Kanaatmatik...

Yavuz Selim DEMİRAĞ

Balyoz Davası’nın gerekçeli kararı açıklandığında benim için sürpriz olmadı. Günlerdir ha bugün, ha yarın derken, gerekçeli karar önce basına servis edildi. Gerekçesi de komik 1500 sayfalık kararı digital ortamda değil, basılı olarak verecekleri için zaman yokmuş. Peki öyle ise 3-4 gün daha beklense kıyamet mi kopardı? Hukuk kıyameti Silivri’de çoktan koptuğu için psikolojik harekatın gereği yerine getirilerek “Aaa.. Belgelerin hepsi Genelkurmaydaymış... Vay canına Çetin Doğan ameliyat olmasa darbe gerçekleşecekmiş.. Sahte denilen dijital veriler gerçekmiş...” dedirtmek için yani toplumu medya kanalıyla yönlendirmek ve kanaat oluşturmak maksatlı bilinen taktik...

 

***

 


Söz konusu darbe girişimi davasını çözebilmek son derece kolaydı. Sadece evrensel hukuk kurallarını yerine getirerek değil, gazeteci mantığıyla, haberci refleksi ile de çözülebilirdi. Kim? Nerede? Nasıl? Ne zaman? Ne için? Neden? diye devam eden 5N 1K formülünü uygulamak için özel yetkili mahkemeye falan lüzum yok.
Kimilerine göre basit gelebilir ancak başımdan geçen gerçek bir olayı ve suçsuzluğumu kanıtlama yöntemini özetlemek istiyorum.
1980 öncesi mahallemizde ufak tefek kavgaların içinden yıldızımız parlayarak çıktığımız için, gören görmeyen “yapmıştır” diyor... Rahmetli babamın şantiyesine polislerle beraber, fena halde dayak yiyen gencin ailesi de gelmiş. Üstelik çocuğun babası polis. Babamı da tanıyor. Daha önceki olaylar sebebiyle babam bile inanıyor önce. Bir de kılkuyruk kalfamız var Sabri. Bana diş geçiremiyor diye “yapmıştır o..” sözleri ile kanaati perçinleştiriyor. Mahalle karakolunun komiseri Tacettin Topsakal da “iğnenin deliğinden geçer o... Bir bakarsın Demet’te, bir bakarsın Akın Caddesi’nde...” diyerek gaza basıyor. Oysa o gün sabah babam arabasıyla beni hayatımı yönlendirecek sınava götürmüştü. Ağabeyim huylanıyor... “Yok öyle şey, bugün sınavı vardı. Beraber gidip geldik” diye itiraz ediyor. Gerçekten de sınavdan geleli iki üç saat olmuş. Ama ben ortada yokum. Yani potansiyel suçlu... “Seni saat kaçta dövdüler” diye soruyor abim. Çocuk “Okul çıkışında...” verince, bizimkinin tepesi atıyor; “Ulan oğlum o, dediğin saatte sınavdaydı... Babam da ben de yanındaydık.”
Mağdurun polis babası “Yalan söylüyorsunuz... Siz öğretmenleri de okulu da ayarlarsınız... Hani sınav belgesi?” deyince Tacettin Komiser de onaylar.. Babam arabanın torpido gözündeki sınav belgemi getirmesi için ağabeyime talimat verir. Komiser Topsakal, ağır ceza reisi edasıyla alır belgeyi evirir çevirir. Sınava giriş saati, bitiş saati yazmakta üstelik girdiğime dair onay mührü vardır. Kocaman kafasını sallayıp “Ulan oğlum, seni dövenin Yavuz olduğundan emin misin. Herif sınavdaymış” diye azarlar... Komiser Tacettin, çocuğu şantiyenin arkasına çeker ve işin aslını öğrenir. Meğerse çocuğu, bizim mahallenin kızlarından birinin babası tartaklamış. Kızı taciz etmiş, kız da çığlığı basınca babası suçüstü yakalamış ve güzelce dövmüş. Ama çocuğun yediği dayağın sebebini anlatacak yüzü yok. İşi siyasi kavgaya döküp karizmayı çizdirmekten kurtaracak...

 

***

 


Şimdi gelelim “Ne alaka?” sorusuna. Gerekçeli kararda “emir ile bile olsa iştirak ettikleri saptanmıştı” denilen personelin çoğu dışarıda. Çetin Doğan komutasındaki plana katılanların sayısı 350, yargılanan ise oradakilerin 49’u... Ceza alan 325... O sırada yurtdışında olan var... Ali Türkşen gibi suyun altında TRT kameraları önünde tatbikat yapanlar var. Güllü Sarıkaya gibi Harp Akademisi’nde daktilo memuru zavallı bir kadın var... Havelsan Genel Müdürü Ömer Faruk Yarman gibi sivil, bu işlerle hiç alakası olmayan biri var. Odatv davasında savcılık sorgusundan sonra sevk edilen mahkemede hakim; “Tamam savunmanızı anlıyorum. Ama ben bu bilgisayar ve digital işlerden anlamam. Uzman değilim. Bunu bilirkişilere havale edeceğiz. Onların vereceği rapora göre hareket etmek zorundayız. Savcının iddianamesine göre yasa gereği tutukluyorum. İtirazınızı, bilirkişi raporlarıyla yapın tahliyenize karar verelim” demişti. Aylar sonra TÜBİTAK raporunu yazanlara kızıp şunu doğru dürüst yazıp gönderin diye çileden çıkmıştı. Ama pırasa doğra gibi ağır cezalar kesen heyet “Kesin kanaate varıldığı için bilirkişi heyetine ihtiyaç yoktur” hükmüne varıyor. İnsanın aklına ister istemez Adalet Bakanı’nın tutuklu milletvekillerine hediye olarak gönderdiği “adımmatik” geliyor. Öyle ya “Kanaatmatik” diye bir cihaz gelişmiş olabilir. Ya da “Kanaatmetre” diye bir ölçüm cihazı keşfedilmiş.
Gerekçeli kararda “Dava konusu tüm deliller Genelkurmay’da mevcuttur” diyen heyete cevap gecikmedi. Genelkurmay “yok!” diyor. Bu pilav daha çok su kaldırır. Uzun yıllar yüksek yargıda görev yapan Emine Ülker Tarhan: “Bu dava çökmüştür. Bu dava nasıl sahte delillerle açılmışsa, kararı da sahtedir. Sanık vekilleri uzun uzun gerekçelerle uğraşmadan, hiç beklemeden temyiz etmelidir” diye olup biteni özetledi. (Devam edeceğim...)

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş