Kandil’deki kediler nasıl yola getirilir?

İsrafil K.KUMBASAR

Türkiye’nin ayağına habis bir ur gibi yapışıp kalan bazı meseleler için ‘devlet ile kavgalı’ olan grupların ‘hap’ gibi bir takım analizleri vardır.
En belirgin tahlillerden biri, “Çözümsüzlüğün çözüm olarak görüldüğü” ucubesidir.
Denilen o ki, aslında devlet birtakım meseleleri ‘çözmek’ yerine, ‘çözümden uzak’ durarak ‘bir taşla birkaç kuş vurma’ sevdasındadır.
Yıllardır süregelen bu “taraflı bakış” açısı önce Kıbrıs meselesinde çöktü. Son örneğini de memleketi kasıp kavuran ‘terör’ hadisesinde yaşıyoruz.
Akıl almaz iddialar ortaya atıldı bu konuda.
‘Askerin’ ve ‘polisin’ sırf biraz daha fazla para almak için terörü bitirmediği, aslında terör örgütünün ‘derin devlet’ tarafından yönetildiği, ‘terörün azması’ için Doğu ve Güneydoğu ‘da halka zulüm yapıldığı, ‘köylerin’ bilinçli bir şekilde boşaltıldığı vs. vs..
Sene 2013 ve ipe sapa gelmez iddialardan nemalanmayı, kendini ‘farklı bir yerde’ konumlandırmayı ustaca yürüten AKP, 10 yılı aşkın bir süredir iktidarda.
Üstelik bu ‘iktidar’ olma hali geçmiş yıllardaki hükümetlere de pek benzemiyor.
Karşımızda ne ‘yamalı bohça’ misali bir koalisyon var, ne de -onların tabiriyle- orduya, yargıya, ‘söz geçiremeyen’ aciz bir hükümet.
Kendi tabirleri ile ‘devlet’ oldular artık.

 

***

 

Haliyle millet, kendini “devlet olma” vehmine kaptırmış yeni oluşumdan, geçmiştekinden farklı şeyler bekliyor:
- “Güç, irade, yaptırım ne isterseniz sahipsiniz, buyurun çözün sorunları.”
İlk adımı hatırlıyorsunuz; “açılım” adını verdikleri kepazelik; ‘açılması’ ile ‘kapanması’ bir oldu.
Peşinden ‘dini duyguları’ fon olarak kullanan birtakım girişimler denendi.
O da tutmadı; üstelik ‘daha vahim’ sonuçlara kapı araladı.
‘Camiler’ ayrıldı, ‘sakalları’ göbeğinde birtakım zırtolar, terör gösterilerinde boy göstermeye başladı.
Geçmişin asilerini ‘bölücü’ değil de ‘din alimi’ diye lanse etmeye kalkışanlar, ‘alternatif cuma’ eylemleri karşısında, ‘oyunun ters teptiğini’ gördü.
Daha da kötüsü, tam da bazı şakileri “nur yüzlü hocalar” diye yutturacaklardı ki, bir de ne görsünler, ‘o tarife uyan’ çok sayıda kişi, eylemlerde en ön safta.
Üstelik altını biraz kazıyınca, ‘dini kisve’ altında ‘Türk’e vuranların iplerinin Batı ‘da olduğu bir kez daha ortaya çıktı.
Azıcık çekiştirince suratlardaki ‘İngiliz kumaşından’ maskeler sökülmeye, ‘Alman kunduraları’ ayakları sıkmaya, ‘Amerikan malı’ silahların namluları samanlığa sığmamaya başladı.
Terör belasının ‘dış desteğini’ kabullenmek zorunda kaldı kendine ‘devlet süsü’ veren güruh.

 

***

 

Ayaklarına kadar gittikleri ve ‘ikili görüşmeler’ ile, ‘gizli celseler’ ile kafa kola almaya çalıştıkları peşmerge sürüsü, ‘tarafını’ çoktan
belirlemişti.
Hazretlerin dil dökmesi, ‘yalan yere’ aba altından sopa göstermesi de nafileydi.
Peşmerge, bir yandan “Bir Kürt kedisini bile teslim etmeyiz” diye diretiyor, diğer taraftan “Silahları bırakın” çağrısında bulunuyordu.
Çağrı hemen yankı buldu Ankara’da.
Hükümetin başı, MİT Müsteşarını apar topar Oslo’ya göndererek, bölücü örgüt ile perde arkasında ‘çok gizli ‘ bir müzakere başlattı.
Önce “İspat edemeyen şerefsizdir” diye küplere bindi, iş açığa çıkınca bu kez “Devlet herkesle görüşür” diye çark etmek zorunda kaldı.
Terör durmak yerine daha da azdı.
Teslim bayrağını çeken hükümetin başı, bu kez terör uzantılarını İmralı’ya elçi göndererek, ‘alenen’ ve ‘doğrudan’ müzakere masasına oturdu.
Hükümetin başı, artık açık açık “Silahı bırakıp Meclis’e gelsinler” çağrısı yapıyor.
Zannediyor ki, Meclis’e geldiklerinde ‘herşey’ bitecek, kan akmayacak, vatan evlatları toprağa düşmeyecek.
Sanıyor ki, Meclis’te yoklar.
Farzumuhal bebek katili önce ‘evci’ çıkarılmış, sonra ‘tahliye’ edilmiş ve gelip vekil olarak Meclis’e kurulmuş.
Ortalık bir anda ‘sütliman’ mı olacak?

 

***

 

Bir devletin takip edeceği yol bellidir.
Terörü önlemenin yolu, “Kerkük ‘e karışırsanız, biz de Diyarbakır’a karışırız” diye racon kesen çapulcu ağaları ile ‘ittifak’ kurmak değildir.
Hele hele, nihai hedefleri ‘ülkeyi bölüp parçalamak’ olan terörist alçaklar ile ‘pazarlık masasına’ oturmak hiç değildir.
Adam gibi cebinizdeki ‘tezkereye’ işlerlik kazandırıp, bir şafak vakti ansızın Kandil’deki yuvalarını ‘nankör kedilerin’ tepesine yıkabiliyor musunuz?
Gerisi boş laf ve zaman kaybıdır.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş