Kantarın topu

Altemur KILIÇ

Tutukluluk süresiyle ilgili kanuni düzenlemeyle birlikte ve buna dayalı olarak Yargıtay 9. Dairesi’nin, eğer acilen düzetilmezse, tehlikeli, hatta korkunç bir “içtihat” teşkil edecek kararıyla, yüzlerce kişinin katilleri, Hizbullahçılar, PKK’lılar, Mafya babaları, acilen tahliye edildiler. Mahkemelerde yıllarca süren, Yargıtay’da yıllarca karar bekleyen davalar, hiç bu kadar süratle sonuçlandırılmamıştı ve tahliyeler anında yapılmamıştı. Ancak, “tutuklu Ergenekon” sanıklarının “tutukluluk süresi” 10 yıl olacak! Kim öle, kim kala!
Gerçi, bu “salıverilenlerin” yargılanmaları “tutuksuz” olarak devam edecek, ama mahkemelerin ağır işlemelerine bakılınca, sonunda “zaman aşımından” dolayı, şimdi “adaletten kurtuldukları” gibi yargılanmaktan da kurtulacaklar!
Neresinden tutalım... Önce bu karar o sanıklara, mesela Hizbullahçılara cesaret verecek diğerlerini de artık suç işlemekten caydırmayacak!

Temeldeki hata 
Fakat temeldeki asıl yanlışlık, adalet sistemimizin iflas etmiş olması. Uygar ülkelerde iki-üç celsede sona erdirilen davalar, bizde yıllarca sürüyor...
Geçenlerde YARSAV Başkanı, Yargıtay depolarındaki binlerce, lime lime olmuş dosyayı televizyonda teşhir etti. Bu, bugünkü “adaletin” resmiydi... Bu dosyaları, en güçlü bilgisayara yükleseniz, bilgisayar çatlar. Yargıçlar ne yapsın! Rahat uyuyabiliyorlar mı?
Son karara göre “tutukluların” 10 yıl yatacakları, binlerce dosyalı Ergenekon davaları ne kadar sürecek? “Balyoz Davasının” on yıl sürebileceği söyleniyor. Ama sürelerinin, tam ne kadar olacağını, savcılar, yargıçlar da bilemiyor.
“Adaletin” temel unsurlarından biri “masumiyet” karinesidir... Sanığın -tutuklunun- suçu, hiçbir şüpheye mahal kalmamacasına ispat edilene kadar masum telakki edilir! Yani “masum” oldukları, farz edilmeleri gereken kişiler, mesela Ergenekon sanıkları... Mehmet Haberal, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan ve diğer meslektaşlarımız. Veli Küçük, Dursun Çiçek, diğer askerler, Yargıtay’ın hükmüne göre, 10 yıla kadar “tutuklu” kalacaklar. “Adaletin değirmeni yavaş işler” derler ama aslında, “geciken adalet” adalet olamaz. Ne acıdır ki bizim ülkemizde, çok yavaş işleyen “adalet” değirmeninin öğüttüklerinin, gerçek adalet olacağı da en azından, şüpheli.

Şuhudi mazi
“Ankara’da hâkimler var” derdik, şimdilerde ise bu da mazide kaldı; “vardı” diyeceğiz! AKP İktidarı döneminde yargıya gölge düştü ve yargı hatta Yargıtay bölündü!
AKP iktidarı yeni “Adliye Sarayları” yaptırmakla övünüyor. Mahkeme duvarlarında “Adalet Mülkün Temelidir” yazılıdır... Temel eğer böyleyse “mülkümüzün” nasıl olacağı belli!
Dünyada ve bizde Adalet Bakanlığının, Adliye binalarının önünde “Adaleti” simgeleyen bir kadın heykeli vardır. Kadının gözleri bağlı, bir elinde kılıç, diğerinde kefeleri dengeli bir terazi!
“Kılıç”, yargının caydırıcı gücünü, “terazi” Adaletin eşit davranışını, gözdeki “bağ” da adaletin tarafsızlığını temsil eder... Şimdi, hele, Yargıtay 9. Dairesi’nin kararından sonra, ellerinizi vicdanınıza koyun, sağduyunuzla sorun, bu “Adalet Heykelleri” gerçek “adaleti”, temsil ediyor mu? “Adaletin” elindeki “kantarın topu” kaçmadı mı? Adalete güven kaldı mı? “Kılıç” iki taraflı kesmiyor mu? Gözlerin bağlı olması, aslında “kör olması” demek değil mi?
Bu durumda adalet, herhalde Allaha kaldı, ama O’nun adaleti, öteki dünyada, hem sanıklar, hem savcılar, hem de yargıçlar için tecelli edecek? Bu dünyada geç!
Kısacası zaten yaralı, bereli olan “Adalet” son kararla ölümcül bir yara almıştır. Acilen tedavisi gerekiyor! Ancak, sadece bu son kararın tashihi ile değil, adalet sisteminin tümüyle ıslahıyla, yargılamaların kısa sürmesini sağlamakla. Her halde savcıların, yargıçların fişlenmesiyle değil, “cüppeleri ve cüzdanları” arasında sıkışmamış, iktidarlar tarafından sıkıştırılmayan, gerçekten tam bağımsız savcı ve yargıçlarla!

Görev kimde?
Bu görev kime düşüyor? Tabii önce Cumhurbaşkanına ve hemen sonra Başbakan ve Hükümete! Ama bakın, Başbakan, son tahliye kararları hakkında ne diyor:  “Yargının tasarrufudur. ‘Gerekirse gereği yapılır. Ancak şu anda öyle bir şey yok”.
Eğer bu sözler, davalarda yargıçların, aylar yıllar sonra “gereği düşünüldü” demeleri anlamındaysa, vay halimize! “Gereği” şimdi değilse, ne zaman? Amerikan siyahî lider, Martin Luther King’in sözlerini hatırladım; “Eğer adalet bir yerde bir konuda yitirilmişse, her yerde, herkes için de kaybedilmiş demektir!” Gerçek adalet, herkese lazım!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş