Kaman'da Japon Omur Ağa

A+A-
Halim Bahadır

Keyifli bir uykunun eşlik etmediği bir gecenin sabahının erken saatlerinde bir TV kanalında kültür proramına odaklanıyorum. Yaşlı bir Japon arkeoloğu konuk almış programcı. 30 yıldan uzun bir zamandır ülkemizde Japon. Karısı da burada.

Sonra kısaca bilgi veriliyor izleyiciye... Kalehöyük, Kırşehir ili Kaman ilçesinin 3 km. doğusunda Kaman Kırşehir karayolunun hemen kenarında yer alır. 280 m çapında 16 m yüksekliğinde tipik bir Anadolu höyüğü. Kaman Kalehöyük kazılarını, Japonya Ortadoğu Kültür Merkezi Başkanı ve Kaman Kalehöyük Kazı Heyeti Şeref Başkanı Prens Takahito Mikasa 1986 yılında başlatır. Dr. Sachihiro Omura başkanlığındaki kazı halen devam ediyor. Burada yapılan kazılar Kırşehir'in en az 5 bin yıllık tarihine ışık tutmaktadır.

Bir de Japon Bahçesi var. Kalehöyük kazı evinin yanında bahçe. Japon bahçesi, Japonya sınırları dışında bulunan en büyük botanik bahçesidir ve her yıl giderek daha çok ziyaretçi çekmektedir. Ve ilçenin en büyük caddesinin adı: Prens Mikasa Caddesi...

Bu tür kazıların daha onlarca yıl süreceğini anlatan arkeolog ülkemizi çok sevdiğini söylüyor. Burada uzun yıllarını geçirmekten çok memnun...

"Türkler çok başka" diyor, "çok cana yakın, yardımsever insanlar. Sımsıcak... Japonya'da akşam bir eve konuk olamazsınız. Ama burada geliyorum deyip gidersiniz. Ve çok içten, samimi bir şekilde karşılanırsınız. Kazı alanında sıkça arar bizi Türkler, bir ihtiyacımız var mı diye. Sağlığımızı merak ederler. Bizleri kendilerinden biri gibi görür, sever, saygı duyarlar. Bana da Omur Ağa derler zaten..."

Sevdim bu Japonu ve ülkemi diye mırıldandım. Uykusuzluk mu? Geç usta... Geceye kıran mı girdi? Uyursun.

Çıkar şu anın tadını...

BEYEFENDİ

Evladına kıyan anne...

Korkunç çok az kalır bu tavrın yanında diye geçirdi içinden tiksintiyle. Bu da nereden çıktı diye de ekledi sonra, damı döven yağmur damlalarının sesine de kulak verirken, gecenin içinde.

"Bu nasıl olabiliyor" sorusunu bu kez yüksek sesle sordu.

Ve devam etti:

"Evli kadın yatak odasında aşığıyla birlikte. Ve evladı bu olaya tanık oluyor bir şekilde. Yani yakalanıyor kadın. Ve dehşet bir korku! Çocuk bu. Konuşabilir. Babaya anlatabilir durumu. Ve kadın her şeyi göze alarak kendi çocuğunu ya kendisi öldürüyor, ya da aşığına yaptırıyor bu pis işi..."

Düşündükçe insan denen yaratıktan ürktüğünü hissetti Beyefendi. Ve içindeki bir ses kapat artık şu konuyu diye sıkıştırıyordu da bir taraftan. Ama kapatmadı, kapatamadı. Bir kadın, ihanetine tanık olan çocuğunu nasıl olur da kendi elleriyle boğabilir yollu soru kılığında bir çığlığın yükseldiğini duyumsadı içinden.

Ensesinde biriken sıcak su, sırtından aşağıya akıp gitse de, durmadı. İhanet eden kadının içinde bulunduğu dehşet dedi... İnsan psikolojisi hakkında bir şeyler bilen birisi, bunu anlar elbette. İhaneti saklama telaşı... Muhtemelen muazzam bir pişmanlık. Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını anlamış olmak. Belki de işkenceyle öldürülmek. İntihara zorlanmak. Şayet hayatta kalırsa, o hayatın kabustan başka bir şey olamaması olasılığı. Rezillik. Ölene dek yüzünde şaklayacak o utanç kırbacı. Alnına kazınacak ihanet damgası. Vicdan? Ve daha nice bela... Ve bütün bunlara sebep olabilecek tek bir kişi: Çocuk... Cehennemi bir kabus...

Ter bu kez soğurken, tamam dedi Beyefendi sertçe, ama bunların tümü bile birazcık da olsa vicdanı ve aklı başında olan bir kadının çocuğunu öldürmesi için yetmez! Yetemez! Anne yapamaz! Yaparsa da biyolojik annedir, sadece doğurmuştur!

Ve sonra öfkeyle yeter dedi. Bu vahşetin ardındaki saikleri bulma işini üniversitelerin ilgili bölümleri ile davranış bilimleri uzmanlarına bırakarak attı kendini sokağa...

İŞTE O KADAR

Önce kendi gideceğin yolu öğren, sonra öğretmeye kalk.

Buddha

OKUYUNUZ

Varoluş ile vicdanın mücadelesi...  Bir adaya hapsedilmiş 21 kız ve 21 erkek öğrenci... Şiddet dolu, kâbus gibi bir oyun... Onlarca silah, psikolojik bir savaş ve tek bir kazanan… Modern Japon edebiyatının klasikleşmiş eserlerinden sayılan ve günümüz dünyasında hayatta kalmanın anlamına dair çok güçlü bir alegori olan yazar Koushun Takami'nin Ölüm Oyunu adlı eserinde, şiddet kavramı baş döndürücü bir gerilimle işleniyor...

Yazarın Diğer Yazıları