Karakter eğitimi...

A+A-
Ahmet SEVGİ

“Kişinin ahlâkî üstünlük ve mükemmelliğini belirleyen özellik” demek olan karakter, zannedildiği gibi vehbî (Allah vergisi) değil, kesbîdir. Yani sonradan kazanılır. Teşbihte hata olmazsa çocuğu bir ham maddeye benzetebiliriz. Bu ham maddeyi işlemek ve ona belli bir şekil vermek aile, çevre ve okulun görevidir. Diğer bir ifade ile kişiliğin oluşmasında bu üç unsur belirleyici bir rol oynamaktadır.
Bir çocuk; aile, çevre ve okulda görüp öğrendikleri neticesinde ya dürüst, çalışkan, yardım sever ya da ikiyüzlü, tembel, nemelazımcı bir tip olarak cemiyetteki yerini alır. Toplum dürüst ve çalışkan bireylerin omuzlarında yükseleceğine göre üstün kişiliğe sahip nesiller yetiştirmekten başka çıkar yol olmadığı açıktır. Gayet tabii, bu konuda en büyük sorumluluk ailelere düşmektedir. Alfred Adler’in dediği gibi  “İlk çocukluk günlerinde edinilmiş olan izlenimler, bir çocuğun hangi yönde gelişeceğini olduğu kadar, gelecekteki hayat mücadelesinde nasıl bir tavır takınacağını da belirlemektedir.”  Bu sebeple çocuk, özellikle okul öncesi yıllarda etrafında iyilik, dürüstlük, fedakârlık, yardımseverlik, şefkat, merhamet... gibi birtakım örnek davranışlar görmelidir. Böyle bir ortamda yetişen çocuk ileride muhakkak iyiliği sevecek ve kötülükten uzak duracaktır. Hemen şunu da belirtelim ki aile fertleri olarak çocuklarınızı ne kadar iyi eğitirseniz eğitin, onun gözü daima çevrede olacaktır. Televizyonda gördükleri veya sokakta arkadaşlarından duydukları ona daha cazip gelecektir. Dolaysıyla, aileler sosyal çevreyi de ihmâl etmemelidirler. Bunun kolay bir şey olmadığını biliyorum. Fakat yine de çocuğun kimlerle düşüp kalktığı, oynadığı bilgisayar oyunları ve izlediği filmler kontrol edilmelidir. Bunlar yapılırken de çok baskıcı olmak yahut çok hoşgörülü davranmak gibi ifrat ve tefritlerden kaçınılarak orta bir yol takip edilmesi her halde daha faydalı olacaktır. Kişiliğin oluşmasında okul hayatının da önemli bir yeri vardır. Bu aşamada en büyük yük öğretmenlerin omuzlarındadır. Çocuk tabiatı gereği anne-babasından ziyade öğretmenin söylediklerine itibar eder. Aynı şeyleri siz söyleyin pek kâle almaz, lakin onu öğretmenden duymuşsa hemen inanır ve gereğini yapmaya çalışır. Bu yüzden öğretmen, okuttuğu öğrencinin  “öğretim” i (talim) yanında  “eğitim” i (terbiye) ile de ilgilenmelidir. Bu konuda Nurettin Topçu’nun öğrencilerine hitaben söylediği şu sözler çok anlamlıdır:
 “Bizim işimiz, sizin yalnız zekâlarınızı işlemeden ibaret değildir. Biz, sizin birtakım dersleri öğrenen zekâ makineleri olduğunuzu hiç düşünmedik. Şahsiyet ve halleriniz bizim hünerimizin gerçek eseridir. Bize, ” siz ne iş yapar, ne vazife görürsünüz “ diye soranlar olursa onlara sonsuz bir sevinçle içimiz taşarak ” bizim vazifemiz karakter yapmaktır, şahsiyet yaratmaktır “ diye cevap vermede saadet buluruz.”
Doğrusu,  “eğitim” siz bir  “öğretim” talebenin sadece kafasını doldurmaya çalıştığı, onun ruhunu ihmâl ettiği için hiçbir zaman kişilik sahibi bireyler yetiştirememiştir ve yetiştiremez de...
İnsan, para-pul, makam-mevki ile değil, kişiliği ile insandır. Ülkemizde olup bitenleri gördükçe şahsiyetli insanlara ne kadar ihtiyaç duyulduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Öyleyse gelin -çevreye bir şey diyemiyorsak bile- aile olarak çoluk çocuğumuza sahip çıkalım, öğretmenler olarak da bizlere emanet edilen gençlere bilgi öğretmenin yanında onlara şahsiyet eğitimi de verelim. Geleceğimiz buna bağlıdır. Yarın çok geç kalmış olabiliriz...

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları