankara katliamına kadar sonuç hanesine bakınız.
Orada  “başarı”  ve  “çözüm” yazıyor mu?
Güneri Cıvaoğlu / Milliyet


 


 


Büyük Ortadoğu Suikastleri

Belçika’dan 2 Arap gazeteci, Tacikistan içlerindeki Hoca Bahuiddin’deki merkezde Mesud’la görüşmek üzere izin aldı. 5 gün bekletildikten sonra, 9 Eylül’de görüştürüldüler. Görüşme odasında kameraman hazırlık yaparken, teçhizat arasına gizlenmiş güçlü bir bomba infilak etti. Sonradan bu kişilerden birinin eşi vasıtasıyla olay öğrenildi. Bomba olduğunu saldırıyı yapanlar da bilmiyordu!
Kuzey İttifakı ve Batı basınına göre Pakistan istihbaratının (ISI) bu suikastle bağlantısı vardı. Aynı tarihte ISI’nin başındaki kişi Washington’daydı. Bush yönetiminin önde gelen isimleriyle görüşmeler yapıyordu: Colin Powell, Richard Armitage, CIA Baskanı George Tenet ve Senato yetkilileriyle...
Mesud öldürülmeseydi ABD Afganistan’ı bu kadar rahat işgal edip Hamit Karzai gibi bir kuklayı iktidara taşıyamayacaktı. Çünkü Mesud ABD ve İngiltere ile değil Avrupa ve Rusya ile iş tutuyordu. Yıllardır Mesud’u zayıflatıp Taliban’ı güçlendirmeye çalışan ABD, bu suikastle amacına erişti. Ve bugünkü Afganistan’ı dizayn etti.
Suikastten hemen sonra ABD’nin Afganistan işgali başladı. Mesud suikasti ile Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri suikasti sonuçları itibariyle ne kadar de benzeşiyor.
Rabbani’ye yönelik suikastle, Mesud’a yönelik suikast hemen hemen aynı.
Büyük Ortadoğu Suikastleri’ne yeni bir halka eklendi.
İbrahim Karagül / Yenişafak

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş