Kapitalizmi kriz nereye götürüyor?

A+A-
Özcan YENİÇERİ

Kapitalizmin “en son aşaması” olarak gösterilen küreselleşme büyük bir küresel kriz ile karşı karşıyadır. Küreselleşme ve işlevleri konusunda genel kabul görmüş bir anlayış olmadığı gibi kapitalizmin içine düştüğü kriz konusunda da ortak bir anlayış şimdilik gözükmemektedir. Ancak meydana gelen krizin çok derin olduğu hususunda hemen hemen herkes hemfikirdir.
Birçok konuda olduğu gibi küreselleşme konusunda da çok farklı yaklaşımlar sergilenmişti. Kimine göre küreselleşme “refaha giden yol”, kimine göre de yerli ve milli kültürlerin tahribinden, artan yoksulluğa ve perişanlığa kadar sayısız problemin kaynağıydı. Rosenberg yaşanan dönemi “küreselleşme çalışmaları çağı” adını vermişti. Aslında küreselleşmenin “efradına cami, ağyarına mani” bir tanımının olmaması ona yüklenen anlamı da bulanıklaştırmıştır. Son zamanlarda taraftarları olumlu olan ne varsa, karşıtlar ise olumsuz giden ne varsa hepsini küreselleşme ile izah eder oldular. Stiglitz bu nedenle haklı olarak küreselleşmenin farklı bölgelerde, farklı anlamlar ifade ettiğini söyler.

Kuşkusuz küresel süreci, her anlamda tarihin dayattığı amansız bir kanun gibi görmek mümkün değildir. Daha doğrusu küreselleşmenin önceden belirlenebilecek bir kaderi yoktur. Her sosyal olgu gibi küreselleşmenin kaderi de büyük ölçüde insanların ona karşı takınacağı “küresel” tutum ile yakından ilgilidir.

Sovyet komünizminin çökmesinden sonra tek başına kalan Amerika’nın liberal kapitalist uygulaması zorunlu fena olarak büyük ölçüde dünya ülkeleri tarafından benimsenmek zorunda kalınmıştı. Yirmi yıldır serbest piyasa ve küreselleşme söylemleri altında Amerikan dayatması tek çıkar yol, tarihin vardığı son aşama, demokrasinin zirvesi olarak pazarlandı. Durum o kadar vahim bir hal aldı ki, George Soros bile Amerika’nın “sahip olduğu hâkim konumu kötüye kullandığı” kaygısına kapıldı. Hemen başında söyleyelim yalnızca kurumsal düzeyde kalan insan hakları, demokrasi, özgürlük, serbestilik ve insan hakları gibi evrenselleşmiş değerlere aklı başında insanların itirazı olamaz. İtirazlar bu değerleri Amerikan gücünün aracı olarak kullanılma biçiminedir.

Bir çeşit şirketler imparatorluğu olan Amerikan sistemi, şirketlerin mali krize düşmesiyle birlikte bütün dünyada yeniden sorgulanmaya başlanmıştır. Sovyetlerin çöküşünü “Tarihin sonu”, “İnsanın sonu” ya da “ideolojilerin sonu” olarak niteleyenlerin ABD’deki kapitalizmin bunalımı ya da çöküşü için de söyleyecekleri olmalıdır. Amerika’daki piyasaların çöküşünün tam da Rusya’nın Sovyet mirasına uygun bir biçimde davranmaya başladığı şu sıralarda meydana gelmesi de finansal kriz olgusunu ciddi bir biçimde ele almayı hak ediyor.

Fukuyama’ya göre; “Batı’nın ya da Batı düşüncesinin zaferi, her şeyden önce Batı liberalizmine alternatif olduğu varsayılan sistemlerin büsbütün tükenmesi olayında kendisini göstermektedir. Bu olup bitenler sadece herhangi bir ideolojinin başka bir ideoloji karşısındaki zaferini değil, Batı’nın, Batı ideasının bütün diğer  “dünyalar” karşısındaki ezici galibiyetini işaret etmektedir. Bu sebepten dolayı olup biten hadiseler, soğuk savaş döneminde veya savaş-sonrası dönemin herhangi bir evresine değil, tarihin, evet bizzat tarihin kendisine nokta koymaktadır. İnsanoğlunun ideolojik evrimi artık en son noktasına ulaşmış ve Batılı liberal demokrasi, nihai yönetim ve yaşama biçimi olarak evrenselleşmiştir.

Kahn, eserinde enflasyonun yüzde 5’lere indiği, tasarruf ve yatırımların arttığı bir sanayileşmiş ülkeler dünyası tahmin ediyordu.

Daniel Bell de yazmış olduğu eserlerinde önce “ideolojinin sonu”nun, daha sonra da sanayi toplumunun sonunun geldiğini iddia etmiştir. Ona göre, ülkelerin kalıcı güçlerini de artık mevcut sanayi üretimleri değil, bilimsel kapasite ve potansiyelleri belirleyecekti. Demek ki toplumun en önemli kaynağı insan oluyordu. Bell’e göre sanayi-sonrası toplumun çarpıcı ekonomik özelliği, üretimin üründen hizmete kaymasıydı. Güç ve enerji, belirleyici konumunu bilgi ve bilime terk ediyordu. Bireye atfedilen önem de komünitelere yani ufak topluluklara verilen ağırlığa kayıyordu. Hizmet ekonomisinin payını artırması kadınların da önünü açmaktaydı.

Amerika’da başlayan ve dalga dalga dünyaya yayılan finans krizine çok çeşitli anlam yükleyenler oldu. Bu durumdan yararlanarak Marx’ı haklı çıkarma gayreti içine girenlerin sayısı giderek artmaktadır. Dr. Savran,  “Tüm dünyada üretim araçları toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden planlanacak. Küreselleşme döneminin sonuna geldik” derken. Dr. Öncü de;  “Kriz, Marx’ın haklılığını kanıtlar. ABD’de geçen hafta özel güvenlik birimlerine olası isyanlarda müdahale hakkı tanıyan bir yasa çıktı. Tüm bunları Marx analizlerinde yazmıştır” şeklinde konuşmaktadır. Kimileri de krizden çıkmak için hazırlanan paketleri yoksulluk, eğitim ve açlık sorunuyla ilişkilendirmek yolunu tuttu. Başpiskopos Rowan Williams, mali piyasanın sıkı disipline edilmesi çağrısı yaparken, “Marx var olmayan şeylere gerçeklik, güç ve aracılık atfedilmesiyle vahşi kapitalizmin bir tür mitolojiye dönüştüğünü gözlemlemişti. Başka şeylerde değilse bile bunda haklıydı. Bu putperestliktir” dedi. Başpiskopos John Sentamu ise  “Serbest piyasa kuralları Alis Harikalar Diyarı’ndan alınmış gibi” bir değerlendirmede bulundu. İlginç de bir benzetme yaparak “Mali krizin ironilerinden biri yoksullukla mücadelenin başarılabilir olduğunu göstermesi. 6 milyon çocuğun hayatının kurtarılması için sadece beş milyar dolar gerekiyor” dedi. BM kürsüsünde Brezilya lideri Lula da Silva’nın “ekonominin etiğe ihtiyacı olduğu”  uyarısında bulundu. Honduras lideri Manuel Zelaya, Bush’un 700 milyar dolarlık paketinin üçte biriyle bile Afrika, Asya ve Latin Amerika’da yoksulluğun sona erdirilebileceğine dikkat çekti. Şili lideri Michelle Bachelet, “O paketle açlık sorununu çözebilirdik” dedi. Yaşanan mali krizden ahlaksız spekülasyonları sorumlu tutanlar sayısı da oldukça fazlaydı.

Papa 16. Benedikt ise  “Küresel ekonomik kriz ilahi bir uyarıdır” demiş. Eğer Papa’nın sözleri gerçeği yansıtıyorsa ilahi uyarının en büyüğünün Vatikan’a yapılmış olması muhtemeldir. Çünkü Vatikan Avrupa’da küresel kapitalizmin düşmanını yok etmek için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Ayrıcı Vatikan dini bir kurumdan daha çok finansal/küresel imparatorluk hüviyetine bürünmüştür.
Dünya, SSCB’nin de çökmesinden bu yana her şeyin ölçüsünün para ve güç olduğuna inanan bir süreci yaşamaya devam ediyor. Kürenin her yanındaki ülkeler paranın krallığına dayanan siyasal sisteme dahil olmak üzere her şeylerini vermeye hazır olduklarını gösterdiler. Paranın emekle ve üretimle bağlantısının koparılması süreci de böyle başladı.

Bu ilgi sonuçta piyasanın tüm insani kuralları çiğnemesine ve önüne çıkan engelleri de bir silindir gibi aşarak küreselleşmesine neden olmuştur. Böylece “hem para hem de sermaye, devletli toplumların yerine mutlak anlamda toplum olmayanı” geçirmiştir.

“Ulus-devletlerin yerine de ne toprağı, ne sınırları, ne mesafeleri ne de yurttaşları olan “sanal” bir devleti ikame ederek hem devletlerden hem de toplumlardan kurtulmuştur: Bu süreç kapitalizmi tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar politik iktidarların denetiminden kurtardı. “Kapitalizm, ulus devletleri egemenliği altına almayı ulus üstü ve hemen hemen her yerde mevcut, kendi kurumlarına, aygıtlarına ve etki ağlarına (herkesin bildiği gibi bu kurumlar, OMC (eski GATT), IMF, Dünya Bankası ve OECD’dir) sahip bir devlet kurarak başardı”.

Kapitalizmin ruhsuz/insansız uygulamalarının küreye hakim olması mümkün olmuştur ama insanı ve insanlığı kendisine uygun bir aparat haline getiremediği de son yaşanan kriz ortaya çıkmıştır. Zira kapitalizm insanın varlığını ve emeğini tam bir mal ve eşya yığınına indirgemiştir. Uygulanan ekonomik model özel yaşam ile kamu yaşamı arasındaki mesafeyi yok etmiş, insanı da rasyonelleştirilmiş bir sisteme indirgemiştir. İnsani özünün uğradığı deformasyon, insani ilişkilerinin yoksullaşması, insanlar arasındaki dayanışmanın kaybolması, tüm insani değerleri kendisinden bağımsız bir üretim sürecinin tahakkümü altına sokulması; eğer zaferse bu kapitalizmin Pirus zaferidir (!).

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları