Kalkınmanızın önündeki engel,yoksa adalet mi?

İsrafil K.KUMBASAR

Ankara’yı sırf ‘çatık kaşlarıyla’ anar kimileri. Devlet ciddiyetini sulandırmak, dolaylı atışlarla ‘düne sövmek’ isteyenler ya ‘bürokrasi’ lafının arkasına sığınır, ya da daha ileri gidip ‘ceberut’ ifadesini kullanır.
Bir de ‘devlet-millet kaynaşması’ adı altında tuluat sergilenir ki, o son dönemde hayli moda hale geldi.
‘Kendileri’ devlet, karşılarında ‘el etek’ duranlar da millet. Her söylediklerine kafa sallayan, el çırpanlar, millet sınıfının ‘seçkin’ zümresidir.
İtiraz eden, yanlışa dikkat çeken, dönülmez yola girildiğinden dem vuranlar ‘statükocudur’ hazretlerinin gözünde.
AKP ile birlikte siyasi literatürün baş tacı kelimesi haline gelen ‘bîat’ aslında işin özünü ortaya koyuyor. Lakin her yaptıklarına bir kutsiyet, bir ‘ulvi dava’ süsü verenler bundan da pek gocunmuyor:
- “Bîatsa bîat. Maksat menzile varmaksa bunda ne kötülük olabilir ki?”
Gelin görün ki, ‘ulvi’ davaları su koyuvermeye başladı. ‘Arpalıklarda’ yer kalmadı. Herkesi ‘aynı anda’ hoş tutmak, dileyene dilediğini bahşetmek mevsimi geçiyor.
‘Kapacak’ köşe kalmayınca, ‘daha önce kapılmış’ köşelere göz dikiliyor.

***


İşte Ankara bu ‘yağma’ sürecinin sonunda kaçınılmaz olarak, gerçekten de ‘ceberut’ bir hal almaya başlıyor.
Kimin ‘arkası’ sağlamsa, kimin cebinde ‘birkaç vekilin kartı’ bulunuyorsa onun borusu ötmeye başlıyor. Hele çiçeği burnunda ‘bir Bakan yakını’ konumundaysanız, işiniz iş. ‘Açılmayacak’ kapı, ‘halledilmeyecek’ müşkülat kalmıyor.
‘Parti içi’ dengeler, ‘yancıların’ pozisyonu, ‘yalakaların’ performansı ‘paylaşımda’ bir dereceye kadar etkili.
Fakat insan işte, ‘hırs’ girdi mi işin içine doymak, yetinmek asla mümkün olmuyor.
Tam da bu noktada kutsallar, davalar, idealler üçüncü, hatta dördüncü plana atılıyor.
Herkesin elinde ‘bir kalıp sabun’ diş bilediğinin, gözüne kestirdiğinin ayağının altına yuvarlayıveriyor.
AKP, yancıları, dışardaki destekçileri, içerdeki goygoycuları ile bir ‘proje’ ise, bu projenin uzun vadedeki misyonu, ‘kutsal’ diye nitelendirilen her şeyin dibine kibrit suyu dökmektir.
Yaşayan, bir gün mutlaka görecektir.

***


Akçeli işler için, köşeleri tutmak için mahir bir şekilde ‘mayın eşekleri’ öne sürülüyor. ‘Sırası gelenin’ de defteri dürülüyor.
Kamuda ‘yemlenecek’ kaynaklar azaldıkça, ‘kamu yararına’ hizmet eden kurumlara yöneliyorlar. Lakin o kurumlar da öyle ‘sınırsız kaynaklara’ sahip değil.
İşte bu telaş, bu ‘açgözlülük’ daha şimdiden kavganın ipuçlarını vermeye başladı.
Ankara gerçekten ‘ceberut’ olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Başkenti kırıp geçiren ‘fıkra’ gibi bir gerçek, mevcut durumu bakın nasıl özetliyor:
Rizeli bir vatandaş, sıkıntısını gidermek için başkentin yolunu tutar. Hangi kapıyı çalsa yüzüne kapanır. “Yüzde 10 komisyon” laflarına itibar etmez. ‘İmam Hatip’ten arkadaş bulur, olmaz. ‘Meslekten’ bir tanıdığa ulaşır beceremez. ‘Vekil’ akrabasını arar, yine yok. En son bir arkadaşı akıl verir:
- “Git falanca ilçe başkanına o işini halleder.”
Gider ama, yine işi olmaz. Arkadaşı çay faslının ardından vatandaşa sorar:
- “Partimizi nasıl buluyorsun?”
Vatandaş, hışımla ayağa kalkar:
- “Ula kalkinmanuza bir şey demeyirum amma, adaletinizun içine tüçüreyum.”

***


‘Ulvi’ davalar, ne yazık ki ‘dava tüccarları’ tarafından ‘çıkar sofralarının’ değişmez bir mezesi haline getirilmiş bulunuyor.
Belli bir ‘süreci’ yaşamadan da ‘ikiyüzlü’ suratları gizleyen maskeler düşmüyor.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş