"Kahrolsun" diyenin faşistliği!

Özcan YENİÇERİ

“Kahrolsun”  en basit ve popülist bir bedduadır.  “Kahrolsun” un sözcüğünün çok kullanıldığı yerler, tahammül ile hoş görünün olmadığı yerlerdir. Hastalıklı bir belleğe sahip olan insanlar, beğenmediği, yanlış gördüğü ya da tahammül edemediği olgular için kahrolsun kavramını kullanırlar.
“Kahrolsun”, önüne ilave edilen her sözcüğü kirletir. “Kahrolsun Ulusalcı Faşist ve Liberal Faşistler” başlıklı yazı kaleme alan şahıs da yukarıdaki hükümlere tabidir. Bu zat kimin, niçin kahrolması gerektiğini şu gerekçelere dayandırıyor:
“Körü körüne Rusya ve Çin ittifakının yavan hayaline tutunmak yerine yeni kıtalara yelken açmalıyız”  diyor ve ilave ediyor: “İletişim ve ulaşım böylesine devrimsel ilerlerken ABD, Hindistan Türk-Kürt paktının hayalini kuran var mı aranızda? Olmadı mı? O zaman hadi Afrika, Japonya ve Türkiye ticari işbirliğini düşünelim../... Savaş kelimesinin üzerine bir çizgi çekip BARIŞ yazabilmeliyiz büyük harflerle. Gocunmadan, korkmadan eğer buna diretiyorsa Kürt kardeşlerimiz, İmralı’ya bir barış masasını kurabilmeli bu devlet. Bu devletin yenilgisi değil büyüklüğüdür çünkü böylesine şık bir hareket... Bakın Ermenistan ile yeni kapılar yeni düşler kurup hayata geçirilebiliyormuş demek ki o zaman neden Kıbrıs’a sıra gelmesin. Kıbrıs’ta da yeni açılımlara yeni sözlere ihtiyacımız var bizim.../...Gelin turşusunu kurup yılanlara terk ettiğimiz Maraş’ı bir çırpıda koyalım masanın üzerine...Gelin  dünyadaki en son duvarlarla ayrılan şehirlerden biri olan Lefkoşa’daki duvarları yıkalım, askeri çekelim.”
Köşesinde özet olarak demek istiyor ki, Türkiye’de ABD ittifakı dışında herhangi bir düşünce üretmek engizisyonluk suçtur. Hele hele Rusya ve Çin ittifakı peşinde sürüklenmek katli vacip kılan bir günahtır. Saygın yazar (!) kendisi gibi düşünmeyenler konusundaki hükmünü verdikten sonra mevcut ABD ittifakını Hindistan ve Kürtlerle bir pakt yaparak genişletmek önerisinde bulunuyor. Olmazsa da Japonya, Türkiye ve Afrika ticaret birliği olabilir, diyor. Böylece yazarımız, inanılmaz bir parlak zekâ örneği olarak arzı endam etmiş bulunuyor. Öneriler bununla da bitmiyor: Türkiye’deki şiddetin ve istikrarsızlığın bir numaralı sorumlusu olan İmralı hükümlüsünü devletin muhatap alarak pazarlık yapmasını öneriyor. Kıbrıs’tan asker çekilmesinden söz ediyor. Maraş’ı açmaktan daha doğrusu verip kurtulmaktan dem vuruyor. Lefkoşa’daki duvarların yıkılmasını savunuyor. Bütün bunların Türkiye’yi büyütüp güçlendireceğini iddia ediyor.


Amerikancılık, gerçek faşistliktir!
Bu tezlerin sahibi zat, bir yandan kendisi gibi düşünmeyenlere  “kahrolsun” derken diğer yandan  “özgür düşünce ikliminden” söz ediyor. Bu zat yine kendisi gibi düşünmeyenlerin kahrolması gerektiğini ifade ederken diğer yandan da  “tek tip düşünce biçimi ve başka insanları yok sayma, aşağılama, ötekileştirme” olgularından şikâyet ediyor. Böylece adam, bu yazısında hastalıklı bir zihnin dışa vurumunun bütün özelliklerini sergilemiş oluyor. Herhalde bu zat faşizme en yatkın kimselerin, “kahrolsun” sloganını en fazla kullanan kimseler arasından çıktığını da bilmiyordur. Bu taifeden yazarlara göre Türkiye’nin ulusal çıkarlarını savunmak faşistliktir. Yunanlıların, Kıbrıs’taki çıkarlarını savunmak ise yeni bir açılımdır. Irak’ta Türkmenlerin hukukunu savunmak ırkçılıktır, Barzani’nin terör destekli despot yönetimiyle iyi ilişkiler kurmak ise bir misyondur. Azerbaycan’daki Ermeni işgalinin sona erdirilmesini istemek dar görüşlülük, işgalcilerle iyi ilişkiler kurmak geniş görüşlülüktür. ABD ile işbirliğini savunmak yeni bir vizyon, tersi bir görüşü savunmak Ergenekoncu bir savrulmadır. Aslında bütün bunlar Türkiye’deki Amerikancılığın boyutunu gösterir. En büyük faşistliği de işte bu Türkiye’deki Amerikancı kafalar üretmektedir.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş