Kaostan kaosa...

A+A-
Altemur KILIÇ

12. dalga Mehmet Haberal’ı, rektörleri  “yuttu” , Türkan Saylan’ı hasta yatağından kaldırdı. O’nu da, az kaldı Silivri’nin eşiğine getirdi! Her musibetten bir hayır çıkar. Saylan Hoca’ya yapılan bu muamele,  “Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğinin”  varlığını hatırlattı, gençlere burs teberruları arttı!


Uyananlar-uykuda gezenler 
Bu “son dalganın” bir faydası da, Ergenekon konusunda, şimdiye kadar uyanmayanları uyandırması!
Artık sokaktaki adam,  “Bu kadarı da olmaz” demeye başladı!
Ya yükseklerde, yüksek mevkilerde bulunan kişiler?  TBMM Başkanı Köksal Toptan, tutuklamaların yöntemini eleştirdi. Kültür Bakanı Günay, “dalgaları” 12 Mart tutuklamalarına benzetti.
Bıraktım bu  “kapsamda” , başından beri yapıla gelen hukuk ihlallerini,   artık çığrından çıkan bu dalgaları durduracak Allah’tan başka bir merci,  bir üst makam yok mudur? Bu davanın  “fahri”  savcısı Başbakan’dan bir hareket beklemek abes, hatta bu dalgalar iktidarına da zarar verdiği halde... Amma baş görevi, milli birliği sağlamak, kamu düzenini korumak olan Cumhurbaşkanı ne düşünür? Görmüyor mu ki, “yargı süreci”  beklenirken, “bu dava”  ülkenin birliğine mevhum  “çetenin” verebileceği zararlardan fazla zarar veriyor ve şu badireli bağlamda asıl, düşmanların işine yarıyor!
 Ülkenin kaderi kimin, kimlerin elinde! Herhalde “seçilmişlerin”  elinde değil!
Demokrasinin, erkler arasındaki  “olmazsa olmaz” dengeler ve kontroller sistemi işliyor mu? Erklerden biri sorumluluklarını aşınca,  ona kim  “dur”  diyecek!


Pusula şaşınca
Ergenekon davasının medyadaki gönüllü savcıları bile 12. dalgadan sonra “pusulayı şaşırdılar”  demeye başladılar. Ne zaman bir  “pusula”  vardı ki?
Kalp spazmı geçirince hastahaneye kaldırılan Mehmet Haberal’ı suçlamak için bir  “Ecevit efsanesi”  uyduruldu. Güya Dr. Haberal, Ecevit’i iktidardan düşürmek için, komplo yapmış! Bütün hayatı hastaları tedavi etmekle geçmiş ve Hipokrat andını özümsemiş Profesör  Haberal’ın, böylesine etik olmaktan da öte, canice bir komploya karışmasına inanmak için, o bazıları gibi olmak gerekir! Bu olayın perde arkasını, ben de bilirim ve sezerim... O günlerde, sevgili  sınıf arkadaşım Bülent, hakikaten çok hastaydı, yürüyemiyordu. Başbakanlık yapacak durumda değildi. Ama söylemeye mecburum, o da sınıf arkadaşım olan Rahşan Ecevit hep aşırı evhamlı ve şüphecidir,  böyle komplolara kolay inanır! Onun için de Ecevit’i, alelacele Başkent Üniversitesi Hastanesinden çıkarmıştı!
Fakat  “Ergenekon kapsamının”  bam teline Kürşat Bumin basmış. Biz evrensel adalet hukuk kaidesini  “İnsanlar hiç bir şüpheye mahal kalmadan aksi ispat edilene kadar masumdurlar” diye bilirdik.  Oysa, Yeni Şafak yazarı Bumin der ki  “Aksi ispat edilmedikçe hiç kimse masum değildir.” Kelime oyunu mu? Hayır! Bumin  “hoca efendi”,  evrensel kaidenin Türkiye için geçerli olamayacağına inanıyor... Herkes, tabii onlara göre herkes  “mutat şüpheliler” , hemen tutuklanacak suçlanacak!


Gayya kuyusu
Ben başından beri, bu soruşturmanın TC’ye, devrimlere karşı bir  “karşı devrim” , bir intikam alma operasyonu olduğuna inanmışımdır! Yaratılan “kaostan” bir Anka kuşu, bir nevi İkinci Cumhuriyet çıkarmak hareketi!
Başaracaklar mı? Sanmıyorum; benim ömrüm vefa etmeyecek ama, göreceksiniz, bu  “dipsiz gayya kuyusunu”  kazanlar, içine kendileri düşecek! Ve inşallah  “bu kaosun”  küllerinden Atatürk, gene dipdiri çıkacak.. Başka yolu yok!

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları