Kadının adı hâlâ yok!

A+A-
Altemur KILIÇ

Dünya tarihinde en uygar ülkelerde bile  “kadınların yeri”, kadınlara reva görülen muameleler insanlığın ayıbı olmuştur. Kadınlar, erkeklerle eşitliklerini, özellikle “seçmek ve seçilmek” hakkını uzun ve hatta kanlı mücadelelerden sonra kazandılar.. Bazı ülkelerde hâlâ yerleri yok!.. Ve bizde kadının “adı” hâlâ yeteri kadar tanımlanmamıştır. 
Türkiye’de kadınlar eşitliklerini, seçme ve seçilme hakkını birçok Avrupa ve Amerika ülkesinden önce 1930’da kazandılar... Daha önce 1926’da Medeni Kanunun kabulüyle birçok haklarını kazanmışlardı. Kadınların ilk kez oy kullandığı TBMM 5. Dönem seçimleri 8 Şubat 1935’te yapıldı ve 17 kadın milletvekili ilk kez Meclis’e girdi. Bu, Mustafa Kemal’in en büyük devrimlerinden biriydi. Kadınların başlarını açmaları da bu devrimin simgesi oldu!
Ne var ki bugün Türk kadınlarının politikadaki yeri gerektiği kadar ve kadınların beceri ve zekası ve eğitimiyle orantılı değildir; tartışma konusudur!
Ama kadınlar her meslekte hekimlikte, havacılıkta ve de askerlikte başarıyla çalışıyorlar, kendilerini kanıtlıyorlar... Bu “oran” da siyasete nazaran daha fazla. Yani her meslekte kadınların sayısı artarken siyasette gerektiği kadar değil! Kendi devlet tecrübemle şunu söylemek zorundayım; kadınlarımız belki de kendilerini kanıtlamak azimleri yüzünden çoğu erkeklerden daha başarılı oluyorlar.. Sorumluluk duyguları daha fazla.
Ne var ki, Türkiye genelinde, kırsal alanlarda, gecekondularda hatta lüks villalarda bazı erkeklere göre kadın “cinsellik objesi”.  “Yeri” ev ve mutfak... Hakları da koca “köteğidir” ve arada “bıçaklanmak”... Kocalar şişine şişine “Koca karısını sever de, döver de” diyebiliyorlar.. Güçsüz bir kadını sevmek kolay da dövmek ne kadar “erkeklik” ?.. Mahkeme kararına göre kocası tarafından 17 yerinden bıçaklanan  “Ayşe Paşalı” bu anlayışın son kurbanı. Böyle dövülen, bıçaklanan, hakaretlere maruz kalan, adları esamileri okunmayan nice kadın var?!
Böyle hoyrat erkekler hiç olmazsa kendi analarını hatırlasalar... O anaların çektiklerini düşünseler. “Ana gibi yâr, Bağdat gibi diyar olmaz” denir de anaların çektikleri hatırlanmaz.
Ama bütün kadınlarımız öyle değil. Bugünlerde tutuklu komutanların eşleri her hafta eşlerinin hakları için eylem yapıyor, direniyorlar... Efsanelerde Amazonlar, Valkiriler, eski Yunan’da kocalarına boykot ilan eden kadınlar vardı. Bizde de işte böyle efsanelerde  “Asenalar var”. Ben bu vesileyle onları sevgiyle selamlıyorum.. Doyamadığım anamı anıyorum ve  “Kadının Adı Yok” kitabıyla kadının adını koyan genç yaşında ölen Duygu Asena’yı da (19 Nisan 2006)  sevgi ve rahmetle anıyorum!

Dünya kadınları
Dünya kadınları, erkeklerle eşit haklarını, seçme ve seçilme haklarını, kamuda çalışmak haklarını, medeni haklarını, evlilik müessesesindeki veraset mülk edinme haklarını uzun mücadelelerden sonra kazandılar. Evlilik müessesesindeki haklarını da ancak 20. yüzyılın başlarında kazanabildiler... Kadın hakları mücadelesinin tarihi 1700’lü yıllara, 1780, 1790’a dayanır. İlginçtir, kadınlara seçme seçilme hakkı İngiliz müstemlekesi Yeni Zelanda’da 1895’te verilmiş... Avrupa’da kadınlara seçme seçilme hakkının verildiği ilk ülke o zaman Çarlık Rusyası İmparatorluğunun parçası olan Finlandiya... Arkadan İsveç geliyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nde kadınların eşit hakları 1930’da verilmiş ve yapılan 1935 seçimlerinde TBMM’ye 17 kadın milletvekili seçilmiş... Başka tarihler şöyle: Afganistan’da 1956, İtalya’da 1946, İsviçre’de 1971, ABD’de 1920, Britanya’da 1918-1928...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları