Kalın bir duvar ördüler Türk ile Türk’ün arasına!

A+A-
Selcan TAŞÇI HAMŞİOĞLU

Vize yok; buyurun sizin için stratejik derinlikte bir mezarımız var!
Kapitalist yayılmacılığın, (sizi, gözüne far tutulmuş tavşana dönüştürmek için neonlarla bezediği) sahne adı olan “Yeni Dünya Düzeni”ni, “barış ve demokrasi cenneti” diye cilalayan neo-liberaller, dönüşümün miladını işaretlerken “duvarlar yıkıldı” diyorlar ya;
Kanmayın!
2. Dünya Savaşı’ndan sonra müteahhitliğini ABD’nin yaptığı duvarlar yıkılmadı;
Taşındı!
İşgal güçlerince parçalanan Almanya’da, “birbiri gibi olan insanlar”ın buluşmasını engelleyen Berlin Duvarı’nın yerini, kandan beslenenlerin dört nala füze tokuşturduğu 3. Dünya Savaşı’nın arifesinde yenileri aldı!

***

Somut olarak Avrupa’nın tam kalbinde, soyut olarak ise Vietnam’da, Kore’de, Kamboçya’da, Küba’da, Hawai’de, Şili’de, İran’da ve Türkiye’nin de dahil olduğu dünyanın daha pek çok jeo-stratejik noktasında toplumları ideolojik eksende bölmeye yarayan, ayrı tutmayı sağlayan, temaslarını, birbirlerini anlamalarını ve anlaşmalarını engelleyen duvarlar form değiştirdi;
Irak’ta, Afganistan’da, Suriye’de, Balkanlar’da, Kafkaslar’da, Kuzey Afrika’da ve elbette bu coğrafyanın “maymuncuğu” rolü atfedilen Türkiye’de etnik kimliklerin, mezheplerin, aidiyet duygularının arasına örülüyor şimdi!
Karıldığı harç öyle zehirli ki; çekilen bir tek tuğla bütün coğrafyanın kaderini ters-yüz edebiliyor. Mesela Türkiye’yi bir mezhep hattı müdafasında konuşlandırmak Tebriz’i, Bakü’yü, Horasan’ı başkalaştırabiliyor. Barzani’yi “kak” ilan etmek, Kerkük’ü “atan-baban-bacın-kardeşin” olmaktan men anlamına gelebiliyor!
Sözün özü;
Türk Milleti’ne bir ve bütün olduğunu hatırlatacak politikalara bugün her zaman olduğundan çok ihtiyaç var.

***


Eli köpekli nöbetçiler dolaşıyor aramızda; “tasma”lılar, önümüzü kesip dişlerini geçirmeye çalışmıyorlar belki ama kalemleriyle havlıyorlar sahiplerine el-pençe-divan durmayanlara!
Gözcü kuleleri dolu dört bir yanda; “Biri bizi gözetliyor” ve herkes bunun farkında!
Tekerlerine çomak sokulacağını anladıkları anda kalın bir duvar ördüler işte Türk ile Türk’ün arasına;
Vize yok sana!
Adı;
“Stratejik derinlik” !
Adı “konjonktür” !
Adı “Neo-Osmanlı” !
Adı “soft power” !
Adı “petrol” !
İdraki bu kadar zor mu Allah aşkına!
Türklere, Libya’da, Suriye’de, Gürcistan’da, Yugoslavya’da “hakları için ayaklanıp halklarını zulme uğratanlardan” olmamalarını öğütleyecek liderliğe bugün her zaman olduğundan daha çok ihtiyaç var.
H  H  H
“Bayram namazını Kerkük’te kılalım” düşüncesi somut bir plana-programa dönüştüğü günden bu yana bir Türk Milliyetçisi olarak “dahil”, bir gazeteci olarak da “şahit” olduğum süreçle ilgili yazılanları çizilenleri okuyorum da...
Ne yaratıcı senaristler varmış meğer aramızda!
Hâlâ bu ülkeye, en azından “en iyi kurgu” dalında Oscar’ın getirilememiş olması akıl alır şey değil valla!
Aslında Erbil’den gidilecekmiş de, bu sinsi oyun deşifre edilince Musul’a dönülmüş de, amaç Kürdistan’ı meşru hale getirmekmiş de, Türkmenler için ciğeri yanan çoktaaaan gidermiş de!..
 -miş’lerle, -mış’larla değil kendi gözümün, kendi kulağımın şahitliğinde, yıllardır “varlık” mücadelesi veren Irak Türkmenleri’ne, 1924 Levi Baskını şehitlerine, 14 Temmuz 1959 katliamı şehitlerine, Altunköprü şehitlerine bir milli borç olarak, yanlış yönlendirme sonucu ortaya atıldığına inanmak istediğim bütün bu iddialara karşı çıkmak zorundayım;
Milliyetçi Hareket Partisi’nde bu işle görevli olan kişiler, Kerkük ziyareti programını oluşturmak üzere ilgili makamlar nezdinde girişimlerini başlattıkları andan itibaren en önemli hassasiyetleri, Barzani yapılanmasıyla hiçbir temaslarının oluşmayacağı bir güzergah belirleyebilmekti. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin talimatı “Erbil”in değil birincil tercih, “alternatif”, “ihtimal” olarak bile değerlendirilmemesi yönündeydi.

***

 
Irak işgali başladığında üniversite ikinci sınıftaydım ben.
Dün bu sayfada Bahçeli’nin Irak Türkmenlerine destek noktasında “engelleyici” bir tutum sergilediği yönündeki satırları okurken, o günler canlandı gözümde. Türkmen şehirleri yağmalanırken, tapu kayıtları yakılırken, nüfus yapısını değiştirmeye dönük “seçim” adı altında “peşkeş” faaliyetleri yürütülürken elimde mavi-beyaz bayrakla meydanlardaydım.
Yanımda kim vardı biliyor musunuz?
Kerkük’e gitmesi planlanan heyettekiler!
Hani “bugüne kadar Türkmenleri yok saydığı” ileri sürülenler!
Ben şimdi yaşadığıma mı inanayım, kulaktan dolma anlatılanlara mı?

***


Türkmenleri “bağımsızlığınızı kazanacaksınız” havucuyla kandırıp Irak’ın parçalanma sürecini hızlandırmak isteyenlere “pirim vermemek”se “engellemek”, kimse kusura bakmasın ama ben de hem bedenimi, hem aklımı, hem fikrimi, hem yüreğimi kalkan yaparım bu niyettekilere! Şüphe ederim, Irak Türkmenleri’ni bir kucaktan alıp ötekine oturtmayı “bağımsızlaştırma” sayanın milliyetçiliğinden de!
Devlet başkanları kendi halklarına linç ettirilen Orta Doğu da bayağı bayağı özgürleştiriliyor demek ki bu kafaya göre!

***

Bu soruyu sormazsam, “Ben Kerkük’ün kızıyım, vatanımı asla terketmem... Bu insanlık dışı zulmü protesto etmek, Türkmen kimliğimi yüceltmek için, şimdi kendimi yakacağım” deyip benzinle buladığı vücuduna kibrit çakan o küçücük kız çocuğunun, Kerkük’lü Zehra’nın ateşi beni yakar:
Devlet Bahçeli’ye “Neden şimdi?” diye soranlar, Alparslan Türkeş’in bugün de gururla anlattıkları “Ne mozaiği ulan” çıkışından sonra da sormuşlar mıydı aynı soruyu?
- Neden şimdi? Neden 33 erin şehit edildiği o gecenin ertesinde değil? Neden “Anadolu Federasyonu” ndan bahseden Özal’a, bayrak enflasyonu yaratan eyaletçi Evren’e değil de Orhan Doğan’a karşı ? Neden 1980’lerde değil de 90’ların başında?

***

“Ülkü”leri, ucu bucağı olmayan dikensiz gül bahçesi durumundaki fikir dünyamızda oluşturmak başka... Hayli engebeli, virajlı, tuzaklı siyaset yolunda, uluslararası hukuka, devletin imza attığı bağlayıcı anlaşmalara çarpa çarpa, düşe kalka o ülkülere erişme mücadelesi vermek başka...
Irak Meclisi’nde Türkmen varlığının resmen “tanındığı”, Kerkük’ün statüsü hakkında Türkmenlerin tavrının somut bir değere dönüştüğü şu dönemde yapılması planlanan Kerkük ziyareti de, “Ne mozaiği ulan” lafı gibi tarihi bir “kırılma noktası”nın ibrazı olamaz mı yani?
Tam Nasreddin Hoca fıkrasına döndü bu işin altında “bir Çapanoğlu” arayanların hikayesi:
MHP’nin “Kürdistan”ı meşrulaştırmaya heves ettiğine inanıyorsun da, Irak’ta Türkmen varlığının, haklı taleplerini elde edebilmek yolunda önemli bir dönüm noktasında olduğu şu günlerde, hiçbir emperyalist projenin basamağına dönüştürülmemesine çalıştığına neden inanmıyorsun?

***

İdrak mekanizmanı çalıştırsana;
Birileri BOP derken, GOP derken MHP lideri de HOP demek üzere yola çıkmayı planlamış olamaz mı yani?
Abdürrahim Karakoç’un her mazlum, her esir, her hasret çeken milliyetçinin yarasını deşen dizelerindeki gibi;
“Bu hududu kimler çizmiş gönlüme/ Dar geliyor dar geliyor gardaşım” demiş olamaz mı!
2012 yılında fiili bir “Turan Devleti”nden söz etmek ütopik olabilir ama, MHP lideri o devletin nüvesi olan Türk Milleti’nin arasına örülen duvarları yıkmak üzere harekete geçmiş olamaz mı?
Meşruiyet kazandırmaya çalıştığı “Kürdistan” değil de, dünyanın dört bir yanına dağılmış haldeki Türklerin statüsü olamaz mı?

***

İlle de “görünenden fazlası var” diye bir “perde arkası” senaryosu lazım ise...
Sesli düşünüyorum;
Avrupa’daki Türklerle başlayıp, Balkanlarla devam eden açılım, bu “Divide et impera / Böl ve hükmet” kumpasçılarına karşı, Türklüğün bekaası için geliştirilen bir hamle olamaz mı?
Birileri BOP’un temel felsefesi gereği “dönüştürülecek ülkelerin halklarını cesaretlendirirken” , Bahçeli’nin “asıl oyunu”, bu tahrik odaklı tuzağı bozmak üzerine olamaz mı?
2004 yılında Fas’ta katıldığı “Gelecek için Forum” toplantısında böyle dememiş miydi Colin Powell:
“BOP Projesine giren ülkelerdeki değişimi dışarıdan empoze etmeyeceğiz. Bunu ülkelerin (...) kendi içinden başlatacağız (...) halklarını cesaretlendireceğiz!”
MHP liderinin yapmak istediği de, Louis Massignon’un, Misyonerler Zirvesi’nde “Anarşi ve intihar için olgun bir hale getirilmeli” dediği kitlelerin “intiharını” önlemek olamaz mı?
Türk Milleti’nin mensuplarını, AKP’nin “Neo-Osmanlıcı” politikaları yüzünden sürüklendikleri uçurumun kıyısından döndürmek gibi halisane bir niyeti olamaz mı?
Davutoğlu sağolsun “0 sorun” diye giriştiği operasyonu “Türkler’in” bulundukları bütün coğrafyalarda “sorun” olarak algılanmalarını sağlayarak sonlardırdı ya!..
Türkiye’nin bu saplantılı dış politika anlayışı yüzünden şimdi yaşadıkları ülkelerde “tehdit”, “düşman”, “işbirlikçi” diye görülen Türkler’e sahipsiz olmadıklarını hissettirmeyi, özgüven aşılamayı deniyor olamaz mı?
Malum tabiat boşluk kaldırmaz çünkü;
BOP’çuların atmaya hazırlandığı ağı yırtmayı istiyor olamaz mı?
Dedim ya sesli düşünüyorum sadece;
Belki de bütün hikaye Türklerin bu kanlı yap bozun “tamlayan”ı olmaması için, Türk Milliyetçileri adına olarak sorumluluk almaktan ibarettir hı!
Güncellenmiş Şark Meselesi / BOP çerçevesinde paylaşıma açılan topraklarda Neo-Osmanlıcı dış politika dehasının “Osmanlı bakiyesi” ni getirdiği durum ortada!

***

2. Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika’nın isteğiyle kurulan duvar “sosyalist Doğu”yu kapitalist batıya karşı koruyan bir zırh diye yutturulmuştu! O gün kendi vatandaşlarını ziyan eden bir devletçik üretenler, bugün neden yapmasınlar?
Yaptılar!
Bu iktidar kronik kiniyle bir rövanş projesi olarak ortaya attığı ve “Osmanlı bakiyesi”ni korumak diye yutturmaya çalıştığı etnikçi, mezhepçi, eyaletçi tutumuyla yeni Yavuz’larla Şah İsmail’lerin tohumunu attı!
Bernauer Strasse’deki evlerde yaşayanlara döndük, Doğu’dayız ama yüzümüz Batı’ya dönük! Aslında olmak istediğimiz yere doğru attığımız bütün adımların sonu, “stratejik çukur” biçiminde kazılan mezar!

***

Bahçeli, belki bu endişe ile Avrupa gezisinde üstüne basa basa “entegre olun” çağrısı yapmıştır soydaşlarımıza?
Yaşadığınız rejimlerin “öteki”si olmayın, vatandaşı olduğunuz ülkelerde siyasetin, bürokrasinin, eğitim sisteminin, sermayenin parçası haline gelin! Kullanıma açık “melankolik varoş toplulukları”ndan fazlası olmayı hak ediyorsunuz; hakettiğiniz gibi yaşayın!
Belki o yüzden siyasi iktidarın “Osmanlı mirası Müslüman unsur” ifadesiyle sınırlandırdığı kimliğin içine sıkıştırılan Balkanlardaki soydaşlarımızın “Türklük” noktasında gösterdikleri dirence sahip çıkmıştır!
Siyasi iktidarın 100 yıllık hırslarına yenilip, emperyalizmin 1000 yıllık sömürgeleştirme tezgahına gönüllü taşeronluk yapmasının, Türk dünyası açısından nasıl ağır bedeller ödemeyi gerektireceğini görmüştür belki!

***

Benimki de laf işte...
“At gözlüğü” yle sanki düşman işgalindeki kale gibi tasvir ettikleri “Balgat” ın ötesini göremeyenler, Kerkük’te Tebriz’de Türkleri “bölen unsur” yapmak için girişilen oyunu nasıl görsünler?
İşi “Hadi şimdi gitsin de görelim” demek noktasına da vardırdılar ya, yazık!
İş karşında bir devlet olduğu gerçeğini görmezden gelip, kafana göre onun iç işlerine müdahale etmek ise; neden eleştiriyoruz ki biz Davutoğlu’nun stratejisini?
Libya’da, Suriye’de yaptığı bu değil miydi?
Onun Tablus’a karşı Bingazi yaratması gibi, biz de sözde bir “Türkmenler’e sahip çıkıyoruz” sloganıyla Bağdat’a karşı Kerkük mü yaratmalıyız yani, ikna etmek için “Kürdistan”cı olmadığımızı?
İyi de o zaman Bağdat’a karşı Erbil’i tanıyanlardan ne farkımız kalır; onlara niye kızıyoruz ki!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları