Japonya yeni ve ciddi bir alarm olmalı!

A+A-
Kenan AKIN

Japonya’da yaşanan deprem faciasından sonra, Türkiye’nin özellikle İstanbul’un herhangi bir yer sarsıntısına karşı hazır olup olmadığının yeniden ve ciddi bir şekilde tartışılması gerekiyor.
Kim ne derse desin, depreme hâlâ hazır olmadığımız derhal anlaşılıyor.
Kaldı ki, “depreme hazır olmak” zaten “iddialı” bir anlam taşıyor.
Ne var ki, deprem olduktan sonra, “kurtarma çalışmaları”nın standartı önem kazanıyor.
Her şeyden önce, köprülerin, yolların, viyadüklerin, hastane, acil yardım binalarının yıkılmaması icap ediyor.
Sonra da mümkün olduğu kadar deniz ve hava trafiğinden yararlanma planlarının yeniden ele alınması bekleniyor.
Çoğu sismologlar, depremin her an vurabileceğini “defaatle” açıklamalarına rağmen, eskilerde çok yaygın olan bireysel ilkyardım veya deprem çantalarından bile uzaklaşıldığı görülüyor.
Zaten depremden depreme, Türkiye’nin, özellikle İstanbul’un “kritik” durumu gündeme getiriliyor. Halk telaşlanıyor, fakat önlemleri tam anlamıyla öğrenip sorup soruşturmuyor. Gerçi, deprem çığırtkanları veya medya sismologları her fırsatta “olası” depremden söz açıp duruyor.
Gerçekten de, 17 Ağustos 1999’dan beri “deprem fırtınası” estiriliyor.
Aslında hiç kimse, uyarılardan, bilgilenmeden zarar veya yarar görmüyor.
Tabii ki “deprem” hiçbir zaman gündemden düşmemeli, insanlarımız ve ülkemiz için büyük sorun sayılmalı... Türkiye’de ortalama ayda iki depremin olduğu belirtiliyor.
Faylar üzerindeki ülkemizde “deprem tehlikesi” ile yaşamayı öğrenmeye çalışırken, ardı arkası kesilmeyen fısıltılar, hatta demeçler endişe doğruyor.
Özellikle Japonya’da yaşananların endişe doğurduğu sanılıyor.
Benzetmek gibi olmasın ama deprem “ölüm”ü andırıyor. Elden bir şey gelmiyor.
Sadece, önlemler insana rahatlık veriyor, güven veriyor. Bizim, milletçe üzerinde çok duracağımız husus, “depremle ilgili alınması gereken önlemler”i bilip sıkı bir şekilde izlemekten, hatta denetlemekten öteye gitmiyor.
Ara sıra, kendini ülkenin çeşitli yerlerinde gösteren deprem, herkesin payına sorumluluk yüklüyor. Oysa özellikle devletin, hükümetin ve belediyelerin bir numaralı sorunu, deprem görünüyor.
Kısacası önce birey, sonra kurum ve kuruluşlar, nihayet devlet, depreme karşı akılcı “acil” önlemler almalı.
Denilebilir ki, depremin artık “ulusal güvenlik sorunu” olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Özellikle, Japonya dehşetiyle sarsılmanın ve bütün önlemleri yeniden gözden geçirmenin tam zamanı yaşanıyor.

Dehşet verici komplo teorileri!

İnternet sitelerinde öyle “komplo teorileri” yayınlanıyor ki, bazen kişileri, bazen kurumları, bazen de devletleri itham ediyor.
Ortaya atılan iddialar, o kadar sağlam delil ve verilerle destekleniyor ki, öncelikle inanmamak mümkün görünmüyor.
Ne var ki, biraz araştırınca, muhakeme edince ve zaman geçtikçe çoğu ’’komplo teorileri’’nin aslı astarı çıkmıyor.
“asparagas” deyimi kullanılıyor, bunlara “palavra” deniliyordu. Aslında, bir tür “dedikodu” olan bu tür söylentiler, yakıştırmalar siteden siteye taşınırken, kulaktan kulağa da ulaşıyor. Bir yerde, fısıltı gazetesi, görevini yerine getiriyor. Özellikle büyük olayların ardından böylesi teoriler ortaya atılıyor.
Nitekim son yıllarda bu tür “komplo teorileri”ne en büyük örnek, Prenses Diana’nın trafik kazasında ölmesi ve İkiz Kuleler’in imhası olaylarında çıkarılan söylentiler gösteriliyor.
Hint Okyanusu kıyılarında meydana gelen depremden sonra oluşan tsunami felaketi ile ilgili teoriler, dünyayı hâlâ sarsıyor.
Fısıltı gazetesinde, Hint Okyanusu’nda bulunan Chogos Achipelaye Adası’ndaki Diego Garcia ABD üssünün hiçbir zarar görmemesinin çeşitli versiyonları sergileniyor.
En azından ABD’nin tsunamiyi tespit ettiği ancak “haber” vermediği siteden siteye geçiyor.
Özellikle Wikileaks’de art arda yayınlanan “derin” belgeler ve bilgiler gezegende âdeta deprem veya tusunami etkisi yapmış bulunuyor.
Ülkemizde de bu tür “komplo teorileri” sık sık üretiliyor ve büyük ilgi görüyor.
“Ekonomisi özgür olmayan” ülkeler kategorisinde gösterilen Türkiye’ye kurulan tuzak, “komplo teorisini” gerçekten de gerilerde bırakıyor. İç borcun yanı sıra, dış borç da gittikçe “içinden çıkılmaz” bir seyir alıyor.
Zamanla, Türkiye’nin ’’borç alma“ veya ”borçları döndürme“ sürecinin tamamen tıkanacağı hesap ediliyor ve sinsice planlanıyor.
İşte bu durumdaki bir Türkiye’nin bütün borçlarını zaman içinde, nasıl temizleneceğinin hesapları tam bir komplo andırıyor.
Bunca açıklamalardan sonra, gelecek yazımızda, Türkiye’ye karşı kurulmak istenen tuzağın, komplo teorileri dışında, çok tehlikeli bir planı içerdiği yolundaki iddiaları belirtmek bir gazetecilik görevi oluyor.

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ

Yurtiçi Kargo’nun Antalya buluşması
Ülkemizin en tanınmış taşıma şirketlerinden Yurtiçi Kargo’nun geçtiğimiz hafta Antalya’daki 29. yıl ”başarıları değerlendirme toplantısı“nın ikinci bölümünün bu hafta sonu yapılacağını ve gala gecesinde yine Linet’in sahne alacağını...


Turizm patlaması
Almanya’da yapılan ünlü ”Turizm Fuarı“na katılıp ülkeye dönen, Belek’teki Ela Quality Resort Hotel’in  Genel Koordinatörü Vadi Karatopraklı’nın izlenimlerine göre, Mısır ve Tunus’taki gelişmelerden sonra, batılı turistlerin Türkiye’ye rezervasyon sırasına girdiklerini...


Zengin ve yoksul!
Dünyada dolar milyarderleri listesinde Türk servet sahiplerinin geçen yıl 87 milyar olan gelirlerinin bu yıl 104 milyar dolara yükseldiğini ve ne yazık ki buna mukabil yoksul sayısının 3 milyondan 7 milyona yükseldiğini...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları