Japonya'dan söz etmek...

A+A-
Mevlüt Uluğtekin YILMAZ

Japonya’nın tarihinden, Japon kalkınmasından söz eden bir kitabı okurken “bizde neden böyle olmadı?” sorusu beynimin her köşesinde tetikte durur. Kitabı genellikle gecenin sakinliğinde okurum. Ev halkı bunu bilir. Ancak bir şey daha bilirler; o da şudur: Çalışma odamdan “Vay canına! Helal Olsun! Şu işe bak!” naraları gelirse, Japonya’dan söz eden bir kitap okuyorum!
Şaka değil; gerçekten, özellikle Japon kalkınmasını ateşleyen, o kalkınmaya ivme veren zihniyeti anlatan satırları okurken hayret ve hayranlığım içime sığmaz; bir volkan gibi patlar.
Geçen gece çevreyi yine rahatsız ettim. Japonya’dan söz eden iki kitabı gündüz bitirememiştim; geceye kalmıştı. Hüseyin Can Erkin’in harika anlatımıyla bezeli olan “Geçmişten Günümüze Japonya’dan Türkiye’ye Bakış” adlı kitabı, Japon tarihi yanında, Japonların tarihsel süreçte Türkiye algılamasını ve Türkiye bilgilerini içeriyor. Satır aralarında öyle bilgiler var ki, değil sesli hayret ifade etmemek; insanı oturduğu yerden hoplatıyor bile! Sözgelimi şu kısacık bilgiye bir bakınız: “1543 yılında, Çin junklarından biriyle Japonya’nın güneyinde yer alan Tanegaşima adasına çıkan ilk Avrupalıların Japonya’ya getirdikleri en önemli şey tüfek olmuştur. Uzun yıllardır savaş ortamında bulunan Japon savaşçılarının tüfeğin güç ve etkisini ilk görüşlerinde anladıklarını kestirmek zor olmasa gerek. Fakat şaşırtıcı bir nokta olarak, 1550’li yıllarda Japonya’nın birçok yerinde tüfek üretimine geçilmiş olduğudur. 
Dikkat ettiniz mi bilmem; Sayın Erkin bu bilgiyi verirken “şaşırtıcı bir nokta olarak”  diyor ve o da benim gibi bir ‘hayret’ fırtınasına tutuluyor. Nasıl tutulmazsınız ki? Bu bilgide günümüzün günde ‘iki bin buluş’ortaya koyan ‘Japon harikası’nın zihniyet kodları saklıdır! Bu bilgi; tüfeği tanıdıktan 7 yıl sonra seri üretim yapan bir zihniyetten söz ediyor... Ve yine bu bilgi, satın alarak değil ‘ürettiğin kadar güçlüsün’ ilkesini önümüze koyuyor... Bu bilgi karşısında bir Türk okuru olarak kendi ülkemi yönetenlerdeki zihniyeti sorguluyorum. Nedir o zihniyet? Geçenlerde söz ettik; 16. yüzyılda değil, 1950’li yıllarda bir Cumhurbaşkanının ‘uçak motoru yapabiliriz’önerisine, “ABD’den alıyoruz, gerek yoktur” diyebilmesidir.
Bu kitabında ne fazla, ne de eksik söz var. Bilim insanı Hüseyin Can Erkin’i gönülden kutluyorum. Bu kitabı topluma ulaştıran Vadi Yayınları’nı alkışlıyorum.
İkinci kitap yine Vadi Yayınları’ndan, Ali Merthan Dündar’ın yazdığı “Japonya’da Türk İzleri”  adını taşıyor. Bu kitap da çok ilginç. Hiç bilmediğimiz bir konu olan Japonya’daki, özellikle Tatar Türkleri’nin yaptığı camilerin öyküsünü anlatıyor. Kitapta özellikle fotoğraflar aracılığıyla harika bir anlatım yöntemi uygulanmış. (Kısa bir iliştiri: Film senaryoları için denilir ki; en iyi senaryo, sözsüz olarak kamerayla üç dakikada çok şey anlatandır.) Diğer bir güzellik, adamım -adamım çünkü onu çok severim- Ayaz İsaki’nin de bu kitapta olmasıdır. Çarlık Rusyası’nın yaşamını zehir ettiği, zorunlu olarak Rusya dışına çıkan bu görkemli edebiyatçı bilge Tatar Türk’üne Japonya’da da rastlıyoruz. Bu çalışmasından dolayı bilim insanı Ali Merthan Dündar’ı ve Vadi Yayınları’nı tekrar kutluyorum. Kitaplara yayınevinin (0.312. 405 70 20 - 435 64 69) telefonundan
ulaşabilirsiniz.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları