Kararsız düşünceler ve gelecek

Hulki CEVİZOĞLU

Bir yılı daha geride bıraktık ve 2010’a girdik.
İnsanoğlu, her yeni yılın başında kendisini yenilemek, tazelemek istiyor. Hedeflerini gözden geçiriyor, yeni umutlara sarılıyor ve geçmişin muhasebesini yapıyor.
Bizler de geçmişe bakıp, kısa bir siyasal ve toplumsal muhasebe yapalım.
2009; Türkiye’nin medya devi Aydın Doğan’ın diz çökmesi ile sonuçlandı. Bugüne değin nice iktidarlara diz çöktüren Doğan medyası, AKP karşısında neredeyse çöküşün eşiğine geldi. Bunun hikâyesi uzun...
AKP Hükümeti’nin muhalifleri ve kendisini eleştiren medyayı “yok etme projesi” son darbesini de tamamladı. “Ya biat edersin ya yok olursun” düşüncesine karşı sadece Aydın Doğan’ın direnebileceğine ilişkin kararsız düşünceler vardı.
Doğan medyası ve (A. Doğan gibi istifa eden) Hürriyet’in Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, başlangıçta AKP’yi destekledi. 3 Kasım 2002’de ezici bir oy alan AKP’ye şaşıran Özkök, bir yazısında şunu itiraf etmişti:
“Yazı İşleri toplantısında herkes karamsardı. İçimizden ’Bereket Ordu var’manşeti atmak geldi. Sonra vazgeçtik.”
Özkök ve Doğan Grubu, daha sonra AKP’ye yanaşmak için çok çabaladı. Özkök’ün Recep Tayyip Erdoğan (RTE) ile görüşebilmek için ne çabalar harcadığını yine kendi köşesinden öğrenmiştik.

Zoraki Atatürkçü!..
Bu konudaki gelişmeleri iç ve dış olarak ikiye ayırmak gerekir.
İç olaylar: Grubun lider yayın organı Hürriyet önemliydi. AKP’nin baskısı ile Emin Çölaşan’ı attılar. Kurtulacaklarını sandılar, kurtulamadılar... Sonra Bekir Coşkun’u istifanın eşiğine getirip, yollarını ayırdılar. Kurtulacaklarını sandılar, kurtulamadılar... Ağır vergi cezaları altına girdiler. Birkaç gazete ve televizyonu AKP yanlılarına satarak kurtuluruz sandılar. Kurtulamadılar. Sonra sıra Aydın Doğan’ın kendisine ve yönetimdeki kızlarına geldi. Doğan istifa etti, kızları kısa süre sonra ayrılacağını açıkladı!..
Dış olaylar: Dışarıda ise önce Cem Uzan ve medyası yok edildi. Herkes seyretti. Hatta, Doğan Grubu, malları satılsa da alsak havasına girdi. Sonunda aldı da... Diğer muhalif medyaya Kanaltürk’e, ART’ye, Kanal B’ye karşı aramalar, tutuklamalar, maddi ve manevi baskılar karşısında ise güçlü ses çıkaramadı Doğan Grubu ve medyası... Kimsenin burnunun bile kanamadığı Cumhuriyet mitinglerini önce görmezden geldi Ertuğrul Özkök; sonra okuyucularının ve eşinin baskıları ile zoraki Atatürkçü oldu!.. Tüm Türkiye teslim alınırken bırakın yüreğini ortaya koymayı, hükümetle el altından anlaşma yolları aradı.
Ülkemiz, “Bir deli kuyuya taş atar kırk akıllı çıkaramaz” noktasına getirilirken; teröristler cirit atar, şerefli komutanların başına her türlü çuval geçirilirken de bekleneni veremedi.. Aman bizim başımıza da gelmesin, biz kurtulalım dedi. Kurtulamadı.

Verin onu bize!..
Çok önce de yazıp uyarmıştım. Bir kez daha yazayım.
Suç kimde ve nerede yitirildi bu savaş, görelim:
Otlakların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aslan sürüsünün de gözü öküzlerdeymiş.
Ancak, öküzler saldırı anında bir araya geldiği zaman, aslanların yapacak bir şeyi kalmazmış. Bu yüzden küçük hayvanlarla beslenmek zorunda kalan aslanlar, iyi beslenememeye başlayınca bir çare düşünmüşler. Topal aslan yanına bir iki aslanı da alarak, beyaz bayrak çekmiş ve öküz sürüsüne yanaşmış.
Öküzlerin lideri Boz Öküz ve yanındakilere tatlı dille konuşmaya başlamış:
“Saygıdeğer öküz efendiler. Bugün buraya sizden özür dilemeye geldik. Biliyorum bugüne kadar sizlere zarar verdik. Ama inanın ki, bunların hiçbirini isteyerek yapmadık. Bütün suç hep o Sarı Öküz’de. Onun rengi sizinkilerden farklı ve bizim de gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Biz de barışseverliğimizi unutuyor ve saldırganlaşıyoruz. Sizle bir sorunumuz yok. Verin onu bize, siz kurtulun, yine barış içinde yaşayalım.”
Boz Öküz ve heyeti bu sözler üzerine aralarında tartışmış ve teklifi haklı bularak, Sarı Öküz’ü vermişler aslanlara. Bir tek Benekli Öküz karşı çıkmış ama kimseye derdini anlatamamış.
Bir süre sonra aslanlar yine aynı yöntemle gelip, bu kez Uzun Kuyruk’u istemişler:
“Gördünüz mü ne kadar barış severiz. Sizi de kararınızdan dolayı kutlarız. Ancak, şu sizin Uzun Kuyruk var ya, kuyruğunu salladıkça nereden baksak görünüyor ve aklımızı başımızdan alıyor. Size saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Oysa sizler normal kuyruklusunuz. Verin onu bize, bu konuyu kapatıp, barış içinde yaşamaya devam edelim.”
Boz Öküz ve heyeti, Uzun Kuyruk’u teslim etmiş, yine Benekli Öküz karşı çıkmış. Uzun Kuyruk, aslanların pençesi altında can vermiş.
Bu olay sürekli tekrarlanmış, her seferinde farklı bahanelerle. Sonunda öküzler zayıflamış, aslanlar küstahlaşmış. Artık, hiçbir bahane ileri sürmeden, doğrudan müdahale ederek, “Verin bize şunu, yoksa karışmayız” demeye başlamışlar.
Birer birer aslanların pençesinde can verirken, Boz Öküz ve birkaç öküz kalmış geride. İçlerinden biri liderlerine, “Ne oldu bize, nerede kaybettik biz bu savaşı? Oysa, vaktiyle ne kadar güçlüydük” diye sormuş.
Boz Öküz, Benekli Öküz’ün sözlerini hatırlayarak, gözleri nemli “Biz” demiş, “Sarı Öküz’ü verdiğimiz gün kaybettik bu savaşı..”

  • Yorumlar 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Günün Karikatürü
Yeniçağ karikatur / Emre Ulaş