İyimserliğe devam...

A+A-
Rauf DENKTAŞ

Görüşmelerin başlaması her gündeme geldiğinde “ilgili taraflar” iyimser beyanatlar vermeye başlarlar. İki taraf arasında başlayan ilk temaslar tarafların “esas ilkelerde” Kuzey ve Güney kutupları kadar birbirlerinden farklı görüşlerde olduklarını kanıtlamış olsa da “ilgili taraflar” iyimser beyanatlara devam ederler. Neden? Çünkü “işler”, “ilgili tarafların istedikleri yönde ilerlemektedir” de onun için! “İlgili taraflar” kimlerdir? Onlara bakmak lâzım! ABD “ilgili tarafların” başında gelir. Kıbrıs meselesi 45 yıldır halledilmemişse bunun direkt sorumluluğu “Yunan lobisi” ve bölgedeki kendi çıkarları nedeniyle baştan malûl olan ABD’ye aittir. 1964’te eli kanlı, cani Makarios’u ve suç ortaklarından oluşan Rum idaresini “meşru hükümet” olarak tanıyan ve tanıtan ABD’dir. Garantör İngiltere’nin “ABD uydusu olarak” ve sadece üslerini düşünerek tevessül ettiği haksızlık ve adaletsizlik de unutulmamalıdır. Bu iki dost ve  müttefik, Kıbrıs’ta, Türkiye ile Kıbrıs Türklerinin haklarını yok sayarak “adanın  birleşmesinden, bütünleşmesinden” yana ağırlıklarını koymuşlardır. Onlar için Kıbrıs Türklerinin 1963-74’leri hatırlayıp, bunların ileride tekrarlanmaması için talep ettikleri ne varsa “uzlaşmazlık” göstergesidir. ABD’nin arşivleri bunu açıkça vurgulamaktadır. ABD Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Bryza’nın “Türkiye mükellefiyetlerini yerine getirsin (yani Rum idaresini meşru hükümet olarak tanısın) ve önerilerini Rumların kabul edebilecekleri şekle soksun” önerisi unutulamaz. ABD’nin Türkiye’ye ve Türkiye kanalıyla bize Annan Planı’nı kabûl ettirdikten sonra “Kıbrıs Türkleri Annan Planı’na evet demekle, ayrı egemenlikten ve ayrı devletten, devleti tanıtmaktan vazgeçmişlerdir” yorumuyla bize yapmış olduğu kötülüğün ve kalleşliğin eşine dünya tarihinde az rastlanır. İşte bu “ilgili taraflar” dır ki Talat-Hristofyas görüşmelerindeki ilk temastan bu yana “iyimserlik havasını” bol bol yaymaktadırlar. BM Genel Sekreterliği de bunların paralelinde hareket etmektedir. Niye? Türk tarafı tek halk, tek egemenlik, tek devlet, tek vatandaşlık formülüne evet dediği için!
Diğer “ilgili taraf” kuşkusuz suçlu, kalleş Yunanistan’dır. Süreci canla başla desteklediğini açıklamakta ve “Kıbrıs meselesi işgalden kaynaklanan bir meseledir; işgal kalksın, mesele halledilmiş olur” tezini savunmaktadır-hem de yüzü kızarmadan! Neden? Hristofyas “Yoldaş Talat ile Kıbrıs’ın askersizleştirilmesinde de anlaştık” dediği için. Bunun sonucu olarak Hristofyas ile Atina “Garantiler kalkacak, asker gidecek” noktasında birleşmiş oluyorlar. Tekli anlaşmalar KKTC’nin ortadan kalkması anlamına gelmektedir. Hristofyas “toprağın, ekonominin, halkın ve kuruluşların birleşmesini” öngörmektedir. Tek halk olacağımıza göre niye olmasın?
AB de, Kıbrıs Rum kanadını üye yapmakla “Kıbrıs’ı üye yaptığı zannı içinde” diğer “ilgili taraflardan” biridir. Sayın Talat aksini iddia etse de bal gibi “çorbaya tuz atmaktadır” ; Türkiye’nin üyelik müracaatını Türkiye’ye şantaj yapmak için bal gibi kullanmaktadır. Bunlar da yetmedi, Hristofyas, Kipriyanu’nun bana yaptığı ve en sonunda KKTC’nin doğuşunu sağladığı gibi, Talat’la temasın hemen arkasından dünya liderlerini ziyaret edip Talat’ı şikâyet etmekte, kendi davasını ballandırarak anlatarak taraf toplamaktadır. Kıbrıs’a uzaktan bakan devlet adamları için Hristofyas’ın, Meşru Kıbrıs Hükümeti sahte bayrağı altında ortaya koyduğu “kırmızı çizgiler” makul addedilmektedir. Sayın Talat’ın ayni makamlara eşit şartlarda ulaşmak imkânı yaratılmadığı takdirde zaten zor olan durumu daha da zorlaşacaktır.
Bu yazıda diğer “ilgili taraf” Türkiye’nin iyimser beyanatlarından bahsetmeyi gereksiz buldum. Çünkü diğer “ilgili tarafların” niye iyimser beyanatlarda bulunduklarını izah edebiliyorum da, Türkiye’nin niye aynı iyimserliği paylaştığını anlayamıyorum. Unutulmaması gereken bir şey var: Görüşmeler Rum tarafına evet dedirtmek içindir. Bizden beklenen direnişten, devletten ve egemenlikten vazgeçmektir. İyimser beyanat yapan ve sırtımızı okşayan, yüzümüze gülen “ilgili taraflar” bunlardan vazgeçildiğini varsaymaktadırlar. Ya Türkiye?..

Yazarın Diğer Yazıları