Kandilli'nin Cesur Kızı

Yavuz Selim DEMİRAĞ

Geçtiğimiz hafta Arslan Bulut ile sohbet esnasında “Toprağı bol olsun” temennisinin sanıldığı gibi Hıristiyanlara değil, Türklere ait olduğunu tespit etmiştik. Türklerde toprak kavramının kutsiyeti üzerine uzun uzun yazmaktansa “Toprağı bol olsun” temennisinin merhum Prof. Dr. Türkan Saylan’a yakıştığını söylemeliyim.
Bazı konularda fikir ayrılıklarımıza rağmen asgari müştereklerde buluştuğumuz, Türkiye ile ilgili aynı endişeleri taşıdığımız Saylan’ın hizmetleri unutulsa da son günlerinde reva görülen çirkin tavır asla unutulmayacak. Anneciğimden bir kaç yaş küçük olan Türkan Saylan ile çok eskilere dayanan ortak yanlarımızın olduğunu geç öğrendim. Bizim kardeş okulumuz Kandilli Kız Lisesi mezunu Saylan ile doğrusu hiç bir araya gelemedik. Osmanlı Devleti döneminde kurulup, genç Türkiye Cumhuriyeti’ne okumuş bilinçli Türk kadınları yetiştiren Kandilli Kız Lisesi ile, ömrüm boyunca, mensubu olmaktan gurur duyduğum ve “Kulelili olmak ayrıcalıktır” sözleri ile birleştirdiğim Kuleli Askeri Lisesi arasında müthiş bir gönül bağı vardır. “Yüreğimizin memleket kadar büyük” olduğu gençlik yıllalımızdaki Kuleli delikanlıları ile Kandillili kızlar arasındaki sevda köprüsünde müthiş şehir efsaneleri vardır. Şimdi Araplara satılmış olan Boğaz’daki “Sevda Tepesi” adının Kandilli ve Kulelili iki gencin dramatik aşk öyküsünden geldiği de rivayet edilir. Bizim lise yıllarımızda da benzeri hikâyelerden bahsedilirdi. İstanbul’un çeşitli semtlerinden ve Anadolumuzun en ücra köşelerinden seçilen zeki Türk kızlarının öğrenim gördüğü Kandilli Kız Lisesi’nde çıkan yangın yüreğimi kavurmuştu. Ancak bu yürek yangını başında kavak yelleri esen genç âşık hisleri değil, memleket sevdasından yanaydı.
Çanakkale Harbi sırasında Kuleli’nin genç öğrencilerinin gönüllü savaşa katıldığını öğrenen Kandillili kızlar da cephede gönüllü hemşire olabilmek için okul idaresi ve ailelerini dinlemeyerek ölüme koşmuşlardı. Her iki okulun tarihçeleri ile ilgili hamasi cümleler yerine her iki okuldan mezun olup Türkiye’ye hizmet eden Atatürk’ün çocuklarından bahsetmek istiyorum. “Askeri Tıbbiyeden her şey yetişir arada bir de doktor” sözünün doğruluğu gibi Kuleli’den de sadece subay namzedi öğrenciler yetişmez. Genelkurmay Başkanlığına yükselen kurmay subaylar yanında Türkiye’nin en başarılı sporcuları, doktorları, mühendisleri, ekonomistleri, bankacıları, sosyologları, psikologları da mezun olur. Kandilli’de olduğu gibi. Lise yıllarında Üsküdar iskelesinde buluştuğumuz, Kandilli’de yoğurt yiyip, küçük çay partilerinde utangaçça dans ederken masum bakışlarla ayaklarımızı havadan kesen kızlarla yıllar sonra tesadüfen karşılaştığımızda heyecanlarımız da endişelerimiz de dünkü gibidir. Türkan hocanın ölüm haberini aldığımda öylece dalıp gittim.
“Kasabı görmeden ahkâm kesilmez”  İstanbul kızı Türkan’ın Anadolu’daki manzarayı Kandilli’deki arkadaşlarından öğrenip, genç bir doktor olarak köy yollarına düştüğünü kaç kişi bilir ki. Çok az kadının, hatta insanın başından geçebilen hayatını, kız çocuklarının okutulmasına adayan Türkan Saylan’ı hâlâ anlayamayanları Allah’a havale ediyorum.
Türkiye’de bir dönemin “cüzzamını” tarihe gömen başarılı doktorun, kansere karşı verdiği mücadele de tarihe geçmiş oldu. Doğumlarında kemik vereminden bir yıl sırt üstü yatmayı göze alan anne yüreği, kanser gibi amansız hastalıkla 27 yıl savaş vermiş bir asker gibiydi. Bu ruhun önünde saygı duyulmaz mı?
Türkan Saylan uyutulurken Ankara’da Cumhuriyet mitingi vardı. Fişlenme tehdidine rağmen Tandoğan’ı dolduran yüz binden fazla insanın memleket sevdasını göremese de ölüm döşeğinde hissetti diye düşünüyorum. Taylan’a Allah’tan rahmet, bütün Türkiye’ye başsağlığı diliyorum.

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş