İyi niyet ve saflık...

Ahmet SEVGİ

“Bir şeye olumlu bakma, olumlu olarak yaklaşma” demek olan iyi niyet bizim kültürümüzün özünü teşkil eder. Bizim inancımıza göre niyeti hayır olanın âkıbeti de hayır olur. Gayet tabii, niyeti şer olanın âkıbeti de şer olacaktır. Şair Zarîfî çok güzel ifade etmiş:
Niyyetin hayr ise hayr ola işin
Ger şer ise bil ki gayr ola işin.
 Bu konuda Zarîfî bir başka beytinde de şöyle der:
Devlet anın kim iyidir niyyeti
Niyyetine göre bulur devleti.
 Beyitte de işaret edildiği üzere, mutluluğun yolu iyi niyetten geçer. Yetmiş iki millete bir gözle bakan iyi niyetli insanlar hep mutludurlar. Oysa iyilik ve güzelliklerden rahatsız olan kötü niyetli kıskanç kişilerde mutluluktan eser yoktur. Çünkü onlar hasta ruhlu insanlardır ki başkalarının mutluluğunu gördükçe kendi kendilerini yerler.
Kıskançlıkla ilgili şu hikâyeyi daha önce duymuş muydunuz bilmem?
“İki komşu esnaftan orta halli olan, zengin olanı hiç çekemezmiş. Öyle ki hasetliğinden geceleri gözüne uyku girmez, sabaha kadar rakibini nasıl çökerteceğini düşünürmüş. Yine bir gece böyle plânlar yaparken ânîden üstüne bir ağırlık çöker ve uyur. Rüyasında bir pîr kendisine şöyle seslenir:
-Dile benden ne dilersen, ama bir şartım var: Kendine ne istersen iki mislini rakibin esnafa da vereceğim.
 Adam düşünür düşünür ve “Gözümün birini kaybetmek istiyorum.”der. İşte kıskançların ruh hallerinden bir kesit...
 İyi niyetli olmak, mütevazı olmak, herkesi kendimiz gibi görmek... Elbette bunlar güzel hasletlerdir. Ancak, iyi niyetimizin suiistimal edilmesine, mütevazılığımızın saflığa yorulmasına da müsaade etmemeliyiz. İyi niyetli insanları kandırmaktan daha kolay bir şey yoktur. Bu konuda, kendisini yakından tanıdığım yaşlı bir amcanın başına geleni izninizle nakletmek istiyorum:
 Köyden şehre oğlunun yanına gelen iyi niyetli, herkesi kendisi gibi gören, herkese yardım etmeye çalışan, içinde kötülük namına bir şey olmayan seksen yaşlarında bir ihtiyar... Onun hareketlerinden saflığını fark eden birisi hemen tuzağı kurar. Ve bir gün cami çıkışında “Amca der, ben senin bu herkese iyilik yapma gayretini görünce içimden geldi, fak-fuk fonuna gittim, orada tanıdıklarım vardı, rica ettim, sana 5 bin lira yardım edecekler. Muameleyi ben yaptıracağım. Nüfus cüzdanının fotokopisini ve beş yüz lira masrafı bana hemen ver. Yarın paranı getireyim” der. Amca “tamam oğlum da bende beş yüz lira yok. Onu nasıl halledeceğiz” deyince “Amca, sen git komşularından iste, ama ne için istediğini söyleme, duyulmasın, onlar seni severler, nasıl olsa yarın beş bin lirayı ben sana getireceğim, aman gecikmeyelim, bir saat sonra para hazır olsun ben eve gelir alırım” der. Nitekim adam bir saat sonra amcanın bulup buluşturduğu beş yüz lirayı alır ve gider... Gidiş o gidiş, bir daha dönmez...
 Bu tip olayları siz de duymuş veya okumuşsunuzdur. Yanlış hatırlamıyorsam Sâdî’nin Gülistan’ında da buna benzer bir hikâye anlatılır. Rivayete göre genç bir çoban, yine kendisi gibi çoban olan yaşlı babasından şanına uygun bir nasihatte bulunmasını talep eder. Baba der ki “Oğul, halim selim ol, ama keskin dişli kurdu cesaretlendirecek kadar değil.”
 Demek ki iyi niyetli olacağız, hoşgörülü olacağız, mütevazı olacağız, yumuşak huylu olacağız. Lakin bu güzel hasletlerimizin saflığımıza yorulmasına da fırsat vermeyeceğiz. Cenap Şahabeddin doğru söylüyor: “Her vasfı onu anlayabilecek adama karşı ittihaz etmeli, tevazuu bile...”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş